Artık Resmi: ABD Başta Gelen Terörist Devlettir

Uluslararası bir kamuoyu yoklamasına göre, bugün ABD 2.sırada yer alan Pakistan’dan bile daha fazla olarak dünya barışına karşı en büyük tehdidi oluşturmaktadır ve diğer ülkeler ABD’nin tehdit seviyesinin yakınından dahi geçmemektedir.

Şimdi şöyle bir şey hayal edin: Pravda gazetesinde KGB ile ilgili baş makale yayınlansın. Bu makalede dünya çapında başlıca terörist operasyonların (deneme yanılma amacıyla) Kremlin tarafından yürütüldüğünden, sonuç olarak terörist operasyonlardan elde edilen başarıların çok nadir olduğundan, bu yüzden de politikaların tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğinden bahsedilsin. Yazı Putin’in KGB den “barış içinde olan ülkelerde karışıklık çıkarmak amacıyla para ve silah yardımı” vakalarını bulması için soruşturma yapmasını istediğinden, “soruşturma sonucunda bir şey bulunamadığından” bu nedenle Putin’in bu tür çaba gösterme konusunda isteksiz olduğunu söyleyerek devam etsin.

Eğer inanılmaz şekilde böyle bir yazı yazılsaydı, öfke ve kızgınlık bağrışları her yanı sarar, Rusya ağır bir şekilde kınanırdı; daha da kötüsü Rusya, sadece açıkça bilinen kirli terörist kayıtları için değil aynı zamanda tek derdi “Rusya devlet terörünün nasıl işlediği ve buna karşı uygulamaların geliştirilip geliştirilemeyeceği”  olan politikacılar ve liderler arasında tepkiyle karşılanırdı.

Böyle bir makalenin var olduğunu düşünmek aslında çok zor fakat gerçek şu ki bu neredeyse oldu.

14 Ekim tarihli New York Times’ın baş makalesinde CIA ile ilgili bir çalışma yayınlandı. Bu makalede başlıca terörist operasyonların dünya çapında Beyaz Saray tarafından (deneme yanılma amacıyla) yürütüldüğünden, sonuç olarak operasyonlardan elde edilen başarıların çok nadir olduğundan bu yüzden de uygulanan politikaların tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğinden bahsediliyordu. Yazı Obama’nın CIA’dan  “barış içinde olan ülkelerde karışıklık çıkarmak amacıyla para ve silah yardımı” vakalarını bulması için soruşturma yapmasını istediğinden, “soruşturma sonucunda bir şey bulunamadığından” bu nedenle Obama’nın bu tür bir çaba gösterme konusunda isteksiz olduğunu söyleyerek devam ediyordu.

Ne bağırış çağırış ne de kızgınlık, hiçbir şey olmadı.

Tartışma oldukça açık görünüyor. Özgür dünyanın lideri terörist haydut devlet olması ve bu tarz suçlarda itibarını açıkça halka bildirmesi batılı politik kültürde tamamıyla doğal ve uygun kabul edilir. Nobel ödülü kazanan, anayasa hukukçusu olan, gücün dizginlerini elinde tutan biri, yalnızca bu tarz hareketleri daha etkili nasıl uygulayacağını düşünebilir.

Daha yakından bir inceleme bu tartışmaları kesin olarak açığa çıkaracaktır.

Makale ABD’nin Angola’dan Nikaragua’ya, Nikaragua’dan Küba’ya yaptığı operasyonları aktararak başlıyor. Görmezden gelinenleri ekleyelim.

Angola da, ABD Jonas Savimbi’nin terörist ordusuna (UNITA) büyük destek verdi ve bu desteği -dikkatlice yürütülen seçimlerle Savimbi açıkça yenilgiye uğratıldıktan sonra da, hatta Angola İngiliz büyükelçisi Marrack Goulding’in belirttiği gibi “ güç düşkünü, halkına korkunç bir sefalet getiren bu canavarı” Güney Afrika halkı yönetimden el çektirdikten sonra dahi- sürdürdü.  CIA’nın Kinshasa yakınındaki şefinin “canavarı desteklemek hiç iyi bir fikir değildi çünkü bu sayede Savimbi nin işlediği suçlar arttı. O korkunç bir vahşiydi” diyerek belirttiği uyarı niteliğindeki sözleri de ABD’nin Savimbi’ye olan desteğini engellemeye yetmedi.

Angola’daki Amerikan destekli geniş çaplı, kanlı terörist operasyonlara rağmen Küba kuvvetleri Namibya’da illegal olarak bulunan Güney Afrikalı saldırganları ülkeden çıkardılar ve Angola seçimleri için yol açtılar. Fakat Savimbi, yenilgisinden sonra yaklaşık 800 dış gözlemcinin “ seçim açık ve adildi” görüşlerini reddetti ve terörist savaş ABD desteğiyle devam etti.

Kübalıların Afrika’nın özgürleşmesinde olan başarısı ve ırkçılığın sona ermesi Nelson Mandela tarafından hapisten çıktığında övgüyle karşılandı. Mandela serbest kalır kalmaz şunları söyledi: “Hapis yıllarım boyunca Küba ilham kaynağımdı ve Fidel Castro en büyük destekçimdi… Beyaz zalimlerin yenilemeyeceği efsanesini yıktı ve Güney Afrika’ya dövüşme gücü aşıladı… Bu bizim kıtamızın ve insanlarımızın ırkçılığın yasaklanmasından beri özgürlük için dönüm noktası oldu… Küba’dan başka hangi ülke Afrika için bu kadar çok özveride bulundu? ”

William Leogrande ve Peter Kornbluh yazdığı “Back Channel to Cuba” kitabındaki yakın zamanda ortaya çıkan belgelerde belirtildiği gibi: Terörist lider Henry Kissinger, ezilmesi gereken “küçük adam” Castro’nun isyanı boyunca “felçli” idi.

Nikaragua’ya dönecek olursak, Reagon’ın -Lahey Adalet Divanının, uluslararası terörizm olarak nitelendirdiği yasa dışı güç kullanımını durdurmasını, büyük bir tazminat ödemesini hükmettiği ve sonra sorunların, ABD’ye uluslararası hukuğa saygı göstermesini söyleyen, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile çözülmesini istediği- hız kesmeden devam eden terörist savaşıyla oyalanmamıza gerek yok.

Şunu bilmekte yarar var: Reagon’ın Nikaragua’ya karşı olan -George W. Bush (devlet adamı Bush!)  tarafından da sürdürülen- terörist savaş, El Salvador ve Guetemala’da hevesle arka çıktığı devlet terörürü kadar yıkıcı değildi. Nikaragua’nın avantajı ise ABD destekli terörist kuvvetlere karşı gelebilecek bir orduya sahip olmasıydı fakat diğer komşu devletler de halka saldıran teröristler Washington tarafından silahlandırılıp eğitilen güvenlik güçleriydi.

Birkaç hafta sonra Washington’un Latin Amerika’daki terörist savaşının “Büyük Finali” ni anıyor olacağız. 6 Latin Amerikalı entelektüel, Cizvit Rahipleri, – El Salvador ordusunun seçkin terörist birimi Atlacatl Taburu tarafından katledilmişti.  Bu tabur Washington tarafından eğitilip silahlandırılmış, kabarık bir katliam listesine sahip bir taburdu.

16 Kasım 1989 tarihideki San Salvador’daki Cizvit Üniversitesinde gerçekleşen bu şok edici katliam tüm kıtaya yayılmış büyük terör salgınının sonuydu. Bunun temel nedeni ise John F. Kennedy’nin Latin Amerikalı orduların görevini -2.Dünya Savaşından arta kalan tarihi geçmiş-“Hemispheric Savunma” politikasından, anlamı yerel halka karşı yapılan savaş olan “İç Güvenlik ” politikasına geçmesidir. Asıl sonuç 1961-1966 yılları arasında ABD nin kontragerilla ve iç savunma politikalarından sorumlu Charles Maechling tarafından açıkça tanımlanmıştır. Charles Maechling e göre Kennedy’nin 1962 kararı: vahşi ve açgözlü Latin Amerikan ordusuna karşı gösterilen hoşgörüden –Heinrich Himmler in imha yöntemine dayanan- “doğrudan suç ortaklığı” na geçişin göstergesidir.

Her şey unutuldu, gerçekler hariç.

Küba’da, Washington’un terör operasyonları Başkan Kennedy tarafından -Domuzlar Körfezi Çıkartması nda ABD yi bozguna uğratan Kübalıları cezalandırmak için- tüm şiddetiyle uygulandı. Tarihçi Piero Gleijeses in aktarımına göre ‘’…JFK, 1961 yılının sonlarında, Fidel Castro’ya ‘’Yeryüzünün dehşetlerini’’ yaşatmak ve onun rejimini bayağı bir şekilde devirmek için kardeşi Başsavcı Robert Kennedy‘nin silahlı eylemler, ekonomik savaş ve sabotajlardan oluşan ‘’Mongoose Operasyonu” nu yönetmek için gizli teşkilatlar arası gruba liderlik etmesini istedi.’’

“Yeryüzünün dehşetleri” terimi Kennedy e yakın tarihçi – terörist savaşları yürütmekle de sorumlu- Arthur Schlesinger tarafından Robert Kennedy’nin yarı resmi biyografisinde kullanıldı. Robert Kennedy CIA’yı Küba sorununun ABD’nin en öncelikli sorunu olduğunu bunun için boşa harcanacak ne zaman, ne çaba ne de insan gücü olduğu konusunda uyardı. Castro rejimi yıkılmalı ve “Yeryüzünün Dehşetleri” sonuna kadar Küba’ya yaşatılmalıydı.

Kennedy kardeşler tarafından başlatılan terörist savaş küçük bir dalga değildi. Aslında 400 Amerikalıyı, 2000 Kübalıyı, deniz operasyonlarını, otel-fabrika bombalamalarını, balıkçı teknelerinin batırılmasını, tarım ürünlerinin zehirlenmesini, Küba’nın şeker ihracatının engellenmesini ve yıllık 50 milyon dolar bütçeli Miami’deki yasa dışı işlerin yürütüldüğü CIA istasyonunu da içeren dev bir dalgaydı. Elbette bu operasyonların hepsi CIA tarafından gerçekleştirilmedi fakat CIA tarafından fonlanan ve desteklenen terörist kuvvetler bu eylemleri CIA ile aynı amaç doğrultusunda gerçekleştirdiler.

Mongoose terörist operasyonları, Filipinler ve Vietnam da terörist operasyon tecrübesi edinmiş General Edward Landsdale tarafından yürütüldü. Landsdale’in Ekim 1962 deki Mongoose Operasyonu için planı, ‘’Komünist rejime karşı ayaklanma ve yıkma’’ idi. Son darbeyi ise; “terörizm ve yıkım”, temelleri attıktan sonra kararlı ABD ordusunun müdahalesi vuracaktı.

1962 yılının Ekim ayı modern tarihin dönüm noktasıydı. Çünkü bu tarih Nikita Krusçev’in Küba’ya füze savunma sistemi gönderdiği ve nükleer savaşa evrilebilecek füze krizinin tetiklendiği tarihti. Akademisyenler şimdi şu fikri öne sürüyorlar: Kennedy aslında Amerika’nın yararına olan savunma silahlarının sayısını ve ABD’nin olası Küba işgalinin endişelerini azaltacağını söyledikten sonra, Kruşçev ABD’nin gücüne karşı rahatladı.

 

Ekim krizi henüz başlamadan önce Amerikan destekli Kübalı terörist grup Florida’dan sürat botlarıyla Sovyet askeri teknikerlerinin bulunduğu Havana’nın kıyısındaki otele birçok Kübalı ve Rus’un öldürüldüğü bir operasyon düzenlediler. Ve kısa bir süre sonra bu grup İngiliz ve Kübalı kargo gemilerine saldırdı daha sonra tekrardan Küba da baskın yaptı.

Füze krizinin hala çözülemediği 8 Kasımdaki o gergin anda, Mongoose operasyonu resmi olarak durdurulmasına rağmen ABD den terörist bir grup Küba’nın endüstriyel tesislerini bombaladı. Fidel Castro casus uçakların eşliğinde gerçekleşen bu operasyonda 400 işçinin öldürüldüğünü iddia etti. Castro’yu öldürmek için teşebbüsler ve diğer terörist saldırılar kriz sona erdikten sonra da yıllarca artarak devam etti.

Castro ya yapılan birçok suikast denemesi gibi genellikle CIA’nın çocuksu haytalığının umursanmadığı terör savaşının dikkat edilmesi gereken epey küçük parçası var. Bunun haricinde, olanların hiçbiri o kadar da ilgi çekmedi. Kübalılar arasında ilk ciddi etkiyi bırakan İngilizce metin 2010 yılında Kanadalı araştırmacı Keith Bolender tarafından yazılan “ Diğer taraftan sesler: Küba ya karşı terörizmin sözlü tarihi” kitabıydı fakat bu kıymetli çalışma görmezden gelindi.

New York Times’da ABD terörizmiyle ilgili yayınlanan bu 3 örnek buzdağının sadece görünen yüzü. Bununla beraber, Washington’un kendini ölümcül ve yıkıcı terör operasyonlarına adadığını ve bunların ABD’nin yasalara ve insani değerlere uymayan terörist bir süper güç olmasını kabul eden politik sınıflar için hiçbir anlam ifade etmediğini bilmekte yarar var.

Garip bir şekilde, dünya bunu kabul etmeyecektir. Geçen sene WIN/GIA tarafından yapılan (Worldwide Independent Network/Gallup International Association ) bir uluslararası kamuoyu yoklaması ABD’nin 2. Sırada yer alan Pakistan’dan (şüphesiz Hindistan’ın oyları nedeniyle) bile açık ara farkla dünya barışına karşı en büyük tehdidi oluşturduğunu ve başka herhangi bir devletin bu seviyenin yakınından dahi geçmediğini gözler önüne serdi.

Neyse ki Amerikalılar bu önemsiz bilgiye dikkat kesildiler!

Yazar: Noam Chomsky

Çevirmen: Onur Erk Kavlak

Kaynak: https://www.telesurtv.net/english/opinion/Its-Official-The-US-is-a-Leading-Terrorist-State-20141020-0067.html

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları