Atina 1944: İngiltere’nin Kirli Sırrı – Bölüm 6

İrlanda’nın en büyük ve tecrübeli tarihçisi Coogan, cumhuriyet ve birlik konularında tarafsızlık iddiasında bulunmuyor ama tarihsel gerçekler objektiftir ve Coogan’ın bu gerçekler üzerinde kimsede olmayan bir hakimiyeti var. Dublin’in dışındaki evinde, münasip bir şekilde “Yazarın Gözyaşları” adlı bir bardak viski üzerine konuşuyoruz.

Coogan, “Bu, imparatorluğun anlatısıdır.” diyor ve “Tabii ki, bunu Yunanistan’a uyguladılar. Toplama kamplarının, cinayet çetelerini üniformaya sokup polis demenin düzeni. Bu tam anlamıyla sömürge düzenidir. Gereken her yolu kullanıyorsunuz, biri de terör ve teröristlerle gizli anlaşmalar. İşe yarıyor.
“Wickham, RUC’u, Birlikçiliğin silahlı kanadı olarak örgütledi. Daha sonra da var olan bir şey oldu.” dedi. “Bu ülkenin tarihinde, 1999 yılındaki Chris Patten raporuna ve Wickham’ın elleri nihayet polisten zorla çekilene dek ne kadar zaman geçti? Bu, tarihin fazlasıyla uzun bir parçasını kapsayan bir hikaye oldu. Bu süreçte ne kadar acı çekildi?”

MI5 başkanı 1940’ta “Askerlerin yanındaki en değerli dost ve rehber, Sör Charles Wickham’ın kişiliği ve tecrübesi olmuştur” diye bildirdi. İstihbarat servisleri, Yunan Güvenlik Taburları – Üçüncü Reich’in Özel Polis Teşkilatı- yeni bir polis kuvvetine entegre etmeye ihtiyaç duyduklarında, onlara gereken adamı bulmuşlardı.

Yunan akademisyenlerin görüşleri, Wickham’ın kampları kurma ve işkencecileri görevlendirmede doğrudan sorumlu olduğu konusunda farklılık göstermektedir. Panourgia, Roma İmparatoru Tiberius’un bile mahkûmlara uygun olmadığını düşündüğünü söylediği bir ada olan Giaros’taki kampı Wickham’ın doğrudan girişimi olarak görüyor. Gerolymatos ise, “Yunanların kamp kurmalarına yardım etmek için İngilizlere ihtiyaçları yoktu. Metaxas’ın egemenliği altında daha önce de yapılmıştı.” diyor. Kew’daki gazetelerde Wickham’ın İngiliz polisinin kamplarda düzenli olarak yer aldığı gösterildi.

Gerolymatos şunları ekliyor: “İngilizler ve aynı zamanda Wickham bu insanların kim olduğunu biliyordu. Aslında olayı bu kadar korkutucu kılan şey de buydu. İşgal sırasında işkence odalarında bulunan, tırnak çeken ve parmak vidalayan insanlardı bunlar.” Komünist Parti’nin yasaklandığı Eylül 1947’ye kadar Yunan kampları ve cezaevlerinde 19.620 solcu vardı ve bunların 12.000’i Makronissos’da tutuluyordu, 39.948 tanesi de sürgünde veya Orta Doğu’da İngiliz kamplarındalardı. Yunan toplama kamplarında işkence, cinayet ve sadizm üzerine birçok dehşet verici hikaye var. Bu, savaş sonrası Avrupa’daki en korkunç zulüm örneklerinden biridir. New York Üniversitesi’nden Polymeris Volgis, “modern zamanın seküler bir engizisyonu” misali, “sonsuz ve şiddetli bir aşağılama” yoluyla itirafların zorlandığı bir tövbe sisteminin nasıl uygulamaya konulduğundan bahsediyor.

Kadın tutuklular, “Bulgar” ve “fahişe” olduklarını itiraf edene kadar çocukları ellerinden alınırdı. Tövbe sistemi; kral, kraliçe, bakanlar ve yabancı yetkililerin inancını değiştirenleri ziyaret ettiği Makronissos’un “Yaşamımız anavatan Yunanistan aittir” inancını kabul edenler tarafından bir “okul” ve “Ulusal Üniversite” olarak görülmesine yol açtı. Hiçbir şekilde tövbe etmeyen Patrios, “fikir, insanları ıslah edip vatanına hizmet edecek vatanseverler yaratmaktı.” dedi.
Kifissa cezaevindeki küçükler, tellerle ve içinde beton olan çoraplarla dövüldüler. Voglis, “Erkek çocuklarının göğüslerine isim etiketleri dikildi,” diye yazıyor. Voglis, “İsimlerine Slav ekleri eklendi, birçok çocuk tecavüze uğradı”. Bir kadın mahkum şiddetli dayak sonrasında amcasının ve kayınpederinin kesilmiş başlarını tutarak Kastoria’nın meydanında beklemek zorunda bırakıldı. Mayıs 1945’te Patras cezaevinde bulunan bir tutuklu olarak sadece şunu yazıyor: “Görme yetimi kaybedene kadar ayak tabanlarıma vurdular. Dünyayı kaybettim. “

Manolis Glezos’un kendi hikayesi var. İşgal konusuyla ilgili bir kitap hazırlar ve kardeşi Nikos’un kasketine el yazısıyla acelece bıraktığı son mesajını da içine ekler. Nikos, Almanların Yunanistan’ı tahliye etmesinden yaklaşık bir ay önce işbirlikçiler tarafından idam edildi. İdam mangasına götürülürken, 19 yaşındaki genç giydiği kasketi arabanın penceresinden atmayı başardı. Ardından bir arkadaşı tarafından bulunan kasket, Glezos’un en değerli eşyaları arasında yer alıyor.
Nikos kargacık burgacık bir şekilde şunları yazmıştı: “Sevgili anne! Öpüyorum. Selamlar. Bugün idam edilecek, Yunan halkı için düşeceğim. 10-5-44.”

 

Yazar: Ed Vulliamy & Helena Smith

Çevirmen: Duygu Becerik

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/athens-1944-britains-dirty-secret

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları