Ahlaki Panik Mi? Hayır. Karşı Çıktığımız Şey Kadının Pornografikleştirilmesi

Şirket medyasıyla mücadele eden feministleri, sağın cinselliği denetleme çabaları ile karıştırmayın.

Son yıllarda “Cinselleştirme” çok tartışılan bir konu haline geldi ve cinsel nesneleştirmeye karşı çıkan feministlerin ”ahlaki panik” e yol açtığı varsayımı göze çarpan bir özellik oldu. Sosyolog Stanley Cohen 1972’de bu terimi sunduğundan beri, terim; geleneksel ahlaki standartlara meydan okuyan bir grubu kötülemek için başka bir ”sorun” yaratan muhafazakârları eleştirmenin kısa bir yolu olarak kullanıldı.

Anlaşılan o ki artık feministler ‘’cinselleştirilmiş” imgelerin çoğalması konusunda gereksiz paniğe sebep olan muhafazakârlar, değişimi haksız yere kötüleyen ilerici güç de bu toplu imgeyi üreten kurum-kontrollü medya endüstrisiymiş. Ne garip bir dönüşüm.

Toplumun cinselleştirmesine karşı çıkan feministlerin ahlaki paniği körüklediğini ileri sürmek, politik olarak ilerici bir hareketi, sağ kanadın cinsel hareketi denetleme girişimi ile karıştırmak demektir. Biz, elbette, İngiltere’deki güncel tartışmalardaki böyle muhafazakar bir diziyi görebiliyoruz: koalisyon hükümetinin müdahaleleri; kız çocuklarına cinsellikten sakınma derslerinin verilmesini ve kürtaj haklarına saldırıyı içeriyor. Fakat pornografiye karşı örgütleyen feministler, cinsel içerikli kadın imgelerinin ahlaki çöküşe neden olduğunu savunmaktan çok; kadınların koşulsuz cinsel varlıklarının ve obje statülerinin söylentilerini devam ettirdiklerini ve böylece kadınların cinsel özerkliklerini, fiziksel güvenliklerini, ekonomik ve sosyal eşitliklerini zayıflattığını belirtir. Kadınlara verilen zarar ahlaki bir zarardan ziyade politiktir ve herhangi bir analiz, bizim görsel manzaramızın kurumsal kontrolü eleştirisine dayandırılmalıdır.

Sol, medyanın kapitalist sahipliğine karşı mücadelesi ile uzun bir geçmişe sahiptir. Karl Marx’tan Antonio Gramsci’ye, Noam Chomsky’ye; solcu düşünürler kurumsal medyayı kapitalist düşünceler ve değerler için bir propaganda makinesi olarak gördüler. Seçkinlerin ideolojilerini yaygın hale getirerek, kurum-kontrollü medya, seçkin sınıf için muazzam zenginlik oluşturan ürünlerin tüketimine bağlı bir mutluluk ve başarı imajı satarak kişiliklerimizi işçiler ve tüketiciler olarak şekillendiriyor. Farklı görüşler ya alaya alınıyor ya da en iyi ihtimalle marjinalize ediliyor.

İlerici çevrelerden hiç kimse, bir an bile, kurumsal medyaya yönelik eleştirinin ahlaki bir paniğe dönüşeceğini ileri sürmemiştir. Chomsky,  bildiğimiz kadarıyla, asla bir ‘ahlaki girişimci’ olarak adlandırılmadı ama yine de cinsiyetçi imge üreten şirketlere karşı örgütlenenlerimiz, ahlaki paniği körükleme iddiasıyla sürekli göz ardı ediliyor.

Endüstri tarafından oluşturulan kadınsal imge, kadın olmanın öbür yollarına yer bırakmayarak, şimdilerde batı toplumunda egemen oldu. Giysiler, kozmetikler, diyetler, spor salonu üyeliği; kuaför, ağda ve manikür gezileri bir sürü paraya mal oluyor. Bu karanlık ekonomi zamanlarında bile, kadınlar en ciddi maddi sıkıntılarını yaşarken, İngiltere güzellik sektöründe patlama yaşanıyor.

Kadınları kendilerinden nefret etmesi büyük bir iştir ve küresel kapitalist bir sistemi destekler; ancak işe bakın ki gelişmekte olan ülkelerdeki kadın emeğinin ağır bir şekilde sömürülmesine dayanmaktadır. Yetmezmiş gibi, bu düşük ücret alan kadınların çoğu, maaşlarının önemli bir kısmını onlara kötü şartlarda çalıştıkları iş yerleri dışında sosyal statü vadeden cilt beyazlatma ürünlerine harcıyor.

Batıda, estetik ameliyatı giderek normalleştiriliyor. Geçen sene İngiltere’de, neredeyse 9.500 kadın göğüs büyütme ameliyatına girdi ve labiyoplastilerin sayısı beş senede üçe katlandı. Bir estetik cerrah, kendi web sitesinde labiyoplastiyi yararlı bir şekilde açıklar ”kişinin isteğine göre uzamış veya eşit olmayan labial minorayı (küçük iç dudaklar) lazerle küçültebilir… labiyoplasti ile şekillendirerek kadınların arzularını gerçekleştirebiliriz”. Bu cinselleştirilmiş bir kültürde yaşamanın kanıtı değilse, nedir?

Cinsiyet ve cinsel kimliklerini oluşturma sürecinde olan kızlar ve genç kadınlar için, hiperseksüaliteye uymanın duygusal yükü muazzamdır. Biz, kimliğimizi çevremizdeki kültür ile olan karmaşık etkileşim süreçleri sayesinde kurarız ancak günümüzde hiperseksüalite imgeleri hakimdir. Eğer bir kız Beyoncé, Miley Cyrus, Lady Gaga, Rihanna veya Britney Spears’ın ona göre olmadığını fark ederse nereye gider?

Amerika Psikoloji Birliği tarafından kızların cinselleştirilmesi üzerine yapılan bir çalışmada ”bilişsel işlev, fiziksel ve zihinsel sağlık, cinsellik, tutum ve inançlar gibi çeşitli alanlarda olumsuz etkilere sahip olduğunu” tespit etmiştir. Bu etkilerin bazıları; riskli cinsel davranış, yüksek oranlarda yeme bozuklukları, depresyon ve öz saygı düşüklüğü ve düşük akademik performanstır. Elbette, direnen kızlar var, ancak kabul edilen kadınsı görünüme uymayanların ödeyecekleri gerçek sosyal bedeller vardır.

Bu hafta sonu feminist eylemciler kültürün pornografisi üzerine bir konferansa ev sahipliği yapıyor. Bu süreçte, Londra Playboy Kulübü ve Miss World güzellik yarışmasının dışında, kurumsal çıkarlar ve kadınların nesneleştirilmesi arasındaki ilişkiyi vurgulamak için toplumsal protestolar düzenlendi. Kadınsılığın giderek daha dar ve kısıtlayıcı imgesine karşı mücadele, medyanın demokratik mülkiyeti ve kontrolü için verilen ilerici savaşa ayrılmaz bir şekilde bağlıdır. Bu siyasi bir mücadeledir. Feministler haklı olarak endişeliler, ancak paniklemiyoruz. Örgütleniyoruz.

Yazar: Gail Dines & Julia Long

Çevirmen: Ece Çatak

Kaynak: www.theguardian.com/commentisfree/2011/dec/01/feminists-pornification-of-women

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları