1 Mayıs’ın Kökenleri – Bölüm 3: Yaklaşan Fırtına

1877’den sonra iki sınıf da yakında tekrar çatışma çıkacağını pekâlâ anlamıştı. Burjuvazi, bir “Amerikan Komünü’nün” yolda olduğunu gördü ve bunu bastırmanın kanlı yollarını hazırladı: Her büyük şehirde kale gibi cephanelikler inşa edildi, ulusal muhafızlar modern bir orduya dönüştürülüp modern silahlarla donatıldı ve tüm sanayi bölgelerinde kapitalistler serserilerden, muhbirlerden ve Pinkertonlardan oluşan büyük özel ordular kiraladı.

İşçiler de politik ve askeri olarak hazırlandı. Gizli topluluklar, işçi sendikaları ve işçi sınıfı partileri kuruldu ve içlerinde ezilenlerin gittikçe kötüleşen durumlarına nasıl karşılık vermesi gerektiğine dair tartışmalar verildi. Günümüzde “Amerikan emek hareketi” sözü şovenizm ve gericiliği çağrıştırdığından, o zamanlar sendikalardan yükselen radikal parlamayı hayal etmek zor gelebilir.

O zamanlarda sendikalar, fabrikalar içindeki yarı yasal (ya da tamamen yasa dışı) ağlardı. Polis rutin olarak işçilerin toplantılarını basar, onları döver ve organizatörleri hapse atardı. Frederick Engels şöyle yazar: “Sürekli bir gelişim ve devrim süreci içindeler; kabaran, heyecanlı, kendi doğasına uygun şekil ve formu arayan bir plastik madde kütlesi gibiler.”

O zamanlar grev yapmak toplumun tüm güçleriyle savaşa girmek demekti. Grev kırıcıların açlıktan ölen gecekondu sakinlerinden toplanması rutindi. Tamamen ekonomik meselelere odaklandığı bariz olan iş bırakmalar bile hemen umutsuz isyanlara dönüşür ve bulaşıcı bir hastalık kadar hızlı bir şekilde sınıfın tamamına yayılırdı.

Chicago, özellikle radikal bir manzara ortaya koydu. Orada devrimciler rekabet halindeki sendikaların en büyüğü olan Merkezi İşçi Sendikasının merkezindeydi. Bu çerçeve içinde, devrimciler tam anlamıyla öfkeli bir basın politikası yürüttüler. Albert Parson’ın iki haftada bir çıkan gazetesi Alarm’ın İngilizce konuşan 2,000-3,000 okuyucusu vardı. August Spies, Alman günlük gazetesi Arbeiter Zeutung‘u 5,000 tirajla basmıştı. Bunların dışında birkaç devrimci organ da değişik zamanlarda ortaya çıktı. Hararetli polemikler ve kışkırtma işçiler arasında üç dört dilde alevleniyordu.

1885’te Chicago Merkezi Sendikası tarafından alınan bir karar hakim ruh halini yansıtıyor: “Maaş alan sınıfı acilen silahlanmaya çağırıyoruz; silahlanma yoluyla onları sömürenlere karşı kendi başına etkili olabilecek kadar güçlü bir argüman ortaya koyulabilir: şiddet.”

Bu çağrılar yerini bulmuştu. Chicago’da ezici çoğunluğu Alman olan bir işçi çekirdeği, işverenlerin özel ordusunun şiddetine karşılık vermek için Lehr und Wend (Çalışma ve Direniş Dernekleri) denen silahlı milisler oluşturdu. Anadili İngilizce olan işçiler için kurulan English Club, Çekler için kurulan Bohemyalı Keskin Nişancılar ve Fransız bir grup da onlarla birlikteydi.

On bölük kayıtlara geçti, çoğu da Avrupa ve Amerika’daki savaşların gazileri tarafından yönetiliyordu. Beklendiği gibi, burjuvazi 1879’da bu isçi milis birliklerini yasaklayarak yanıt verdi ve Amerikan demokrasisinde geniş ölçekli bir ders kendini gösterdi. Burjuva orduları bariz biçimde her yönden güçlendirilirken, işçiler meseleyi Yüce Divan’a kadar götürdü ve “Anayasaya dahil silah bulundurma ve taşıma hakları” reddedildi. Silahşörlük geleneğinin halen yaşadığı bir Amerika’da böyle bir karar gerçekten şok edici bir örnekti. Bazı silah kulüpleri dağıldı, diğerleri yer altına indi.

Bu arada, radikal işçi sınıfının artan gücü seçim çalışmalarının bariz başarısızlığına paralellik gösterdi.İşçi sınıfının istekleri sandıkta en adi yollarla bastırıldı: şişirilmiş oylar, rüşvet ve polis saldırısı.

Nihayetinde 1877deki kanlı çarpışmalar ve karmaşık sonuçlarıyla birlikte özellikle Chicago’da kümelenen proletaryanın önemli bir bölümü Amerikan anayasal sistemine bir özgürlük aracı olarak güvenmemeye başladı. Onlara başbelası unsur deniyordu; bir burjuvanın kızgın anlatımı şu yöndeydi: “Rus nihilistleri ve Fransız komünistleri gibi silahlanıp donanmış örgütler halinde gizli toplantılar yapan, çoğunlukla cahil alt sınıftan Bavyeralılar, Bohemyalılar, Macarlar, Almanlar, Avusturyalılar ve benzerlerinden oluşuyorlar. Kendilerine sosyalist diyorlar. Amblemleri de kızıl.”

Maalesef o zamanlarda örgütlenen temel sosyalist parti olan Socialist Labor Party, seçim meydanına tapan ve silahlı mücadeleyi reddeden reformistlerin kontrolüne geçti. Bu erken dönem revizyonistleri bazen Karl Marx’ın yoldaşı olduklarını iddia etse de onlar tıpkı Marx’ın “Ejderha dişi ektim ve pire topladım” dediği tiplere benzerlerdi. SLP, silahlı işçilerin parti imajı için kötü olduğunu iddia ederek Lehr und Wehr işçilerini ihraç etti.

En devrimci fikirli işçiler arasında etkili olan sosyalist ideoloji, özellikle sendikalist bir form olan “Chicago Fikri” ile örgütlenen anarşizmdi.

 

Çevirmen: Berke Cangür

Kaynak: http://revcom.us/a/may1/haymark.htm

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları