1 Mayıs’ın Kökenleri – Bölüm 2: Tamamen “Modern” Şehir & Öfkeli Kav Kuruyordu

Tamamen “Modern” Şehir

1886’da, yurt dışından bir yazar Chicago’yu bir cümlede yansıtmaya çalıştı: “Bunaltıcı bir kalın duman bulutu, meşgul, hızlı ilerleyen insanlarla dolu caddeler; geniş demir yolu yığınları, deniz taşıtları ve her tür trafik; paranın gücüne olağanüstü bir teslimiyet.”

Bugün bazıları; Haymarket etkinlikleri yüzünden 1 Mayıs’ın Amerikan icadı olarak anılması gerektiğini iddia ediyor. Bu durum pek çok sebepten dolayı gülünç. Bunlar arasında en gözle görüneni; Chicago’nun Kuzey Amerika topraklarından yükselmiş olabileceğidir fakat Chicago, bir dünya sisteminin işleyişi ile sanayi toplumunun mutlak sınırına kadar sürüklenmiş bir “yabancılar” şehriydi.

Engels o sıralarda ülkedeki yerli işçiler (beyaz Anglo) tarafından işgal edilen “özel” ve “aristokratik” pozisyonlar hakkında yazıyordu. Oysaki; özellikle Chicago gibi şehirlerde işçi sınıfının muazzam büyüklüğü, Almanya, İrlanda, Bohemya, Fransa, Polonya ve Rusya’dandı. Gelen göçmen dalgaları birbirlerini savurdu – getto tarzı kenar mahallelere sıkıştırıldılar, bir diğerini daha aşağıya çekmek için kullanılan etnik bir savaşa sokuldular.

Birçoğu, hayatta kalmak için yabancıların savaşına yem olarak atılan cahil köylülerdi. Ama sınıf savaşıyla çoktan kıvama gelen diğerleri de vardı. Özellikle Alman işçiler arasında bulaşıcı bir bilinç vardı, ki bu bilinç; öğrenilmiş, karışık deneyimlerle şekillenmiş ve hâkim dünya kurallarına karşı son derece düşmancaydı. Ve bu işçiler radikallerden nefret etmiş, korkmuş ve buna karşılık olarak da isimleri lekelenmişti.

Bir işçi kendini şöyle tanımladı: “‘Merkez Avrupa’dan gelen barbar, vahşi, bilgisiz eğitimsiz Anarşistler, özgür Amerikan geleneğimizin ruhunu kavrayamayan

adamlar’ – ben de bunlardan biriyim.”

Paris Komününden bir yıl sonra, 1872 kışında: binlerce insan evsiz kaldı ve Büyük Chicago Yangını sebebiyle açlık çekenler yardım için gösteri yaptı. Pek çoğu “Ekmek ya da Kan” yazılı pankartlar taşıdılar. Aldıkları şey kan oldu. Chicago Nehrinin altındaki tünele sıkıştırılan insanlara ateş edildi ve insanlar dövüldü.

1877: büyük bir grev dalgası demir yolu hatları boyunca yayıldı ve Chicago da dahil ana tren garlarında yapılan genel grevlere dönüştü. Özellikle de Marx ve Engels’in ilk Enternasyoneliyle bağlı olan Alman göçmenler arasında yeni bir radikal liderlik ortaya çıktı. Onların yanında yerli bir eylemci olan Albert Parsons duruyordu. Siyasi olaylar burada iki kıtadan; Avrupa’nın karışıklığından ve Birleşik Devletler’in kölelik karşıtı hareketlerinden yoğunlaşıyordu. Örneğin Parsons, köle özgürlüğünün gürültücü döneminde bir Radikal Cumhuriyetçiydi ve soylu Texas halkını, kendi çabası sonucunda ilham verici siyasi bir figür haline gelecek olan serbest bırakılmış melez bir köle Lucy Parsons ile evlenerek küçümsemiş oldu.

Chicago’da 1877’de yapılan büyük çaptaki grev mitingleri, polisin ateş açmasıyla dağıldı.

                               .

Öfkeli Kav Kuruyordu

Önceden Amerika’daki yaşam koşulları, özellikle yoksul göçmenler için, geride bıraktıkları ülkelerdekinden daha iyiydi. Sanayinin patlayıcı büyümesi ve kıtanın Meksikalı ve yerli insanlar tarafından sistematik olarak ele geçirilmesiyle, uzun süredir istikrarlı bir iş gücü açığı oluşmuştu, ki bu da biraz işsizlik ve nispeten yüksek ücret anlamına geliyordu. Ek olarak, Birleşik Devletler’in bu özel kaynağı -özgür (çalınmış) toprak- çalışan kesimin tümüne en azından mal mülk kazanma umudu verdi. Fırsat algısı ve hatta spekülatif çılgınlık, işçiler arasına derinden işledi.

Buna rağmen, 1800’lerde büyük değişiklikler bu tür “Amerikan Rüyaları” için maddi temelde kesildi.

Kapitalist sınıf, Güneyli köle sahiplerini daha on yıl önce yenilgiye uğratmıştı ve 1870’ler boyunca, o siyah derili sömürücülerine tekrardan daha “çağdaş” bir düzeni özümsetti. Yeni serbest bırakılmış köleler silahsızdı, tüm siyasi haklardan yoksun kalmıştı ve yarı feodal sistemin toprak kirasını ürünle ödeyen çiftçilik sistemi ile sınırlandırılmışlardı. Tüm ülke, siyasi rüzgarların yönünün Radikal Yeniden Yapılanmadan; yeni, muzaffer bir gericilik fırtınasına döndüğünü hissetti.

Hemen hemen aynı zamanlarda, “Kızılderili Savaşlarının” sonuncusu bitti. 1886 yılı, Geronimo’nun son pes edişiydi. Birkaç yıl içinde Oturan Boğa, Hayalet Dansı ayaklanması sırasında hükümet ajanları tarafından suikaste uğrayacaktı. Birçok işçi için Kızılderililerin bu son zaferi, sınır bölgesinin kapatıldığı anlamına geliyordu. Artık çalacak “özgür topraklar” yoktu, iş gücü fazlası için “güvenlik vanası” yoktu. Bununla birlikte, yıkıcı “Büyük Bunalım” 1873’de ortaya çıktı ve yirmi yıl boyunca sürdü.

İşsizlik patlak verdi. Önceden ustalık gerektiren işlerin makineleşmesi, işçi sınıfının yapısında tarihi değişiklerin olmasına yol açtı. Yoksulluk ve onun tüm çirkin yaraları, eşi benzeri görülmemiş şekiller aldı.

Kızılderilileri parçaladıktan, Meksika’yı soyduktan, köle sahiplerini bozguna uğrattıktan ve daha sonra köleleri aldattıktan sonra; Amerikan kapitalizmi, fabrikalarını ithal iş gücüyle doldurmaya başvurdu. Ama yine de yönetici sınıfı, bu sefaletin ortasındaki göz alıcı düzeni sağlamlaştırırken yeni hayaller düşlemeye başlayan kadın ve erkek işçiler vardı, Proleter hayalleri… Dillerin karmaşası arasında, bu hayaller ‘siyaset’ adı altında bir ifade buldu.  



Çevirmen: Almıla Cerit

Kaynak:  http://revcom.us/a/may1/haymark.htm

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları