Atina 1944: İngiltere’nin Kirli Sırrı – Bölüm 7

Yeni kurtulmuş Avrupa’nın başka herhangi bir bölgesinde Nazi sempatizanları, ordu, güvenlik güçleri, yargı gibi devlet yapısına etkin biçimde nüfuz edilebilecek hiçbir yerde bulunmadılar. Günümüz aşırı sağ partisi Altın Şafak (Golden Dawn) biçiminde neo-faşizmin yeniden doğuşunun, aşırı sağcıların devletten temizlenmesi konusundaki başarısızlıkla doğrudan bağlantıları vardır; Altın Şafak taraftarlarının birçoğu 1967’de iktidarı ele geçiren “Albaylar” gibi “Taburcular”ın torunlarıdır.

Glezos: “Kimin kardeşimi idam ettiğini tam olarak biliyorum ve hepsinin hayatta olduğunu garanti ediyorum. Bunu yapan insanların hükümette olduğunu ve hiç kimsenin cezalandırılmadığını biliyorum.” dedi. Glezos, kardeşinin şerefine bir kütüphane oluşturmaya yıllarını adadı. Brüksel’de, muhatap olduğu insanlardan mütevazi bir şekilde ipek bir cüzdana bir “frango” (avro) atarak fona katkıda bulunmalarını ister. Bu, savaş tazminatı ile birlikte, diğer büyük kampanyası ve son isteği: Nikos’un onuruna kurulacak bir kütüphaneye layık bir bina inşa etmek. “Kardeşimin hikayesi Yunanistan’ın hikayesidir” diyor Glezos.

ELAS’ın ya da onu değiştiren Yunanistan Demokratik Ordusu’nun talihsiz kurbanlar olduğunu iddia edilemez. Saldırıya tepki olarak gerçekten bir “Kızıl Terör” vardı ve ELAS, Atina’dan çekilirken yanlarında 15.000 esir vardı. Glezos, “Bazılarını öldürdük,” dedi ve “Bazıları intikam almak için harekete geçti. Ancak kırmızı çizgimiz sivilleri öldürmemekti.” ifadelerini kullandı.

Yunan başbakanı Konstantinos Tsaldaris, Aralık 1946’da İngilizlerin geri çekilmesi olasılığıyla karşı karşıya kaldığında Washington’a Amerikan yardımı aramaya gitti. Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanlığı, Mart 1947’de Başkan Truman’ın ‘Truman Doktrini’ olarak bilinecek olan ve komünizmin bir tehdit olarak göründüğü her yere güç kullanarak müdahale edileceğine yönelik yapacağı açıklamanın temelini oluşturan bir askeri müdahale planı hazırladı. İngiltere’nin inisiyatifiyle Yunanistan’da hayat geçirilen uygulamaların hepsi Soğuk Savaş’ın ilk salvosuydu.

Glezos hala kendisini bir komünist olarak nitelendiriyor. Ancak Stalinizmi reddeden Patríkios gibi, komünizmin Yunanistan’ın kuzeyindeki komşularındaki gibi uygulanmasının bir felaket olacağına inanıyor. Sovyetler Birliği’ni de-Stalinize edecek olan Sovyet lideri Kruşçev’e düşündüğü her şeyi anlattığını hatırlıyor. Kruşçev, Soğuk Savaşın tırmandığı yıllarda Sovyetler Birliği’nde onuruna posta pulu basılmış bir kahraman olarak görülen Glezos’u Kremlin’e çağırdı. 1963 yılıydı ve Kruşçev konuşkan bir havadaydı. Glezos, Bulgaristan ve Romanya üzerinden yürüdükten sonra Kızıl Ordu’nun neden Yunan sınırında durduğunu bilmek istiyordu. Belki de Rus lideri bu durumu açıklayabilirdi.

“Bana baktı ve ‘Neden’ dedi.”
“Dedim ki: ‘Stalin bir komünist gibi davranmadığı için. Dünyayı başkaları ile paylaştı ve Yunanistan’ı İngilizlere verdi. O an gerçekten düşündüğüm ne varsa söyledim, Stalin’in başımıza gelen her şeyin sorumlusu olduğunu söyledim. İstediğimiz tek şey, halkın hüküm sürdüğü bir devletti, tıpkı ‘tüm güç halktan doğar ve halk tarafından uygulanır’ cümlesinin dağlarda hala yazılı olduğunu görebileceğiniz [eski] hükümetimiz gibi. İstedikleri, ve gerçekleşen şey, partinin yönetmesiydi.”

Glezos, Kruşçev’in kendisiyle açıktan  hemfikir olmadığını söyledi. “Oturdu ve dinledi. Fakat toplantıdan sonra beni akşam yemeğine çağırdı. Leonid Brejnev’in (1964’te Kruşçev’in yerine geçen Sovyet lideri) de katıldığı yemekte beni dört buçuk saat daha dinledi. Ben bunu hep zımnî anlaşma olarak düşünmüştüm.”

Patríkios için, 1956’da Sovyetler’in Macaristan’ı istila etmesinin ardından Churchill ve Stalin’in üzerinde anlaşmasıyla, harita üzerinde bir hat çizildi. “Batı Macaristan’ın (Budapeşte ayaklanması sırasında) müdahale etmeyeceğini gördüğümde, neler olduğunu anladım. Üzerinde anlaşmaya varılan etki alanları bunlardı. Ve daha sonra Dekemvriana’nın yerel bir çatışma olmadığını ve tam da burada, bunun Yunanistan’da sıcak bir savaş olarak başlayan Soğuk Savaş’ın başlangıcı olduğunu anladım.”

Patríkios, “izinli” bir tutuklu olarak Atina’ya geri döndü ve sonunda 1959’da bir pasaport aldı. Pasaportu elde etmesiyle beraber Paris’e giden bir vapura atladı. Sonraki  beş yılını Sorbonne’da sosyoloji ve felsefe okumak için geçirecekti. “Politikada hiçbir etik yoktur, özellikle de emperyal politikada.” diyor.

 

Yazar: Ed Vulliamy & Helena Smith

Çevirmen: Saffet Yalçın

Kaynak: https://www.theguardian.com/world/2014/nov/30/athens-1944-britains-dirty-secret

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları