Amerikan Rüyası Sonumuz Olacak – Bölüm 1

Yeniden küçük bir çocuk olduğunuzu düşünün; mahallenizde limonata satmak istiyorsunuz. Ve küçük limonata standınızı kurup pastel boyayla yazdığınız kartonunuzu asıp işe başlıyorsunuz. İlk gün biri gelir ve limonata alır. Sonra, ikinci gün, iki kişi gelir. Üçüncü gün, üç kişi; dördüncü gün, dört… Bir ay içinde artık her gün düzinelerce insana limonata servis ediyorsunuzdur ve talep de gittikçe artmaktadır.

Ama daha bile iyisi, tüm mahallenizin sizin tatlı limon suyunuzu içmek istemesinin yanı sıra limonların fiyatı sürekli ucuzlamakta gibidir. En başta bir dolara 5 limon alıyorsunuzdur, diğer hafta ise bir dolara sekizini alabilirsiniz. Bir sonraki hafta ise 1 dolara 12 limon ve bu şeklide devam eder. Birkaç ay içinde siz, para basan bir limonata makinesi olmuşsunuzdur.

Tabii, büyülü limonata hakkında mahallenize haberler yayılır. Ve kısa bir zaman içerisinde diğer çocuklar da limonata stantlarını sizin standınızın etrafına kurmuşlardır.

Ama hiç fark etmez, talep gittikçe büyümektedir. Bu yüzden diğer çocukları hoş karşılarsınız. Şöyle dersiniz onlara; “Burası fırsatların mahallesi, burada herkes limonata satıp para kazanabilir.” Bu sırada, sanki bir sihir gibi, her gün daha fazla insan limonata için gelmekte ve limon gittikçe ucuzlamaktadır.

Siz ve diğer çocuklar, bir şeyi fark edersiniz: Bu mahallede para kazanmamak mümkün değildir. Para kazanamamanın tek yolu, tembel ya da bütünüyle beceriksiz olmak olabilir. Limonata fırsatlarınızı sınırlayan tek şey zaman ve bu işe vermeye gönüllü olduğunuz enerjidir. Sınır gökyüzüdür ve sizinle limonatayla zenginlik hayallerinizin arasında duran tek şey sizsinizdir.

Doğal olarak mahallenin etrafında bir kültür gelişmeye başlar. Konuşmaların konusu çok fazla limonata satan ve pek satamayan çocuklar arasında çeşitlenir:

-Şu çocuk bir dahi, günde 20 saat boyunca limonata satmakta,

-Şu çocuğa bak bir de, çölde buz gibi suyu satamayacak bir ezik, muhtemelen limonata zulasının yarısını içtiğinden bahsetmiyorum bile.

Çocuklar hayatı oldukça basit bir biçimde görmeye başlarlar; insan hak ettiğini alır. Ya da daha basit haliyle, insan aldığını hak eder. Ve eğer daha iyisini istiyorlardıysa, daha zeki olmalı veya daha çok çalışmalılardı.

Zaman geçiverir ve şimdi günde binlerce müşteriye hizmet eden büyülü limonata mahallesinin haberleri geniş çapta yayılmaktadır. Çocuklar, bu limonata dünyasında kozlarını oynamak için uzak mahallelerden otobüsle gelip gitmektedirler. Bu çocuklar, en kötü işleri yapmaktalardır; limonları sıkmak ve çöpleri atmak. Çünkü bu fırsatlarla dolu limonata mahallesinde ilerleyip paralar kazanmaları an meselesidir.

Bu, aylarca devam eder ve mahalledeki çocuklar başka bir şeyi fark ederler; mahalleleri özeldir. Tanrı tarafından seçilmiş gibi görünmektedir. Sonuçta, şehrin her tarafından sırf birkaç damla limonata satmak için çocuklar otobüslerle geliyorsa, mahalledeki fırsatlara dair fazlasıyla özel bir şey vardır. Buradaki çocukların artık çok daha fazla parası vardır ve diğer yerlerdeki çocuklara kıyasla iki kat çalışmaktadırlar. Burası kesinlikle istisnai bir yer olmalıdır.

Ama sonra bir gün, iş değişmeye başlar. Önce, şehrin karşısındaki Japon çocukların yarı fiyatına iki kat limonata üretmeyi becerip, yarışılamaz hale geldiğini duyuyorsunuz. Sonra, fakir Çinli çocukların fiyatlarınızı mahvettiğini ve müşterilerinizi çaldığına, stantlarına yoğun bir müşteri akını olduğuna dair söylentileri duyarsınız.

Fakat ikinci olarak, başarılı limonata tüccarları gezip, daha az başarılı stantları satın alırlar. Bu şekilde yüzlerce bağımsız limonata tüccarı çocuk yerine, limonata piyasasının çok büyük kısmını kontrol eden bir düzine aşırı zengin çocuk olur ve harcamaları kısmak ve yatırımcılarına iyi dönütler verebilmek adına çalışanlarına aynı iş için daha az para ödemeye başlarlar. Ama bu olanları çocuklara haber vermek yerine, onlara sadece daha sıkı çalışmalarını söylerler. Sonuçta insanlar kazandıklarını hak ederler, öyle değil mi?

Başlarda yavaşça gelişir. Ama sonra gerçeklik kaçınılmaz hale gelir; mahalledeki çocuklar artık daha sıkı ve uzun çalışmalarına rağmen daha az para kazanmaktadırlar.

Ama inandıklarımız, gerçekliğin ardında kalır. Büyük oranda kilo vermiş insanlar hala kendilerini kilolu ve çirkin görmektedirler. Gençken paryalanan o insanlar, diğerlerinin onları kabullenmeyeceğini düşünen sessiz yetişkinlere evrilirler.

Ve kültür de bundan farklı değildir. Limonata stantlarının ekonomik gerçekliği artık başka bir şeye dönüşmüştür ve bu parlak bir manzara değildir. Ama çocuklar inatla inanmaya devam ederler; esas kültür aynı kalır.

Sonuç olarak suçlama oyunu başlar. Sonuçta hatalı olan şey inançlar olamaz, her şeyi mahveden başka biri olmalıdır.

Bulundukları yeri limonata yapıp sokakta tüccarlık etmeye zaman ve para harcayarak kazanmış olan bu çocuklar, satış yetkisi olmayan çocukları kendi şanssızlıklarından kendileri sorumlu olan bayağı avanaklar olarak gördüler. Elde sıfırla başlayan çalışkan çocuklar, limonata işlerinin ilki olan çocuklara baktılar ve onları yetkili ve tersliklere hazırlıksız oldukları için suçladılar. Çok geçmeden tüm mahalle birbirine düştü ve kendi kendini yok etmeye başladı. Savaş sınırları çizildi, ayrılıklar doğdu. Ayrılıklar politik, aşırı, ateşli ve çelişkiliydi. Yine de altında yatan varsayım sabit kaldı. Dünya değişti fakat bu varsayım daim kaldı.

 

Yazar: Mark Manson

Çevirmen: Eylül Uşaklı

Kaynak: https://markmanson.net/american-dream

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları