Atina 1944: İngiltere’nin Kirli Sırrı – Bölüm 2

Savaştan önce Yunanistan, faşist bir balta ve taçtan oluşan amblemi savaş başladığında onun ikiliğini iyi bir şekilde ifade eden kralcı bir diktatörlük tarafından yönetildi: diktatör General Ioannis Metaxas, İmparatorluk Almanyası’nda bir ordu subayı olarak eğitilmişken, Yunan Kralı George II. – Edinburgh Dükü Prens Philip’in bir amcası – İngiltere’ye bağlıydı. Bu arada Yunan solu, Pireaus ve işçi sınıfı Atina’nın gecekondu bölgelerine sıkışan Anadolu’dan gelen siyasi mülteci ve liberal entelektüellerin büyük bir çoğunluğuyla takviye edilmişti.

Hem diktatör hem de kral aşırı anti-komünistti ve Metaxas Komünist Parti’yi kapatmıştı. Ulusal ideolojiyi kabul etmeyen parti üyeleri ve destekçileri, kamplara, hapishanelere veya sürgüne gönderilip buralarda işkence gördüler. Savaş başladığında, Metaxas Mussolini’nin, teslim olmaları için verdiği ültimatomu kabul etmedi ve Anglo-Yunan ittifakına sadakat sözü verdi. Yunanlar cesurca savaşmışlar ve İtalyanları mağlup etmeyi başarmışlardı, ancak Wehrmacht’a karşı koyamadılar. Nisan 1941 sonunda, Mihver kuvvetleri ülkeyi sert bir şekilde işgali altına aldı. Yunanlılar – ilk önce bireysel olarak, daha sonra örgütlü gruplarla – direndiler.

Ancak, İngiliz Özel Operasyon Yöneticisi (SOE) şunları kaydetti: “Sağ kanat ve monarşistler, işgale direnme kararı vermekte muhaliflerinden çok daha yavaştı ve bu nedenle direnişe çok az katkıda bulunabildiler.”

Dolayısıyla İngiltere’nin doğal müttefikleri EAM – KKE’nin baskın olduğu sol kanat ve tarım partilerinin ittifakı -ama kesinlikle partiler her şeyleriyle bu ittifaka katılmadılar- ve bu oluşumun partizan askeri kolu ELAS’dı.

İşgalin korkunçluğu abartılmış bir şey değil. Profesör Mark Mazower’in Inside Hitler’s Greece adlı kitabı, iş birlikçi hükümetin Nazilere destek olmak için başlattığı bir uygulamayı, yani sokak ortasında kalabalık grupların etrafının, maskeli muhbirler infaz için Gestapo ve Güvenlik Taburlarına ELAS destekçilerini gösterebilsin diye çevrilmesini tasvir eder.

Kadınların soyulması ve tecavüz edilmesi “itirafları” güvence altına almak için kullanılan yaygın bir yöntemdi. Toplu infazlar, “Alman modeli”ne uygun gerçekleşti. Yıldırma amacıyla bedenler kamusal alanda ağaçlara asılı şekilde bırakıldı, bu bedenler Güvenlik Taburu’nun iş birlikçileri tarafından kimse kaldıramasın diye korundu. Buna karşılık olarak ELAS, Almanlara ve vatan hainlerine karşı günlük karşı saldırılarda bulundu. Partizan hareketi Atina’da doğdu, ancak köylerde yaşıyordu, bu nedenle Yunanistan kırsal kesimden ilerleyerek kurtarıldı. SOE de üstüne düşeni yaptı, 1942’de Tuğgeneral Eddie Myers ve “Monty” Woodhouse’un Gorgopotomas viyadüğünü havaya uçurma operasyonu ve gerilla ile gerçekleştirdikleri diğer operasyonlarla askeri yıllıklara geçtiler.

1944 sonbaharına gelindiğinde, Yunanistan işgal ve kıtlıktan ötürü harap olmuştu. Yarım milyon insan, yani nüfusun %7’si ölmüştü. ELAS ise düzinelerce köyü özgürleştirdi ve resmi bir devlet kalmamışken ülkenin bir bölümünü yöneten bir proto-hükümet haline geldi. Ancak, Almanların çekilmesinden sonra ELAS, 50.000 silahlı partizanını başkentin dışında tuttu ve Mayıs 1944’te İngiliz birliklerinin gelişini ve askerlerinin komutasını İngiliz komutan Lt Gen Ronald Scobie’ye bırakmayı kabul etti.

12 Ekim’de Almanlar Atina’yı tamamen boşalttı. Bazı ELAS savaşçılarıysa başından beri başkenttelerdi ve İngilizlerin gelişine kadar olan altı günlük pencerede özgürlüğün temiz havasının tadını çıkardılar. Özellikle şu an 92 yaşında olan bir partizan modern Yunan efsanesi olarak hala hayattadır.

Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda ve civarında, beyaz bir saç ve bıyığından oluşan yelesi ile başında Yunan balıkçı şapkası olan biri göze çarpıyor. Bu kişi, Yunanistan’ın sol Syriza partisinin üst düzey bir milletvekili olan Manolis Glezos’tur.

Glezos, yanındakileri mahcup hissettirecek kadar yüce bir karakterdir. 30 Mayıs 1941’de Akropolis’e başka bir partizan ile tırmanmış ve bir ay önce orada asılmış olan swastika bayrağını parçalamıştır. 1942’de Gestapo tarafından tutuklanmış, işkence görmüş ve sonuç olarak tüberkülozdan mustarip hâle gelmiştir. Esir olduğu yerden kaçmış ve ikinci kez, bu sefer işbirlikçiler tarafından, yeniden tutuklanmıştır. Almanların Atina’yı terk etmesinden önce Mayıs 1944’te ölüme mahkûm edilişini hatırlıyor, “Bana mezarın çoktan kazıldı demişlerdi.” diyordu. Her nasılsa idam edilmekten kurtuldu, daha sonra da General de Gaulle, Jean-Paul Sartre ve Canterbury Başpiskoposu Rev Geoffrey Fisher’ın önderliğindeki uluslararası çağrı ile iç savaş döneminde bir Yunan mahkemesinin idam mangasından kurtarıldı.

Yetmiş yıl sonra, Yunan solunun bir simgesi haline geldi ve direniş hakkında yaşayan en bilgili kişi addedildi. “İngilizler bugüne kadar Yunanistan’ı özgürleştirdiklerini ve komünizmden kurtardıklarını savunuyorlar” diyor. “Fakat temel sorun budur. Yunanistan’ı asla özgür bırakmadılar. Yunanistan, 12 Ekim’deki direnişle, sadece EAM tarafından değil, tüm direniş gruplarının ittifakıyla kurtarıldı. Oradaydım, insanlar sokaklarda, her yerde bağırıyordu. “Özgürlük!” diye bağırdık ve haykırdık: “Laokratia! (Halkın Gücü!)”.

 

Yazar: Ed Vulliamy & Helena Smith

Çevirmen: Saffet Yalçın

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/athens-1944-britains-dirty-secret

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları