Bilim Kurguda Yabancılaşma

Şu gerçekle yüzleşelim: Uzayın ücra köşeleri oldukça yapayalnız bir halde. Yıldızlara ne kadar çok yaklaşırsak, evimizden o kadar çok uzaklaşıyoruz. Ne kadar teknolojimize “bağlı” hale gelirsek, o kadar yalnız hissediyoruz kendimizi. Ne kadar çok cevap bulursak da, o kadar çok soru soruyoruz. İşte biz buna, Rodenberry’nin “gözü karartarak ilerlemek”te neden böylesine ısrar ettiğinin sebeplerinden biri olan nihai yabancılaşma diyoruz. Keşfetmek, fedakarlıklar gerektirir ve bilim kurguda da diğer her şeyden daha çok feda etmeye meylettiğimiz şey de, en azından öncelik olarak, insanlığımız.

Kaybettiklerimizi acaba tekrardan kazanabilecek miyiz? “Evimizin” yolunu bulabilecek miyiz?

Mitoloji, bu tür yolculukları, aşırı seviyelerdeki kibri nedeniyle tanrılar tarafından eziyet gören, ünlü sürgün kahraman Odysseus’un ardından “odyssey”, yani yolculuk olarak tanımlar. Bu aynı zamanda, uzayın ve teknolojinin korkutucu sınırsızlığının ve kusurlarımızı sayısız yollarla genişletebilen içeriklerin alevlendirildiği bilim kurgudaki en yaygın hikaye anlatılarından biridir.

Karakterin varış noktası, Close Encounters of the Third Kind’daki Roy Neary ya da Avatar’daki Jake Sully gibi başladığı yer olmayabilir, ancak bu hikayelerin sonunda kuvvetli bir tamamlanma hissi veren şey, istenen ya da kaybedilmiş bir şey ile duygusal, manevi bir yeniden bağlanma düşüncesidir. Kendimizi ne kadar yabancılaşmış hissedersek hissedelim; bilim kurgu bizlere ister ıssız uzayda, ister yıldızlara doğru yol alan bir uzay gemisinde veya her birimizin içinde, insanlığımızın sadece bağları kopardığımız bir parçası içinde, her daim bir çözüm olacağını söyler.

Bilim kurguyu soğuk, uzak ve duygusal anlamda boş bir tür olarak gören kimseler, çok bariz bir şekilde asıl önemli noktayı kaçırmaktalar. Çünkü bilim kurgu, çoğu yolculuğun başladığı yerdir aslında. Bilim kurgu, insanlığın yabancılaşmayı atlatmaya çabalaması ve de korkunç kurgusal senaryolarda umut bulması hakkındadır.

Bir film, bir televizyon dizisi ve bir de kitap üzerinden açıklamalar yaparak bazı örnekler vereceğim.

  1. Bağlamdan Kopma

a) The Matrix filminde Neo, hayatından tatminsiz, kendi etrafındaki dünyadan ve içindeki herkesten kopuk, tipik bir siberpunk kahramanı olarak yolculuğuna başlar. Tam olarak ifade edemediği, bu tarifi zor “bağlantı” için yanıp tutuşmaktadır. Aslında bir nevi ait olma duygusudur bu. Bir istikamet hissi. Bir amaç arzusu.

b) Battlestar Galactica dizisindeki mürettebat (yeni çekilen versiyonunda) olağanüstü bir yolculuğa yelken açar. Ama uzunca bir süre için net bir amaçları olmadan yalnızca kaçıp hayatta kalmaya çabalarlar. Düşmanları, karmaşık bir Frankenstein’ın canavarı ırkı, onları yok etmek için geri dönmüştür. Yani aslında insanlığı yabancılaştıran şey, uzay ve teknolojinin birleşimdir.

c) Ender’s Game kitabında, dahi öğrenci Ender Wiggin, ailesinden ve dünyadaki evinden, bilinmeyen düşmanlara karşı yaklaşmakta olan savaş için gizlice eğitim verilmek üzere koparılır. Bu elbette herkes için  korkunç bir ihtimaldir, hele ki psikopat olduğundan şüphe duyan sekiz yaşında bir çocuk için. Bir de yabancılaşmayı düşünün.

Bakınız: Aliens’taki Ripley, Avatar’daki Jake Sully, Blade Runner’daki Deckard, Robinson Crusoe on Mars, E.T., Robocop, The Forever War, Dune

  1. Aydınlanma

a) Her yolculuk, kesin bir anda olmasa bile, bir kendini gerçekleştirme unsuru gerektirir. The Matrix’te bu kendini gerçekleştirme anı, Neo’nun asi lider Morpheus’tan kırmızı hapı almayı seçip siber bir tavşan deliğinden “gerçek dünyaya” yuvarlandığı ya da kendisinin “seçilmiş kişi” olarak vahiy edilen mesih olduğu rivayet edildiğinde gelmez. Birinci filmin sonunda Trinity tarafından hayat öpücüğü bahşedilir ve Matrix’te ölümden uyanır. Bundan sonra Neo, gerçekten de bir insandan daha fazlası olduğuna inanır.

b) Battlestar Galactica’da sadece bir tane nihai aydınlanma anı olduğunu sanmıyorum. Her bir karakterin kendine ait bir aydınlanması var. Fakat insanlar ve Cylonlar arasında derin bir bağlantı olduğunun farkındalığına erkenden, Gaius Baltar ve ilham perisi/sevgilisi olan “Caprica 6” emsalsiz şekillerde etkileşime geçtiğinde varılır. Bu da dizinin olağanüstü sonuçlara varacak şekilde içine düştüğü tehlikeli bir pandora kutusunu açar.

c) Ender Wiggin’in kendi potansiyelinin farkına varışındaki uzun ve zorlu yolu, baş döndürücü hikayesel bir anilik ile kitabın sonunda neticelenir. Yalnızca uzaylı düşmanlarla bilgisayar simülasyonlarında antrenman yapmakta değil; aynı zamanda onlarla, bilgisayar programları aracılığıyla bölük bölük gemileri mevzilendirerek gerçekte de dövüşmektedir. “Mezuniyet” günü gelip çattığında ise, bütün uzaylı türlerini yok etmekle sorumlu olduğunu keşfeder. Bu, uğruna doğduğu nihai bir sonuç muydu? Yoksa onu kandırmasalardı yine de aynı şeyi yapar mıydı?

Bakınız:  Close Encounters of the Third Kind’daki Roy Neary, A Princess of Mars, Avatar, The Forever War, Robocop, Dune

  1. Yeniden Bağlanma

a) Eve dönmek ya da bir kimsenin kaybettiği insanlığını yeniden bulması, yolculukların son bölümüdür. The Matrix üçlemesinde Neo sonunda, ilk etapta kendindeki “anormalliği” yaratan makine şehrine geri döner ve insanlarla makineleri birbirine bağlayarak barış uğruna, yiğitçe son bir savunma ile kendini feda eder. Ölünce ise nihai amacını keşfeder –isyan ya da savaş değil, birliktelik. Makineleri Ajan Smith’ten kurtarmak için kendini feda etmesi, ardından takip etmeleri için bir örnek teşkil eder. Makineler de biz insanları yok etmekten vazgeçer. İnsanlık ve makineler artık sil baştan bir başlangıç yapabileceklerdir.

b) Tekrardan söylemek gerekirse, Battlestar Galactica’da insanlar ve makineler arasındaki bağlantıya, dizi süresi boyunca evrimsel bir süreç denilebilir.  Tam anlamıyla tek ve kusursuz bir an yok bu bağlamda. Cylonlar kendilerinin de ölümlü olduklarını fark ettikleri zaman, biz ve onlar arasındaki benzerlikler, farklılıklarımızdan daha mühim hale geliyor. Onlar da en az bizim kadar yollarını kaybetmişler. En az bizim kadar, onlar da kendi efsanevi evlerini, dünyayı bulmak istiyorlar. Her bir karakter, bu yeniden bağlanma bulmacasına kendi parçalarıyla katkıda bulunuyor, ancak insan ve teknolojinin gelecekteki birliğini temsil eden şey Gaius ve Caprica 6’in anlaşılmaz, kaçınılmaz ilişkisidir.

c) Yeni şöhretine rağmen Ender Wiggin, insanlığın soykırımsal kahramanı, mirasının bu olmasına izin vermemekte kararlıdır. Tıpkı Neo, Battlestar Galactica mürettebatı, T: The Extra-terrestrial ve diğer birçoğundaki gibi Ender da, doğuştan sahip olduğu merhamet duygusunun, yabancılaşmadaki sınırlara üstün gelmesinden yanadır. Sonunda yaptığı şey ise, hepsini öldürmek için yardım ettiği uzaylı türlerini yeniden hayata döndürebilmek adına gerçekleştirdiği umut dolu bir barış uzlaşmasıdır. İşte o küçük çocuk, savaşın değil ama hoşgörünün çok daha gerekli bir mesele olduğuna karar vererek büyük bir adam olur nihayetinde.

Bakınız: Contact’taki Jodie Foster, Robinson Crusoe on Mars, Blade Runner, Avatar, A Princess of Mars, Star Trek: The Motion Picture, Terminator 2, Aliens

 

Yazar: Robert Appleton

Çevirmen: Berna Ece Gündüz

Kaynak: https://contactinfinitefutures.wordpress.com/2013/02/07/alienation-in-science-fiction/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları