Atina 1944: İngiltere’nin Kirli Sırrı – Bölüm 3

İngilizler beklendiği gibi 18 Kasım’da geldi, Georgios Papandreou yönetiminde geçici bir hükümet oluşturdu ve kralı tekrar iktidara getirmeye hazırlandı. “Geldikleri andan beri, halk ve direnişçiler onları müttefik olarak karşıladılar. İngilizlere yönelik sadece saygı ve dostluk söz konusuydu. Yurdumuzdan ve haklarımızdan vazgeçmeye başladığımızdan haberimiz yoktu.” diye anımsıyor Glezos. EAM’ın, partizanların terhis edilmesine yönelik taleplerden dolayı duyduğu yılgınlık sonucu geçici hükümeti terk etmesi an meselesiydi. Müzakereler 2 Aralık’ta parçalandı.

Resmi İngiliz fikirleri, Kew’de bulunan Umumi Kayıt Bürosu’ndaki Savaş Bakanlar Kurulu belgelerine ve diğer belgelere yansımıştır. 17 Ağustos 1944 gibi bir eski tarihte Churchill, “Kişisel ve Çok Gizli” bir iç yazışmada ABD Başkanı Franklin Roosevelt’e şunları yazmıştı: “Savaş Bakanlar Kurulu ve Dış İşler Sekreterliği, Almanlar’ın gücü kırıldığında veya ülkeyi terk etmeye çalıştıklarında Atina’da, ve de Yunanistan’da neler olacağına ilişkin oldukça kaygılılar. Eğer Alman yetkililerin şehirden ayrılmalarından sonra organize bir hükümet kurulamadan uzun bir boşluk yaşanırsa EAM’ın ve Komünist radikallerin şehri ele geçirmesi son derece olası bir hale gelir.”

Özgürlük savaşçılarının istediği ise, Glezos ısrarla belirtiyor, “savaş sırasında elde elde edilendi: halk tarafından halk için yönetilen bir devlet. Churchill’in sıkça savunduğu iddiaların aksine Atina’yı ele geçirme planı yoktu. Eğer bunu yapmayı isteseydik, İngilizler gelmeden önce yapabilirdik.” Kasım ayı boyunca İngilizler yeni bir Ulusal Muhafızlar birliği oluşturmaya yöneldi, polisi Yunanistan’ı devriye gezmekle ve savaş dönemi milislerini silahsızlandırmakla görevlendirdi. Gerolymatos, pratikte silahsızlanma emri Nazi işbirlikçilerine değil, sadece ELAS’a karşı uygulandı, diye açıklıyor. Yakında yayımlanacak The International Civil War [Enternasyonal İç Savaş –Ç.N] isimli kitabında Gerolymatos, “nasıl Kasım’ın ortasında İngilizler’in Güvenlik Taburu görevlilerini salıverdiğini… ve bunun peşinden nasıl bunlardan bazılarının Atina sokaklarında yeni üniformalarla ellerini kollarını sallayarak dolandığını… Yunan ordusundaki ve polis teşkilatındaki vatan haini bölüklerin git gide güçlerini geri kazanması için İngiliz ordusunun nasıl koruma sağlayarak destek olmaya devam ettiğini” anlatıyor. Bir SOE iç yazışması “HMG’nin bu entrika ile bağlantılı gözükmemesi gerektiği” konusunda uyarıda bulunmaktaydı.

Sohbet sırasında Gerolymatos şöyle diyor: “ELAS’ın görebildiği kadarıyla İngilizler geldi ve şimdi de Güvenlik Taburu’nun ve –SS’e dahil edilmiş işbirlikçi birlikler olan- Özel Güvenlik Birimi’nin bazı üst düzey görevlileri sokaklarda rahatça dolaşırken görülüyordu. 1944’te Atina ufak bir yerdi ve bu insanları fark etmemeniz mümkün değildi. Eski Güvenlik Taburu’nun normal askerlerinin Yunanistan’daki en pislik insanlar olduğu gerçeğine rağmen üst düzey İngiliz görevlileri yaptıkları şeyin farkındaydı.” Gerolymatos’un tahminlerine göre Ulusal Muhafızlar’a katılmak için çıkan ayaklanmada 12.000 Güvenlik Taburu askerinin Goudi hapishanesinden salıverildi ve 228’i de ordudaki görevlerine iade edildi.

Komünistlerin devrime hazır oldukları konusunda İngilizlerin tüm iddiaları, 9 Ekim 1944’te Moskova’da “Tolstoy Konferansı” kod adlı toplantıda Churchill ve Sovyet Komiseri Josef Stalin arasında yapılan sözde “Yüzdeler Anlaşması” bağlamına denk düşüyordu. Churchill’in “münasebetsiz bir belge” olarak tanımladığı anlaşmada ulaşılan koşullara göre, Güneydoğu Avrupa “tesir dairelerine” bölündü; buna göre, kabaca, Stalin Romanya ve Bulgaristan’ı alırken İngiltere, Rusya’yı Akdeniz’den uzak tutmak için Yunanistan’ı seçti.

Yapılması gereken bariz şeyin “ELAS’ı Yunan ordusuna kapsamına almak olduğunu” öne sürüyor Gerolymatos. “ELAS’taki yetkililer -ki çoğu savaş öncesi Yunan ordusunda komiserliklerde görevliydi, bunun olacağını varsaymışlardı, tıpkı De Gaulle’ün direnişte yer alan Fransız komünistleri için yaptığı gibi: ‘Fransa kurtuldu, şimdi gidip Almanya ile savaşalım!’ ”

“Ama İngilizler ve sürgündeki Yunan hükümeti, ELAS görevlilerini ve üyelerini yeni orduya almama konusunda baştan karar vermişlerdi. Churchill, kralı tekrar iktidara getirebilmek için KKE [Yunanistan Komünist Partisi -Ç. N.] ile hesaplaşmak istiyordu. Böylesi bir restorasyonun, meşruiyetin ve eski düzenin geri gelmesini sağlayacağına inanıyordu Churchill. EAM-ELAS, KKE ile olan ilişkisinden bağımsız olarak, devrimci bir gücü ve değişimi temsil ediyordu.”

Gerolymatos devam ediyor: “Bu sırada Yunan komünistler, en azından 1944 Kasım sonu/Aralık başına kadar iktidarı ele geçirmeye çalışmamaya kadar vermişlerdi. KKE merkez sol bir hükümet için zorlamak ve bu hükümetin bir parçası olmak istiyordu.” Glezos ile uyuşan sözleriyle şöyle söylüyor: “Eğer bir devrim istemiş olsalardı kuruluştan sonra 50.000 silahlı savaşçıyı başkentin dışında bırakmazlardı, onları da getirirlerdi.”

“İngilizler, işbirlikçileri orduya alarak paradigmayı değiştirdi ve eski düzenin geri geldiğinin işaretlerini verdi. Churchill o çatışmayı istiyordu. Unutmamalıyız: Yunanistan Savaşı diye bir şey yoktu. Gelen İngiliz piyadelerinin büyük bir kısmı yönetici kadrolardandı, tabur birimleri değildi Aralık’ta çatışmalar baş gösterdiğinde İngilizler ve geçici hükümet, Güvenlik Taburlarını Goudi’den dışarı saldı; onlar sokak çatışmasını nasıl vereceklerini biliyorlardı çünkü Naziler ile bunu deneyimlemişlerdi. ELAS ile zaten işgal sırasında savaşıyorlardı ve bu savaşa kaldıkları yerden zevkle devam ettiler.”

 

Yazar: Ed Vulliamy & Helena Smith

Çevirmen: Saffet Yalçın

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/athens-1944-britains-dirty-secret

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları