19. Yüzyıl Operası – Bölüm 2

Bestekârın Yükselişi

Ünlü şarkıcılar büyük bir cazibe gücü olmaya devam etseler de, bestekârların önemi 19. yüzyıl boyunca arttı. Richard Wagner ve Giuseppi Verdi aynı anda hem birer bestekâr hem de ulusal bir kahramandı.

Almanya’da Wagner, İtalya’da Verdi, Rusya’da Mussorgsky ve sonraları da Çekoslovakya’da Janacek olmak üzere hepsi opera ve müziği bir ulusal kimlik ifadesi olarak kullandılar. Bu ifadenin teması da 19. yüzyılın sonunda özel bir önemi olan Avrupa ülkelerini kapsıyordu. Örneğin Rusya’daki baskın kültür daima Fransız asıllı olmuştu ve o zamanlarda Rus kültür kimliğine karşı keşfetme ve destekleme yollu büyümekte olan bir ilgi vardı.

Rossini

Rossini bir İtalyan kasaba tellalının oğluydu. Kendi döneminin en ünlü, en çok taklit edilen ve en çok rağbet gören ismiydi. Yirmisinde ünlendi, bestecilikten ise tam da şanının en parlak olduğu otuz yedisinde emekli oldu. Yirmi yılda toplamda kırk opera yazdı.

Gioacchino Rossini’nin bestelediği William Tell’in kostüm tasarımının renkli baskısı, 19. yüzyıl

Rossini’nin başarısı, güldürülü operaya tıpkı trajik operada olduğu gibi aynı ifade ve teknik vokal rağbeti getirmek olmuştu. En bilindik operası Sevil Berberi’ni yalnızca on üç günde yazdı. Opera, baş şarkıcılardan biri sahnedeki gizli kapılardan birine düşüp fena halde yaralanınca, felaket bir ilk prömiyer yapmıştı.

Rossini, insanların zihninde geleneksel hikâyelere dönüşen bir yığın opera yazdı. Offenbach gibi operetta* bestecileri de, yüz yılın sonraki dönemlerinde aynısını yapacaklardı. Bunların arasında, Rossini’nin Külkedisi versiyonunu masalsı unsurları ve dönüşüm sahnelerini sonsuz kılık değiştirmeler uğruna terk ettiği Cenerentola’yı, ilk olarak İngiltere’de 1820’de sundu. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse prens ve ona eşlik eden herkes gizlenmişti.

Rossini’nin William Tell operası ilk olarak 1829’da Paris’te ve 1830’da Londra’da sunuldu. Operaların inanması güç hikâyeler olduğuna dair genel kanının aksine gerçek hayattan kopup gelen bu eserler, birçok Avrupa ülkesinde yükselmekte olan milliyetçiliği yansıtmaktadır –ki bu da 1820’de yine Avrupa’da yükselişe geçmiştir.

William Tell; İsviçreli vatansever Arnold’ın Avusturyalı Mathilde’ye olan aşkını, Tell’in oğlunun başındaki elmayı vurması ile birlikte merkezi bir hikâye olarak Avusturyalılara karşı İsviçre ayaklanmalarını içeren bilindik efsaneleri anlatmaktadır. Bu, kendisiyle genellikle ilişkilendirilen canlı güldürü operalarından çok uzak bir alanı ele alan en iyi işlerinden biriydi ve aynı zamanda da Rossini’nin son operasıydı. Hatta William Tell’in giriş müziği, batıda meşhur Maskeli Süvari’nin tanıtım müziği olarak 1950 ve 1960’larda televizyon seyircilerine oldukça aşina hale geldi.

George Eksts, Richard Wagner’ın fotoğrafı, 19. yüzyıl. Müze numarası: S.138:30-2007

Wagner

Wagner’ın Tannhauser ve Lohengrin gibi büyük destansı işleri ve Ren Altını, Valküreler, Siegfried  ve Götterdämmerung [Ç.N. – Tanrıların Şafağı] olmak üzere dört operadan oluşan Nibelung Yüzüğü adlı opera serisi Alman efsaneleri ve hikâyelerinden gelmektedir.

Wagner’ın bestelediği Nibelung Yüzüğü’nde Brunnhilde rolünde Rita Hunter, 1973

Wagner, operanın görsel anlamda bağlayıcı unsurlarını sağlama alabilmek adına bir yapımın tüm unsurlarına (müzik kontrolü, kostüm, dekor ve şarkıcılar) tam anlamıyla bağlı kalan ilk bestecidir.

Nibelung Yüzüğü yaklaşık olarak on sekiz saat sürmektedir ve bir karakter ya da düşünceyle ilişki tema ve nakarat bağlantıları kullanan ilk operadır. Operalar, ince elenip sık dokunmuş metinlerin anlatı, diyalog ve orkestra bütünlükleridir ve şeklen aryaları* barındırmazlar.

Nibelung Yüzüğü birçok eleştirmen tarafından yalnızca tanrılar ve insanlar hakkındaki bir hikâye olarak değil, aynı zamanda da insani durumların keşif ve yansıtılışı olarak da görülmektedir. Ayrıca bu eser farklı zamanlarda sosyalist, faşist, Nazi ya da Jungvari olarak da nitelendirilmiştir.

Wagner’ın bestelediği Nibelung Yüzüğü’nün London Coliseum gösteriminde Siegfried rolünde Alberto Remedios, 1973

1973’te Sadler’s Wells Tiyatrosu Wagner’ın bütün bir Nibelung Yüzüğü’nü İngilizce olarak sahnelediğinde, bütün biletler satılmıştı bile. Fotoğraftaki büyüleyici bilim kurgu sahne Ralph Koltai tarafından tasarlandı.

Sahnede, tüm o ihtişamlı dekor; parlak metal  küre ve çubuklar, şeffaf plastiklerle desteklenen kostümler ve Glen Byam Shaw’un yapımıyla birlikte, Wagner’ın figürlerinin alışılmamış türden bir insanlık ile hareket ettiği zamansız bir dünya yarattı. Sanki Tolkien, Star Wars ile birleşmiş gibi; hem 1960’ları hem de Apollo’nun Ay’a inişini yansıtıyordu.

Brunnhilde performansı, Rita Hunter’ı süperstarlığa taşıdı. Pırıl pırıl, capcanlı sesi romantik olmayan görüntüsünün üstesinden geldi ve Sadler’s Wells Tiyatrosu’nda bir idol oldu. Siegfried rolündeki Alberto Remedios ile (Merseyside’da şan öğrenciliği zamanlarında tanıştılar) tutku dolu uyumu ise bir eleştirmen tarafından “yoğun tutkularıyla neredeyse sahneyi tutuşturacaklardı” şeklinde yorumlamıştı.

Wagner’ın bestelediği Valküreler’in Covent Garden gösterimi öncesi provalarının çizimi, Londra, Mayıs 1927

Covent Garden’daki Wagner’ın Valküreler’inin provalarının bu renkli çizimleri 1927’de yayınlandı. Başlık, yapımın teknik yönleri ve bir teatral gösteri için bir araya gelen tüm karmaşık unsurları (ışıklar, manzara, ekipmanlar, köprüler ve teknik, müzikal ve sahne arkası çalışanları, oyuncular gibi) hakkında fazlasıyla bilgi veriyor.

Sağ kısımdaki ikinci kat kanadını temsil eden (sahne dekoru taraflara ayrılmıştır) dekor “RHEIN Sc 2 PS 2” şeklinde isimlendirilmiştir. Oyuncuların solunda izleyicilere bakan tarafta ise Ren Altını’nın ikinci perdesi (operanın ilk kısmı) yer almaktadır. Mızrağını savuran şarkıcı muhtemelen bütün Brunnhildeler arasında en iyilerinden birisi. Frida Leider ve dört kız ise diğer Valküreler. Hepsi 1920’lerin modasına uygun, boynuzlu başlıkları ve metalden göğüs koruyucuları ile, gösteri içinde heybetli mızrak savuran Valkürelerin tamamen zıttı bir şekilde giyinmektedirler.

Verdi

Verdi, İncil hikâyelerinden modern meselelere kadar geniş bir konu aralığında yirmi sekiz adet opera yazdı. Operalarının birçoğu yüzeysel hikâyenin çok ötesinde anlamlar taşımaktadır. Nabucco operasında, Mısır’da esir olarak tutulan Yahudiler ve İbrani kölelerinin meşhur korosu, İtalya egemenliğindeki Avusturya’ya karşı bir ima olarak görülmekteydi. Öte yandan La Traviata operası ise bir tür ahlak anlayışı keşfiydi.

Verdi’nin La Traviata’sında sahne alan Maria Callas (1923-1977), Royal Opera House, Covent Garden, Londra, 1958 civarı

Dumas’nın romanına dayanan Kamelyalı Kadın operası, şaşırtıcı bir şekilde, 1853’teki ilk gösterisinde bir felaketle sonuçlandı. Başlığı “Yanlış yola sapmış kadın” olarak çevrildi ve de baş karakter ise bir fahişedir. 1856’da İngiltere’da La Traviata ilk defa sahnelendiğinde, bu çok sarsıcı olarak değerlendirilmişti. Oyun, Viktorya Dönemi izleyicisinin duygularını incitmemek adına, modern olanına kıyasla tarihi bir dekorla verildi. Verdi’nin müziği İtalya’da oldukça popülerdi ve kuryeci çocukların kendi aryalarını fısıldadığını duyduğunda işini doğru yaptığını anladığını söylemiştir.

Ernani

Verdi’nin beşinci operası Ernani, ilk olarak 1843’te sahnelenmiştir. Verdi’ye uluslararası bir şöhret kazandırmış ve kendisinin Londra’da sergilenen ilk operası olmuştur. Operanın karışık olay örgüsü “üç adamın bir kadına âşık olup onun için tartışması ve aşklarını haykırmaları, mantıklı davranamamaları” olarak tanımlanır. Üçü de birbirine nefretle meydan okur ve birbirlerinin yıkımı konusundaki istekleri üzerinde anlaşırlar. Ernani kendisini ve kadın kahraman Elvira’yı zehirler; vücudu da kederden bitap düşer.

Bu kartpostallar opera sahnelerinden bir sıra oluşturmaktadır. Tam tarihi, kartpostalların hızlı iletişim yolu olarak görüldüğü ve gayretle biriktirildiği yirminci yüzyılın başlarındaki zamanlara dayanmaktadır. Oyuncular zamanın tipik opera kostümlerini giymektedirler. Erkekler “Tudorbethan” (Tudor ve 16. Yüzyıl Elizabeth Dönemi kostümlerinin bir birleşimi) tarzında giyinirken; baş kadın oyuncu ise yirminci yüzyıl tarzı sert kesimleri olan korse ve etek giymektedir, kemeri ise “orta çağ” modasındadır; 16. yüzyıla ait tek şey de elbisesinin kollarıdır. Çağın bütün tiyatro kostümleri, tasarlandıkları ve erken yirminci yüzyıl zevkine hitap eden dönemin özelliklerini taşımaktadır. Bu nedenle de bugün olduğundan daha çok “dönemsel” gözükmektedirler.

 

*Operetta: Operanın daha hafif ve güldürüsel versiyonu

*Arya: Bir opera yapıtında, solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, genellikle kendi içinde bütünlüğü olan şarkı.

Çevirmen: Berna Ece Gündüz

Kaynak: http://www.vam.ac.uk/content/articles/0-9/19th-century-opera/