Atina 1944: İngiltere’nin Kirli Sırrı – Bölüm 4

3 Aralık Pazar gününün güneşli sabahında Yunan Cumhuriyetçilerinin, monarşi karşıtlarının, sosyalistlerinin ve komünistlerinin bir bölümü Syntagma Meydanı’na çıktılar. Polis kordonları yolu kapattı, ama binler kordonları aştı; onlar meydana yaklaşırken askeri üniformalı biri haykırdı: “Vurun şu pislikleri!”. Parlamento binasının ve Grande Bretagne otelindeki İngiliz karargahının çatısında yer alan polislerin konumlarından açılan ölümcül yaylım ateşi yarım saat sürdü. Öğlene doğru ikinci eylemci grup meydana girdi, 60.000 kişinin katılımıyla meydan hıncahınç dolmuştu. Birkaç saat sonra İngiliz hava birlikleri meydanı boşalttı; fakat Atina Savaşı başlamıştı ve Churchill istediği savaşı başlatmıştı.

Manolis Glezos o sabah tüberküloz sebebiyle rahatsızlanmıştı: “Ama neler yaşandığını öğrendiğimde hasta yatağımdan fırladım.” diye hatırlıyor. Ertesi gün Glezos öfkeli ve kararlı bir şekilde sokakları dolaşıp polis merkezlerini silahsızlandırıyordu. İngilizler kalkanlı bir birlik gönderdikleri sırada Glezos ve yoldaşları onları beklemekteydi.

“Fark ettim ki birliklerini Alman Nazilerle savaşmak için değil, bizimle savaşmak için kullanmayı tercih ediyorlardı!” diye anlatıyor Glezos. Pireaus marinasından İngiliz tankları geldiğinde o, pusuya yatmış bekliyordu: “Onların Kutsal Yol’dan geldiklerini hatırlıyorum. Hendekleri kazmış içlerinde bekliyorduk. Üç tank imha ettim. Çok fazla kan döküldü ve çok fazla savaşıldı. Birçok iyi dostumu kaybettim. İngilizlere saldırmak zordu, bir İngiliz askerini öldürmek zordu; onlar geçmişte müttefiklerimizdi. Ama şimdi onlar, halkın iradesini ezmeye çalışıyorlardı ve halkımıza karşı savaş ilan etmişlerdi.”

Savaşın en yoğun noktasında İngilizlerin Akropolis’te keskin nişancı noktaları bile kurduğunu söylüyor Glezos. “Almanlar bile bunu yapmamıştı. EAM hedeflerine ateş açıyorlardı; ama biz, anıta [zarar vermemek adına] karşı ateş açmadık.”

5 Aralık’ta Korgeneral Scobie sıkıyönetim ilan etti ve sonraki gün işçi sınıfı meskeni Metz’in havadan bombalanmasını emretti. Antropolog Neni Panourgia, o dönemde aileleri konu aldığı çalışmasında şöyle yazıyor: “İngiliz ve hükümet güçleri, ellerinin altındaki ağır teçhizatlarla, tanklarla, savaş uçaklarıyla ve disiplinli bir orduyla şehrin içine doğru baskın yapabildiler; evleri ve sokakları yıkıp yaktılar, şehirden parçalar kopardılar… Alman tanklarının yerini İngiliz tankları aldı, SS ve Gestapo’nun yerini de İngiliz askerleri.” Panourgia’nın yazdıklarına göre aktör Mimis Fotopoulos’a ait olan ev, şöminenin üzerine bir Churchill portresi asılmış şekilde yakıldı.

“Koumoundourou Meydanı’ndaki bir savaşta haykırarak İngilizce slogan attığımı hatırlıyorum; çünkü tok bir sesim vardı ve duyulabileceğimi hissettim.” diyor şair Títos Patríkios biz onun dairesinde sohbet ederken. “ ‘Biz kardeşiz, bizi bölecek hiçbir şey yok, bizimle gelin!’ Onların [İngiliz askerlerinin] geri çekilmesi umuduyla haykırdığım buydu. Ve tam o anda, kafam duvarın sadece biraz üstündeyken, bir kurşun kaskımı sıyırarak geçti. Eğer o an yanımdaki Evangelos Goufas [bir başka şair] beni tutup aşağı çekmeseydi ölmüş olurdum.”

Meydandaki ölümlerden sadece aylar sonra okula geri döndüğünü ve bir İngiliz Konseyi yaz kursunda İngilizce okuduğunu düşününce artık gülümseyebiliyor. “Biz düşmandık, ama aynı zamanda dosttuk da. Bir savaşta yararlı bir İngiliz askeriyle karşılaştım ve onu alandaki bir hastaneye götürdüm. Ona Robert Louis Stevenson’ın “Kidnapped” isimli kitabının elimdeki baskısını verdim, onun da kabul ettiğini hatırlıyorum.”

Baş denetçi Yüzbaşı JB Gibson tarafından toplanan ve şu an Umumi Kayıt Bürosu’nda bulunan, İngiliz askerlerinin kendi aralarındaki yazışmalarını okumak aydınlatıcı. Bu yazışmalarda savaştıkları düşmanın zamanında partizan bir müttefik olduğuna ilişkin hiçbir ibare yok, aksine çoğu piyade Alman destekli bir güç ile savaştığını düşünüyor. Bir kıdemli subay şöyle yazıyor: “Bay Churchill ve konuşması bize coşku verdi, biz şimdi ne için ve neye karşı savaştığımızı biliyoruz, bütün bu belanın arkasında belli ki bir Hun unsuru var.” Bir “Subay”dan : “Neden bizim oğlanlar Yunan siyasi ayrışmalarını çözmek için hayatlarını versinler diye sorabilirsiniz, acaba onlar sadece Yunanların siyasi ayrışmaları mı? Bence hayır; bu, Hunlara karşı savaşın bir parçası ve biz bu isyankâr unsuru yok etmek için savaşmaya devam etmeliyiz.”

Kew’deki Bakanlar Kurulu dökümanları, Londra’daki tepkileri şöyle kaydetti: 12 Aralık kayıtlarının bir dakikasında Saha Mareşali Alexander’ın siyasi danışmanı Harold Macmillan’ın Atina’dan dönüşünde “bize karşı gelen tüm sivillerin isyancı ilan edilmesini, sivil kıyafetli olup da bizimle siyasi çatışmaya girenlerin vurulmalarından sorumlu olmadığımızın bildirilmesini ve sivil popülasyona boşaltılması gereken belli bölgeler için 24 saatlik müddet tanınmasını” öneriyor -ki böylece İngiliz Ordusu Atina’yı boşaltıp işgal edebilecekti. Bundan hemen sonra desteklenmiş İngiliz askerleri üstünlüğü sağladı ve Christmas arifesinde Churchill, Yunanistan’ın başkentine geldi ve Noel günü, başarısız bir barış teşebbüsünde bulundu.

“Şimdi sana hiç kimseye söylemediğim bir şey söyleyeceğim,” diyor Manolis Glezos haylazca. 25 Aralık akşamı Glezos, en cüretkar macerasına katılacak ve Lt Gen Scobie’nin kendisi için istihbarat merkezi kurduğu Grande Bretagne otelinin altına bir tondan fazla dinamit döşeyecekti . “Yaklaşık 30 kişiydik. Kanalizasyon sisteminin tünelleri boyunca çalıştık; sokaklarda ızgaraları kapatacak insanlarımız vardı, sesimiz duyulacak diye o kadar korkmuştuk ki. Tüm dışkı ve suyun içinde sürünerek orayı göğe kadar havaya uçurmaya yetecek sayıda dinamiti otelin altına döşedik.”

“Fünye telini kendim taşıdım, tamamen etrafıma sarılmıştı ve teli kendim çözmek zorunda kalmıştım. Biz çok pislenmiştik, [dışkıyla] kaplıydık ve kanalizasyon sisteminden çıktığımızda çocukların bizi yıkadıklarını hatırlıyorum. Patlatıcıyı taşıyan çocuğun yanına geçtim; ve biz bekledik, sinyal bekledik, ama sinyal asla gelmedi. Hiçbir şey yoktu. Patlama olmadı. Sonra öğrendim ki, son dakikada EAM, Churchill’in bina içinde olduğunu öğrendi ve saldırıyı iptal etme emrini verdi. İngiliz komutasını havaya uçurmak istiyorlardı, fakat büyük üç’ten birine suikast düzenlemekle sorumlu olmak istemiyorlardı.”

 

Yazar: Ed Vulliamy & Helena Smith

Çevirmen: Saffet Yalçın, Duygu Becerik

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/athens-1944-britains-dirty-secret