Amerikan Rüyası Sonumuz Olacak – Bölüm 4

"Ama rüzgâr tersine döndüğünde fırsatlar artık orada olmayacak, yani aynı inançlar oldukça tehlikeli hatta yıkıcı olacak."

1. Amerikan rüyası insanların her zaman hak ettiklerini aldıklarına inanmalarına sebep oluyor. Amerikan rüyası özünde psikologların “Adil Dünya Hipotezi” dediği olgunun başka bir biçimi.

Adil Dünya Hipotezi insanların hak ettiğini aldığını söyler. Kötü şeyler, kötü insanların, İyi şeyler, iyi insanların başına gelir. Kötü şeyler nadiren (o da eğer olursa) iyi insanların başına gelir, bilakis, iyi şeyler de nadiren kötü insanların başına gelir.

Ama yine de Adil Dünya Hipotezi’nde birkaç problem var a) yanlış b) ona inanıyor olmak seni anlayışsız bir şerefsiz haline getiriyor gibi bir şey.

Hepimizin, hayatımızın bir noktasında büyük oranda ağzımıza sıçılacak. Bu bir araba kazası, kanser, silahlı soyguna maruz kalmanız ya da fıstık ezmesine karşı geliştirdiğiniz felç edici korku olabilir. Hepimizin, kendi özel, özel kar tanesi yolumuzla hayatımıza sıçılacak.

Hepimiz bunu bir açıdan kabulleniyoruz ama Amerikalıların %25’inden fazlasının hiçbir birikimi yok. Hiç. Ne dediğinizi biliyorum; “Düz akran televizyonlarına o kadar para harcamasalardı.” Ve belki haklı olduğunuz yanlar vardır. Ama işçi piyasası şuan hep düşük. Reel ücret 50 yıldır durgunlaşıyor. Yani işler berbat. Limonata müşterileri gelmeyi bıraktı ve bu her şeyi değiştiriyor. Çünkü bu şu anlama geliyor; insanlar daha önce çalıştıkları kadar sıkı çalışabilirler ve sonları yine de daha kötü olabilir.

İşte sizi şoke edecek bir istatistik; Evsizlerin %45’inin bir işi var. Hani senin favori parkında bankta uyuyup kedi sidiği gibi kokan ve senden bir dolar istediğinde “kendine iş bul!” diye bağırdığın adam var ya? Evet, olasılıklara bakarsak zaten bir işi var, gerzek seni.

2. Amerikan rüyası insanların başarıları kadar değerli olduğuna inandırıyor: Eğer herkes hak ettiğini alıyorsa o zaman insanlara başlarına gelenlere göre davranmalıyız. Böylece başarı, insanı bir ermiş, herkesin takip etmesi gereken bir rol model yapar. Başarısızlık ise insanı bir paryaya ve insanların ne olamamaları gerektiğine dair bir örneğe dönüştürür.

Bu insanların Kardashian’ların ün ve para dışında bir sebepleri olmaksızın göklere çıkartıldığı ve savaş gazileri, 11 Eylül olaylarının ilk muhabirleri ve hayat değiştiren öğretmenler gibi insanların kısmen yok sayıldığı ve bazı durumlarda ölüme terk edildiği aşırı sığ ve üstünkörü bir kültür yaratıyor. Dile getirilmeyen sanı şu ki; madem o kadar harikaydılar, kendilerini idare edecekleri para ne cehennemde?

Kolay kazanılmış paraya konulurken ve yeni iş ve yeni endüstriler köpeğin kıçındaki kıllar gibi filizlenirken hak ettiğimizi aldığımıza inanmak iyi hissettiriyor. Yükselen bir akıntı tüm gemileri yükseltir, derler. Ve eğer gemimiz yükseliyorsa, bunun sebebinin bir avuç taşaklı kabadayı olmamız olduğunu varsaymak oldukça iyi hissettiriyor.

Ama gerçek şu ki; insanlar hep hak ettiklerini almazlar. İyi insanların başına kötü şeyler gelebilir. Sıçıp batırabilir, hata yapabiliriz. Her birimiz bir kusur, bir iz veya bir hatanın acısını çekiyoruz. Ve her şey iyiye giderken bizi iyi hissettiren bu aynı inanış, her şey o kadar da iyi gitmezken kendimizden utanmamız ve kendimizi şeytani varsaymamıza sebep olan şey ile aynı.

3. Amerikan Rüyası insanların diğerlerini sömürmeyi meşrulaştırması için dolaylı yoldan cesaretlendiriyor. Birkaç yıl önce, bir arkadaşım işlemediği ciddi bir suç ile suçlandı. Bir avukat tuttu, mahkemeye gitti ve suçsuz bulundu.

Yaklaşık 6 ay sonra tüzel bir ofisten mahkemede suçsuz bulunduğu aynı suça ilişkin onu dava etmekle tehdit eden bir mektup aldı. Avukatına danıştığında, avukatı bunun basitçe bir korkutma taktiği, belki insanları tekrar mahkemeye gitmek yerine durumlara dair para ödemekle korkutan otomatik bir mektup olduğunu söyledi.

Bunun hakkında bir saniye düşünelim. Burada belediye binasına gidip önemli suçlardan beraat etmiş insanları araştıran bir (ya da bir takım) avukat var. O zaman bu avukatlar, konuya ilişkin insanlara dair bir şey bilmeksizin aklanmış kişiye bir mektup gönderip onları dava etmekle tehdit eden ve belki onda biri ve ya yirmide birinin avukatın gitmesi için para ödeyecekleri kadar korkmuş olmalarını umuyorlar.

Bu bütünüyle bir sömürü ve hastalıklı olan şey şu ki, bütünüyle yasal. Aslında bunu yapan avukatlar muhtemelen hatırı sayılır bir para kazanan, iyi arabaları olan ve iyi muhitlerde yaşayan, gazeteleri getirirken ve köpeğinizi severken son spor skorlarına yorum yapan lanet olası hoş adamlar.

Ama asıl oldukları şey, pislik herifler. Yazarken sinirleneceğim kadar pislik herifler.

Ama insanlığın sosyoekonomik başarı düzeyine bağlı olduğu, “güç, yaptırım doğurur.” gibi bir prensibin şahlandığı kültürde eğer ben bir şekilde senden para alıyorsam, daha iyi bilmediğin için suçlu olan yine sensin.

Şimdi; limonata standlarının trajedisiyle birlikte, fırsatları tükeniyor, insanların durdukları yeri koruyabilmeleri için daha çok koşmaları gerekiyor, her gün biraz daha fazla insan en yakındaki insandan faydalanıp kendilerine ait olmayan bir başarıyı kendilerininmiş gibi gösterme yoluna gidiyorlar. Bu internette penis hapları satanlar olsun, sizi reklamlara tıklamak için kandıran düzinelerce internet sitesi olsun ya da son davalıları para ödemeleri için dava etmekle korkutan avukatlar olsun, tamamı sadece daha meşrulaştırılabilir değil, sıkı çalışmanın kazandırdığına dair kültürel inancın korunmasını da önemli kılıyor.

Ya da The Wire’da söylendiği gibi;

“Sıkıntı ne biliyor musun Bruce? Eskiden bu ülkede bir şeyler yapardık, inşa ederdik.

Şimdi ise sadece elimizi yanımızdaki adamın cebine atmayı biliyoruz.”

Çocukken, dünyada her şeyin doğru olduğuna inanırsınız. Okula gidersiniz, ailenizin dediklerini yaparsınız, insanların size dediklerine inanır ve her şeyin iyi gideceğini varsayarsınız.

Ama ergenlikle beraber bunun birçoğunun saçmalık olduğunu fark edersiniz. Gençlikle beraber hayatın ilk travma ve hatalarına maruz kalırsınız. Dünyanın adil olmadığını fark edersiniz. Bazen işler yanlış gider. İyi insanların başına kötü şeyler gelir ve kötü insanların başına iyi şeyler gelir. Ve bir biçimde her zaman düşünmüş olduğunuz kadar mükemmel değilsinizdir.

Bazı ergenler olgunlaşma ile birlikte bu farkındalıkla baş edebilir. Bunu kabul eder ve kendilerini buna hazırlarlar. Öteki gençler, özellikle pohpohlanmış olan ve dünyaya dair öğrenmiş oldukları şeylerin tamamını televizyon ve internetten öğrenenler çok iyi baş edemiyorlar. Dünya onları kısıtlı-zekâlı inanç sistemlerine uymuyor ve bu inanış sistemini suçlamak yerine, dünyayı suçluyorlar. Ve suçlamak, kimse için iyi sonuçlanmıyor.

Birleşik Devletler genç bir ülke. Kültürel olarak, biz gençleriz, masumiyet çağımızdan sadece bir kaç nesil sonrası. Ve bir ülke olarak, bizim genç idealizmimizin dünya çapında sınırları olduğunu fark ediyoruz. Ve bizim de bir istisna olmadığımızı, işlerin adil olmadığını, kaderimizin tümüyle kontrolünde olamayacağımızı.

Asıl sorun, bu yeni gerçekliğe nasıl uyum sağlayacağımız ve bu yeni gerçeklik için nasıl olgunlaşacağımız. 21.yüzyıla uymak için değerlerimizi değiştirecek miyiz? Yoksa fevri ve kızgın halde, ulusal bilincimizdeki kavramsal uyumsuzluğumuz için bir başka günah keçisi mi bulacağız?

Belki de Birleşik Devletler’e dair en iyi şey de, karar verebilme hakkımızın olmasıdır.

Yazar: Mark Manson

Çevirmen: Eylül Uşaklı

Kaynak: https://markmanson.net/american-dream

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları