Beyazların Üstün Olduğunu Savunanlar, Ekonomideki Sorunların Kaynağının Beyaz Elitler Olduğu Gerçeğiyle Neden Yüzleşemiyorlar?

Öfkeli genç beyaz erkekler, ırksal ayrımlardan çok sınıfsal ayrımlarla yüzleşiyorlar.

National Review gibi muhafazakar yayınlar “öfkeli beyaz çocukların politik bir gündemi yok” gibi şeyler söylese de Charlottesville’deki beyaz öfkeye ve şiddete dair bir tartışmaya rastlanmadı.

Irkçı pislik kusan çetelere katılmak gibi eski bir yol izleseler de öfkeleri gerçek ve şikayet sebepleri birbirinden farklı. Yine de bu beyaz üstünlüğünü savunanlar, sıkıntılarının sebebi olarak toplumun yanlış kesimlerini suçluyor.

Beyaz Amerika’nın geniş kesimlerine yayılan bu salgının asıl sebebi ırksal değil sınıfsal farklılıklar. Büyük ölçüde suçlanması gereken, son yıllarda bölgesel ekonomilerde küçülmeye sebep olan güçlü beyaz kapitalistler ve hükümet içinde onlara hizmet edenlerdir.

Birçok demokrat, Eduardo Porter’ın New York Times’da partinin ulusal gündemini yeniden özetleyen yazısında da belirttiği gibi, eşitsizliğin en önemli ekonomik sorun olduğunu söylemeye devam ediyor. Buna rağmen, “yılda 50.000-150.000 dolar arası kazanan ailelere mensup ve seçmenlerinin dörtte üçü beyaz olup seçimlerde çekişme yaşayan eyaletlerde oyları Trump’a giden”, orta sınıfın desteğinin geri kazanılmasını söyleyen demokratların geleneksel düşünce tarzı, beyaz üstünlükçülerinin son zamanlardaki öfkesinin kökenlerini algılayamıyor.

Steve Slavin, yeni kitabı The Great American Economy: How Inefficiency Broke It and What We Can Do To Fix It’te, “Ekonomimiz ciddi bir sıkıntı içinde. 10-15 yıl sonra yurttaşlarımızın ortalama yaşam standartları şimdikinden daha düşük bile olabilir.” diye yazıyor. ”Banliyölerdeki büyük alanlar gecekondu mahallelerine dönüşecek ve on milyonlarca Amerikalı kalıcı olarak alt sınıfa katılmış olacak. Ortada üç ayrı Amerika olacak -zenginler ve zenginliğe yakın olanlar, ekonomik olarak küçülmüş orta sınıf ve işçi sınıfı, çok büyük oranda fakir bir nüfus.” diye de ekliyor.

Slavin, zengin yerleşim yerlerinde -genellikle kıyı şehirlerde veya iç bölgelerdeki merkezlerde- yaşamayan neredeyse herkesin oluşumu yılları almış olan bir sürekli düşüşle karşı karşıya olduğunu belirtip, sekiz büyük ekonomik trendden bahsediyor. Bunlar: Trump’ı, nefret gruplarının yoğunlaştığı ve Charlottesville’de tutuklananların geldiği sağcı  House Freedom Caucus’u seçen kırsal ve varoş kesimlerdir. Bunlar, Slavin’in ülke için belirttiği ve öngördüğü trendlerin kaybeden sonundan köken alırlar.

National Review’dan Kevin Williamson’ın yazdığı gibi, eylemci beyazların içinde bulundukları koşullar, beyaz olmayan Amerika’ya göre “çok daha iyi” olabilir. Bu, onların nefret söylemleri ve ilkel öfkelerini ayıplamayı daha da makul hale getiriyor. Ancak Slavin’in dediği gibi, ulusal ekonomi ve refah anlayışı son yıllarda hızlı bir şekilde düşüşte.

Bundan sorumlu olanlar büyük ölçüde beyaz politikacılar, beyaz patronlar ve daha yakın zamanda ise bir görevi de bir zamanlar diplomasız insanların gelir kapısı olan yerli sanayi üretiminin dış kaynaklardan sağlanması olan, yüksek ticaret okullarından mezun olan kişilerdir.

Burada suçlu, sınıf ve ırk çoğunlukla aynı anlamda kullanılıyor olsa bile, sınıfsal farklılıklardır. Bilakis, Amerika’nın bugün hızlı bir düşüşte olan beyaz kesimleri, 1960’larda beyaz olmayanların ekonomik adalet istediği şehir içlerini korkutucu bir biçimde andırıyor. Bu şehir merkezleri, beyazların 20 yıl boyunca banliyöye göç etmesi ve üreticilerin de ayrılması sonucunda terk edilmişti.

Slavin’in orta sınıfı, işçi sınıfını ve fakirleri ezdiğini söylediği birbiriyle ilişkili 8 trend şunlar:

  1. Üretim keskin bir düşüş yaşadı. Trump’ın denizaşırı birkaç şirketin geri döndüğünü bildirmesine rağmen, II. Dünya Savaşı’ndan 1980’lere kadarki süreçte kendini sağlama alan Amerika’nın iç kesimlerindeki birçok fabrika işi büyük ölçüde yok olmuş durumda.

  2. Çoğu şehir düşüşe geçmiş durumda. II. Dünya Savaşı’nın sonrasında başlayarak, hükümet ve endüstri, birçok şehri çoğunluğu beyaz olmayan fakirlere bırakarak banliyölere teşvikleri artırdı. Detroit’in otomobil imalatçıları toplu taşıma araçlarını satın aldı ve toplu taşımayı işe yaramaz hale getirdi. Bu, her gün işe gidip gelmek için özel araçlara, benzin ve sigortaya bir servet ödeyen ve evinden saatlerce uzak kalan bir yığın insanla birlikte bugünün maliyetli ulaşım ihtiyaçlarına sebep oldu.

  3. Sağlık maliyetleri maaşları dondurdu. Ortalama maaşlar, enflasyona göre ayarlandıktan sonra, yıllardır bir artış görmedi. Bunun sebebinin büyük bir kısmı, sağlık sigortası sağlayan işverenlerin, çalışanların yerine sigortacılara gittikçe daha fazla para ödemek zorunda kalmasıdır. Aynı zamanda sigortacılar da insanların ceplerini boşaltmanın yollarını sürekli olarak bulmaktadır.

  4. Devlet okullarına ödenekler çok düşük. Zengin yerleşim yerlerindeki devlet okulları iyi olabilir fakat ülke genelindeki lise mezunlarının yarısı diğer ülkelerdeki mezunların ve daha başarılı yaşıtlarının seviyesinde değil. Bu ise fırsatları engellemekte.

  5. Hükumet, ülkeye yatırım yapmıyor. Bu sadece ihmal edilmiş köprü ve yollarla alakalı değil. ABD Hükumeti, silahlara yapılan küresel harcamaların %40’ını oluşturan şişirilmişin de ötesinde bir askeri endüstri tesisini destekliyor. Bu, iç harcama olabilir ama içerideki ihtiyaçlara yönelik bir harcama değil.

  6. Ceza adaleti sistemi fazla şişirilmiş durumda. ABD, sanayisi gelişmiş ülkeler içinde en yüksek mahkum edilme oranına sahip; bu yağmacı sistem düşük gelirli insanları hedef alıyor ve vergilerden beslenen özel polis kuvvetleri yaratıyor.

  7. Özel sektörün işlevsiz işleri. Slavin, yazısında “Bu sadece hizmet sektörünün büyümesinden değil, fatura toplayıcı, telemarket vs. gibi yararlı herhangi bir ürün veya hizmet üretmeyen iş dallarında 15 milyon Amerikalının çalışmasından da kaynaklanıyor.” diyor.

  8. Şişirilmiş finans sektörü. Bu, Wall Street’in tasarrufları üretken yatırımlardan çok, paranın diğer varlıkların hareket takibiyle kazanıldığı ya da kamuya, sonucunda yeni vergiler ortaya çıkaracak tahvil satışlarının gerçekleşmesi demek olan vurguncu girişimlere yöneltmesinin sonucudur.

Bu sekiz alanın her birinde güç ve ayrıcalık sahibi varlıklı beyazlar ülkeyi bugünkü ekonomik çöküş durumuna getirecek kararlar verdiler. II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra federal yönetim, siyahi gazilere yeni genişleyen banliyölerde ev alabilmeleri için para vermedi. Bu parayı onlar yerine Donald Trump’ın babası Fred Trump gibi emlak yatırımcılarına beyaz olmayan birçok kiracının oturduğu yerlerde kentsel dönüşüm projeleri yapması için verdi.

Otomobil endüstrisi, toplu taşımayı yok ederken Detroit’te beyaz olmayan çok fazla yönetici yoktu. 80’lerde üretimi yurt dışına taşıma dalgası ortaya çıktığı zaman yönetim kurullarında beyaz olmayan çok fazla kişi yoktu. İşletme yüksek lisansıyla adeta para basan yüksek ticaret okullarının, işletmeleri emek gücünün ucuz olduğu ülkelere götürmelerini öğrettiği veya küçük kasabaların ana caddelerinin tamamını yok eden Walmart gibi işletmelerin yararlarını övdüğü öğrenciler ezici bir çoğunlukla beyazdı.

Bu liste devam ettikçe daha da derinleşen ve Amerika’yı bugün yaralayan bir ayrım -ırktan ziyade sınıfsal ayrım- ortaya çıkıyor. Slavin, “Belki de ekonomik düşüşün en ikna edici göstergesi, günümüz çocuklarının tarihimizde ailelerinden daha fakir olacak ilk nesil olmasıdır. Ocak 2017’deki CNBC raporu ‘Savunma grubu Young Invincibles’ın Merkez Bankası verilerine dayanarak yaptığı analizde, daha eğitimli olmalarına rağmen günümüz gençleri yıllık ortalama 40.581 dolar kazanmakta, ki bu önceki neslin aynı yaştayken kazandığından %20 daha az.” diye belirtiyor.

Young Invincibles; sağlık, yüksek öğretim, iş gücü, finans ve sivil katılım konularında çalışmalar yapan ilerici bir gruptur. Fakat bu isim, Charlottesville’deki protestocuların saldırgan tutumlarını tanımlamak için de kullanılabilir.

Williamson, muhafazakar National Review dergisinde kinayeli bir biçimde “Öfkeli beyaz bir genç ne istiyor olabilir? Giyinip kuşanıp bir oyun -büyük ve bazen de kanlı olabilen kovboy ve Kızılderili oyunu- oynamak için bir araya gelmeleri bize cevabı verebilir. Olduklarından farklı kişiler olmak istiyorlar. Bu, kimlik politikalarının büyük ironisidir: Bireysel olarak hiçbir başarıları olmadığı için, kimliklerini topluluklar içinde arıyorlar. Sadece zayıf halkalardan ibaret bir zincirler. İlgilendikleri şey politikadan ziyade tiyatrodur: Arınma umuduyla yapılan küçük oyunculuklardır.” diye yazıyor.

Ancak Williamson sadece onların ne istediğini ima ediyor ve Slavin’in bahsettiği şey de tam olarak bu. Bu öfkeli beyazlar, ekonomideki onların seçeneklerini daraltan yapısal değişiklikler tarafından görmezden geliniyorlar. Söylemeye dahi gerek yok, darda olan çoğu insan şiddet ve ırkçılığı hoş karşılamıyor. Ancak görünen o ki öfkelerinin temeli ırkçılığa değil sınıfsal öfkeye dayanıyor. Eğer beyaz protestocular suçlayacak birilerini arıyorlarsa Wall Street ve Washington’daki zengin beyazları suçlamalılar.

Yazar: Steven Rosenfeld

Çevirmen: Sıla Abadan

Kaynak: http://www.alternet.org/right-wing/white-supremacists-are-blaming-wrong-people-their-problems