Atina 1944: İngiltere’nin Kirli Sırrı – Bölüm 1

Atina’da 28 sivil öldürüldüğü zaman suçlu olarak Naziler işaret edilecekti, ancak olayın failleri İngilizlerdi. Ed Vulliamy ve Helena Smith, Churchill’in savaş sırasında yanımızda savaşan partizanlara karşı verdikleri utanç verici kararın bugün Yunanistan’daki aşırı sağın yükselişinin tohumlarını nasıl ektiğini açığa çıkarmış oldu.

Títos Patríkios, “Hala bunu çok açık bir şekilde görebiliyorum, unutmadım.” diyor. “Atina polisi, kalabalığa Syntagma Meydanı’ndaki parlamentonun çatısından ateş açmıştı. Genç erkekler ve kadınlar kan havuzlarında yatıyor, herkes şoka uğramış bir şekilde, panik halinde merdivenden aşağı iniyordu.”

Sonra belirleyici an geldi: Gençliğin pervasızlığı, parlakça yanan bir adalete inanmanın tutkusuydu bu. “Meydanın ortasında duran, hala orada olan çeşmenin üstüne fırladım ve bağırmaya başladım; “Yoldaşlar, dağılmayın! Zafer bizim olacak! Yerlerinizi terk etmeyin. Biz kazanacağız!”

Şimdi, “Kazanacağımıza kalpten inanıyordum.” diyor. Ancak o günün kazananı yoktu; tıpkı olanların, Adolf Hitler’in Reich’ından sadece 6 hafta önce kurtarılmış olmasına rağmen paldır küldür kanlı bir iç savaşa doğru yol almakta olan bir ülkenin tarihini değiştireceğini iddia etmenin anlamı olmadığı gibi.

“Bu yaşıma eriştiğimi görmek beni bile güldürüyor.” diyen 86 yaşındaki şair Patrikios, sahne sahne, mermi mermi, Yunan siyasi yaşamının merkezi olan meydanda 3 Aralık 1944 sabahı neler olduğunu hatırlayabiliyor.

70 yıl önce tam da bu hafta, Almanya ile hala savaşta olan İngiliz ordusunun, üç yıldır Britanya’nın ittifak içinde olduğu partizanlara destek için gösteri yapan sivil bir kalabalığa ateş açtığı ve ateş açsınlar diye yerel halktan Nazilerle iş birliği yapmış olanlara silah verdiği gün işte buydu.

Kalabalık Yunan, Amerikan, İngiliz ve Sovyet bayrakları taşıyordu ve “Viva Churchill, Viva Roosevelt, Viva Stalin” sloganı atılıyordu savaştaki ittifaktan dolayı.

Çoğunluğunu genç erkek ve kız çocuklarının oluşturduğu 28 sivil öldürüldü ve yüzlerce kişi yaralandı. Patríkios, “Hepimiz gösterinin herhangi bir gösteriden farklı olmayacağını düşünmüştük” dedi. “Her zamanki işler gibi. Kimse bir kan gölü olmasını beklemedi.”

Britanya’nın mantığı acımasızca ve kalleşçeydi: Başbakan Winston Churchill, savaş boyunca desteklediği direniş hareketi Ulusal Kurtuluş Cephesi (EAM) içinde Komünist Parti’nin nüfuzunun kendi hesaplarından daha büyük, hatta kendisinin komünizmi uzak tutmak için Yunan kralını tekrar iktidara getirme planlarını tehlikeye sokacak kadar büyük olduğunu düşünmüştü. Bu nedenle eski müttefiklerine karşı Hitler yanlılarını desteklemeye karar verdi.

O gün o meydanda, 16 yaşındaki Patríkios gibi ileride solun önde gelen üyelerinden olacak başka insanlar da vardı. Ünlü besteci ve modern Yunan tarihinde öncü bir isim olan Míkis Theodorakis, bir Yunan bayrağını düşenlerin kanına buladı. Patríkios gibi o da direniş gençliği hareketinin bir üyesiydi ve yine Patríkios gibi o da ülkesinin değiştiğini biliyordu. Günler içinde Yunanistan’da Dekemvriana olarak bilinen Atina Savaşı başlamıştı, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF) ait Spitfire ve Beaufighter savaş uçakları solcuların kalelerini alçak irtifadan taramaktaydı. Bu savaş İngilizlerle Naziler arasında değil, partizanlara karşı Nazi destekçileri ve İngilizler arasındaki bir savaştı. Patríkios, “Yıkımın kokusunu hala alabiliyorum.” diye feryat ediyor. “Havan topları yağıyor ve uçaklar her şeyi hedef alıyordu. Şimdi, bunca yıl sonra bile, savaş filmlerindeki uçakların seslerinden korkuyorum.”

Bundan sonra Yunanistan felaket derecesinde bir iç savaşın yaşandığı bir ülkeye dönüşür. İngilizlerin ve Yunan tarihinin zalimce ve kanlı bir dönemi olan her Yunanın bulunduğu tarafa göre çekirdeğine kadar bildiği tarih, aksine İngiltere’de beklenmedik şekilde, belki de utanç, belki de bir ilgi eksikliğinin küstahlığıyla hiç bilinmezdi. Yunan eski çağının şanını tatmak ya da Mamma Mia tarzı, adaların etrafında disko dansı yapmak için giden milyonlarca İngilizin habersiz olduğu bir anlatıdır bu.

Bu ihanetin mirası o tarihten beri Yunanistanın peşini bırakmadı. Gölgesi 2008’de bir öğrencinin polis tarafından katledilmesinden sonra ortaya çıkan türbülans ve şiddet üzerine asılmıştı – buna Dekemvriana da deniyordu – ve bu, sonrasında sol ve sağ arasında bir uçurum yarattı.

Bu olayların önde gelen tarihçisi André Gerolymatos, “1944 Aralık ayaklanması ve 1946-49 arasındaki iç savaş günümüze ilham vermektedir.” dedi. “Çünkü hiçbir zaman uzlaşma sağlanamadı. Fransa ya da İtalya’da, Nazilerle savaşırsanız, ideolojiniz ne olursa olsun savaştan sonra toplumda saygı görüyordunuz. Yunanistan’da, kendinizi, İngilizlerin emirleri doğrultusunda Nazilerle iş birliği yapan insanlarla kavga ederken, hapsedilmiş veya işkenceye maruz kalmış bir şekilde buluyorsunuz. Bu suçla hiçbir hesaplaşma yapılmadı ve Yunanistan’da şu an olan şeylerin çoğu, geçmişle uzlaşılmamasının bir sonucudur.”

 

Yazar: Ed Vulliamy & Helena Smith

Çevirmen: Saffet Yalçın
Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/athens-1944-britains-dirty-secret

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları