Anarşizmin Kuramsal Yoksulluğu / Anarşizm ve Devrimci Hareket

Anarşizmin Kuramsal Yoksulluğu

Bahsettiğimiz üç sorumluluğun standartlarını göz önünde bulundurursak anarşizm başarısız oldu. Anarşizm dünyadaki kimse için kalıcı barışı sağlayamamakla birlikte günümüzde anarşistlerin çoğu bu kavrama sözde bağlılık gösteriyor gibi görünüyor. Çok daha fazlası ise arkadaşları ve en sevdiği müzik grupları ile kendilerine bir kişisel özgürlük alanı oluşturmakla ilgileniyor, ki bu alan, -ne tesadüftür ki elekrtik şebekesi veya elektronik parçaların üretiminden olmasa da-, insanlığın vaziyeti ile ilgili vicdani sorumluluklardan “özerk” bir niteliktedir. Anarşizm, tarihsel başarısızlıklarından ders çıkarmamayı reddetmekle birlikte, bunları birer başarıymışçasına yazmayı tercih etti. Son olarak anarşist hareket, devrim yapmak isteyen insanlara tutarlı bir eylem planı adına aslında çok az şey verebildi. Projeler, planlar, ve ayaklanma için nedenler gösterilebiliyordu ancak bunlar gerçek anlamda varolan düzeni yıkmak için olan büyük çaplı stratejide yer almıyordu.

Anarşizm, kuramsal olarak yoksullaştırıldı. Anarşizm neredeyse 80 yıl boyunca, Ukrayna ve İspanya istisna olmak üzere, ezilen insanlık için devrimci faaliyetlerin sürdürülmesinde marjinal bir rol oynadı. Yüzyılımızın devrimci siyaset olarak nitelendirdiği sömürgecilik karşıtı mücadelelerle anarşizmin neredeyse hiçbir ilgisi olmadı. Bu marjinalleşme kendi kendini türeten bir hal aldı. Anarşizm, Marksistlerin, milliyetçilerin ve diğerlerinin otoriterciliğini eleştirirkenki yıkıcı yenilgilerine indirgenip, bu ‘atsineği’ rolüyle tanımlandı. Dolayısıyla anarşist düşünce, fikirlerimizi eyleme dökmek adına harcadığımız ciddi çabaların sonuçlarına uyum sağlamak zorunda kalmadı. Bu süreçte anarşist teori katılaşmış, verimsiz ve cansız bir hale geldi. Esasa ilişkin politik tartışmalar yerine anarşist hareket kişisel çekişmeyi bir sanat formuna çıkardı. Esaslı konuların açıldığı nadir durumlarda, söylenilenin siyasi içeriğindense, bu konuları açan süreçle veya kendisine sunulan anarşist bilgeliği sorgulayacak olan herhangi birinin karakter yapısına ilişkin spekülasyonlar ile ilgilenildi. İşte bu, anarşizmin devrimci mücadeleden etkili bir biçimde çıkarılışının bir yansımasıdır.

Marks’ın devletçiliğinin sonuçlarına dair Bakunin’in muhteşem öngörüleri, devletçilik karşıtı bir pratiğin oluşması yönünde bir temel oluşturmaktansa içi boş bir “Biz demiştik.” korosuna yol açtı. Marksizmin “başarılarından” birinin sonucu ise sınırlarını görmek adına büyük bir fırsata neden olmasıydı. Anarşizmin yetersiz ve kısa ömürlü zaferlerinin sonuçlarından biri ise fikirlerimizin çoğunun uygulanma adına test edilmemesi oldu. İyi niyetli otorite karşıtı eğilimlerin, bizi anarşist yetkisizliğin doğuracağı otorite yanlısı sonuçlar nedeniyle oltadan kurtarmadığını kabullenirsek devrimci hareketler tarihindeki deneyimlere karşı kendini üstün gören zihniyetimiz önemli ölçüde azalır.

Bu doğrultuda anarşizmin tarihsel başarısızlığını kabullenirsek (ki bu görünüşteki diğer devrimci akımlara yaptığımız anti-otoriter eleştirileri tanımamak için değildir) devrimci ve özgürlükçü bir hareketi yeniden inşa etme doğrultusunda çalışmaya başlayabiliriz.

 

Anarşizm ve Devrimci Hareket

İnanıyorum ki içinde bulunduğumuz durumu anlamak istiyorsak, kendimizi dünyanın her yanında yenilmiş ya da geri çekilmiş olan insan kurtuluşunun büyük devrimci planının küçük bir parçası olarak görmeye ihtiyacımız var. Devrimci hareket, belirli bir ideolojinin sahiplenilmesi olarak değil; boyunduruğun olmadığı bir dünya için savaşan, kendi yaşadıkları baskıya direnenlerin tarafsız hareketi olarak tanımlanır. Yıllar boyunca bu hareket çokça değişime ve dönüşüme uğramış, en azından ideolojik anlamda, birçok yönde farklı kollara ayrılmıştır. Bu durum çeşitli ideolojik formlarda (anarşizm, marksizm, feminizm, devrimci ulusalcılık, kurtuluş teolojisi) ifade edilmiştir. Devrimci hareket, tarihinin her anında kendisini sürekli olarak yeniden doğuran otoriter toplumun çelişkilerini içinde tutmuştur. Bu nedenle hareketin her kuramsal ve örgütsel dışavurumu her zaman, hem devrimci hem karşı devrimci, hem özgürleştirici hem baskılayıcı, hem özgürlükçü hem de otoriter yönleri ve potansiyelleri barındırmıştır.

Anarşistler olarak biz solu özgürlükçü ve otoriter bloklar olarak ayırmaya eğilimli olduk. İnanıyorum ki bu ayrımdaki terimler devrimci harekette sürekli olarak yeniden belirginleşen çelişkilerin temelini doğru tanımlıyor. Ancak aynı zamanda daha genel bir eğilimin de bu ayrımı mekanik bir yolla yapmak şeklinde olduğunu düşünüyorum. Örneğin, 1. Enternasyonal’de Marks ile Bakunin arasındaki ayrışmayı, tüm tarihsel deneyime müdahil olan şartları belirleme olarak inceleyen bir eğilim var. Bakunin anarşizminin mirasçıları olarak bizler, o zamandan beridir yaşamış olan tüm anarşistlerin iyi işlerini sürdürüyor ve ritüel olarak da aynı dönemde yaşamış tüm Marksistlerin eylemlerini kınıyoruz. Bunun sonucu da anarşist teoriye göre kendimizi karşı-devrimci ögelere karşı kapatmak ve Marksistlerin (veya diğer otoriter ögelerin) meşru başarılarını pratiğe dökmek oluyor.

Bu mekanik ya da skolastik yaklaşıma karşı olarak devrimci hareketin tüm deneyimine diyalektik biçimde bakmamız gerektiğine inanıyorum. Anarşizmin, Marksizme karşı inandırıcı bir devrimci alternatif olmasının önüne geçen, onu etkili biçimde sakatlamış yönleri saptamamız lazım. Özgürleştirici akımların kendilerini Marksizm bünyesinde nasıl ve ne zaman var ettiklerini incelememiz lazım. Devrimci hareket içerisindeki çeşitli akımları birbirlerinden ayıran farklı sorulara bakmamız lazım. Bu soruları basitçe soyut anlamda değil de, ortaya çıkıp geliştikleri reel tarihsel şartlarda incelememiz lazım. Yalnızca anarşistlerin devrimci bir durumda oynadıkları birkaç önemli role değil; geçtiğimiz yüzyılın (19.yy) bütün devrimlerine bakmamız lazım.

Çoğu anarşist, özgürlükçü devrimci geleneğin bir parçası olan anarşist güçlerin büyük rol oynamadığı açık olan belirli deneyimleri (1. Dünya Savaşı sonrası Avrupa işçi konseyleri, 56 Macaristanı, Şangay Komünü, Mayıs- Haziran 68 Fransası, 74 Portekizi) sahiplenme isteğinde olmuşlardır. Bu durum açıkça tarihsel referans noktalarını genişletiyor ve devrimci hareketin tümü açısından iyiye hizmet ediyor. Ancak bütün bu deneyimlerin kısa ömürlü doğası bize, Stalinistleri veya sosyal demokratları ihanetlerinden dolayı suçlamanın, söz konusu özgürlükçü kuvvetlerin açıkça rol almadığı deneyimlerden gelecek daha zorlu sorulardan kaçınmayı mümkün kılacağını gösteriyor.

Yazar: Juan Conatz

Çeviri: İris Tolgonay, Anıl Aksu

Kaynak: https://libcom.org/history/historical-failure-anarchism

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları