Bir Trans Erkeğin Yüzyıl Dönümündeki Amerika’da Yaşamı

“Ulusumuzun geçmişinde queerlik, genelde tartışılanın aksine çok daha yaygındır”

1902’de, 33 yaşındaki Harry Gorman bacağını kırmasına sebep olan sert bir düşüş yaşadıktan sonra New York’un Buffalo semtinde hastaneye kaldırıldı. Genel olarak alakasız görünse de medyada sesini duyurmayı başardı. Çünkü hastane yatağında 20 yıldan fazla bir süredir erkek olarak yaşadığı halde, Gorman’ın erkek anatomisinde yetersiz olduğu ortaya çıktı. Bu açıklama, Tucson’dan Boston’a ve Fort Worth’tan New York’a kadar pek çok ulusal gazetede manşet oldu.

Gorman, gençlik yıllarında erkek olarak giyinme kararının hem kadınlara sunulan kısıtlı imkânların yılgınlığından hem de özgürlük arzusundan dolayı verdiğini açıkladı. New York World’e ”Erkek olmak istedim ve 13 yaşıma geldiğimden itibaren erkek kıyafeti giydim. 20 yıl önce New York’a yerleştim. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’nın tüm büyük şehirlerinde erkek olarak çalıştım.İnsanlar çok akıllı olduklarını düşünürler. Bu yüzden hepsini kandırdım ve eğer kaza geçirmemiş olsaydım,hala erkek olurdum.”dedi. Gorman açıklamasına devam ederken bir erkek olarak bir kadınla evlenmek de dahil olmak üzere, erkek olmanın sağladığı tüm fırsatlardan yararlanabildiğini söyledi. Ayrıca oy da kullandı, New York World’e “Ben iyi bir demokratım… Son yedi yıldır partinin tüm adaylarına oy verdim.” dedi.

Belki de içlerinden en sansasyonel olanı, Gorman’ın, Buffalo’ya ev diyen tek trans olmadığı yönündeki açıklamasıydı. Aslında Gorman, Buffalo’da en az 10 kadının erkek kıyafetleri giydiğini ve erkeklerin konumunu tuttuklarını bildiğini iddia etti. ” Bir kuruluşumuz var mı? Hayır, bir kuruluş diyemeyiz fakat ara sıra birbirimizle karşılaşır, erkekler pahasına candan gülüşler attığımız salonlarda bira ve sigaralarımızla dolaşırız.” diyerek açıklamalarına devam etti. Bu şekilde Gorman, okuyucularına onun bu “gerçek cinsiyet”inin keşfedilmiş olması düşüncesine rağmen, onun gibi sokaklarda ve henüz farkedilmemiş birçok kişinin olduğunu iddia etti. Doğrusunu söylemek gerekirse, Indiana Logansport Dergisi’nin başlığı endişe verici; “On Kadın Erkek Kimliğine bürünür.”. Dahası ve belki de bazı okuyucuları daha rahatsız eden kısmı salonlarda sık sık dolaşan trans -cinsiyet değiştirmemiş erkeklerdi.

Tıpkı Gorman’ın kısa hikayesinin başta önemsiz görünmesi gibi, Gorman’ın “gerçek cinsiyet” inin ortaya çıkışı da, ilk bakışta 20. yüzyılın başlangıcındaki ABD tarihinde de aynı şekilde önemsiz görünebilir. Yine de hiçbir şey gerçekten uzak olamazdı. Ulusal gazeteler, Gorman’ın davasını “20 Yıl Erkek Sanıldı” başlıklı gösterişli manşetler altında bir makaleyle duyurdular. Harry Gorman hakkında yazan gazetelerin bu haberi patlatmasıyla görünüyor ki yüzyılın başında Amerikalılar cinsiyete, esnekliğine, özellikle geçirgenliğine ve bunların ırk, sınıf ve cinsellikle kesişme biçimlerine hayranlıkla bakakalmıştı. Gorman’ın “gerçek cinsiyet”inin ifşa edilmesi bazı gazeteler tarafından “şaşırtıcı” olarak nitelendirilmiş olsa da, gazete okuyucularının karşılaştığı ilk trans erkeğin öyküsü olmadığı söylenebilir.

Aslına bakılırsa, ülkenin dört bir yanındaki gazeteler,erkek olarak yaşamayı seçen kadınların 1870’ler ve 1930’lar arasındaki ABD gazetelerinde yayımlanan 65 vakadaki bireylerin hikayelerini de düzenli olarak yayımladı.

Örneğin, 1883’te,Frank Dubois ‘gerçek cinsiyeti’ keşfedildiğinde ulusal çapta dikkat çekmişti. Anatomik olarak kadın olan (ve iki çocuğunun biyolojik annesi) Dubois, Wisconsin’de Waupun’un küçük bir kasabasında yeni bir hayata başlamak için ailesini Beldivere’de bıraktı. Önce Waupun’da kendini çalışkan bir adam olarak duyurdu, çabucak oraya yerleşti ve Gertrude Fuller adında genç bir kadınla evlendi.

Dubois yaşadığı küçük topluma oldukça uyuyordu; ancak önceki kocası ve iki çocuğu, ayrılmış karısını ve annelerini aramak için kasabaya geldiklerinde kasaba halkı Dubois’in gerçek cinsiyetini keşfetmişlerdi ve bu durum ulusal gazetelerde ilgiyle karşılanmıştı ve Harry Gorman, Buffalo’nun trans erkeklerinin cinsiyet değiştirmeyen erkeklerle olan karşıt ilişkisini tasvir ederken, salonların köşelerinden onlarla alay ederek, birçok trans erkeğin normatif hayat yaşamak istediğini gözler önüne seriyor. Tıpkı Frank Dubois’in eşleri destekleyip, çalışkan biri olarak saygı kazanması ve olabildiğince radardan kaçması gibi.

 

“O yüzyılın başında Amerikanlar, cinsiyetle ve özellikle cinsiyetin geçirgenliğiyle büyülenmişti. “

 

Harry Gorman ve Frank Dubois’nin hikayeleri, önceki tarihçiler tarafından kabul görmüş Amerikan tarihine daha karmaşık bir bakış açısı getirmesi bakımından aydınlatıcı oldu. Yirminci yüzyılın başlarında Gorman’ın Buffalo’da on farklı trans birey olmasına dair görüşleri davetkardır, şehir hakkında ortaya çıkardıklarının yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’nin geri kalanına dair ima ettikleri itibariyle merak uyandırıcı niteliktedir. Yorumları üstü kapalı bir şekilde eğer 1902’de Buffalo’da – kuir topluluğun merkezi sayılmayan bir şehir – en az 11 tane trans birey varsa muhakkak Tulsa, Saint Paul, Jackson ve Reno’da da olduğunu ifade ediyor. Kısacası, onun görüşleri ile Amerikan milletinin geçmişi, genel düşüncenin aksine çok daha kuir olduğu ve kuir geçmişinin ülkenin kıyı bölgelerinden iç kesimlere nüfuz ettiğini ortaya çıkarmıştır.

Gorman’ın toplumdaki trans bireylere dair tasvirleri açıklayıcıdır. Ortak olarak gizli kapaklı paylaşılan bir yaşam tarzı sürdürmek yerine, dışarıda da normatif bireyler olarak yaşamlarını sürdüren trans bireylerin bulunduğunu göstermiştir. Bu sırada, belki de bazı kentsel kuşatmalar var olmasına rağmen, Gorman’ın yorumları bu kitabın ortaya koyduğu şeylerin büyük kısmını öngörmektedir. 20. yüzyılın başında trans erkekler her zaman kuralcı cinsiyet rollerini devirmeyi amaçlayan şehirli isyankarlar değildi. Aksine, genellikle geleneksel erkekler gibi hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar, hatta kendilerini toplumun normatif değerlerine ayak uydurmaya zorluyorlardı. 1914’te Ralph Kerwineo’nun ‘gerçek cinsiyeti’ ortaya çıktığında, yerel gazeteler Kerwineo’nun geleneksel bir erkek gibi yaşamını devam ettirdiğini gösteren ifadelerle doluydu. Komşusu Joseph Traudt, Evening Wisconsin gazetesine ‘Kerwineo ve eşi, mahallemizde sıklıkla güzel bir evli çift olarak dikkate çarparlar. Annem, bana ‘kocanın’ ‘karısına’ çamurlu yollardan karşıya geçerken yardım edişine dair ‘Eşine ne kadar da yardımcı olan tatlı bir adam.’ derdi.’  şeklinde açıklamalar yapmıştı.

O zamanlar pek çok trans birey gibi Kerwineo, Gorman ve Dubois de yaşamlarını her adımlarında gözler üzerlerinde yaşadılar. Yine de, bu gidişatları eşcinsel tarihini ele alan öne çıkmış hikayelere meydan okudu. Her ne kadar Gorman, ABD ve Kanada’nın bütün büyük şehirlerinde bir erkek olarak çalıştığını iddia etse de, Gorman ile benzer durumdakiler genellikle büyük şehirlerden ziyade küçük kasabalar arasında yer değiştirmeyi tercih etmiş, daha çok Manhattan, Montana ve Ettrick, Virginia gibi kırsal yerleşkelerde bulunmuşlardır. Kerwineo’nun bir erkek olarak hayatı ise Chicago’dan – eşcinsel altkültürünün gelişmekte olduğu bir şehir- bu konuda nispeten daha uykuda olan Milwaukee’ye taşındığı anda başlamıştır. Frank Dubois de erkek olarak yaşamına tıpkı Kerwineo gibi bir taşınma sonrasında başlamış; ailesini Belvidere, Illinois’de bırakıp Chicago’da (neredeyse en büyük şehir) değil, Wisconsin’ın Waupun adındaki küçük bir köyüne taşınmıştır. Trans bireylerin anlaşıldığı kadarıyla bu ayak altında bulunmayan yerlere taşınmalarının sebebi, düzenli (hatta belki sıradan) bir hayat sürmek istemeleridir. Onlar, bir deyişle sıradan insanlardı.

1870 ile 1930 yılları arasında gazetelerde yer alan anlatılar, bir trans bireyin ‘gerçek cinsiyeti’ hakkında bir ‘aydınlanma’ yaşatmış, uygun toplumsal cinsiyet ve eşcinsellik üzerine ortaya çıkan tıbbi literatür hakkında ulusal söylemlerle bireylere ve topluluklara yeni ve eşsiz bir pencere aralamıştır. Gerçekten de bu dönem ABD’de seksolojinin ortaya çıkışına ya da insan cinselliği üzerine çalışmalara tanıklık etmiştir. Seksoloji hakkında soruşturma alanının temelleri ilk olarak Avrupa’da atılmış, 19. Yüzyılın sonlarında ABD’de pek çok önemli eserin yayımlanmasıyla ise sağlam bir zemin hazırlanmıştır. Bu eserlerden en çok akıllarda kalanları Richard von Krafft-Ebing’in ‘Psychopathia Sexualis (1886), ve Havelock Ellis’in ‘Sexual Inversion in Women (1895)’tir. Bu iki çalışma da homoseksüelliği patolojik ve dejeneratif ve özellikle kadınlarda eşcinsel ilişki arzusunun çoğu zaman, erkeklik ve kros giyime yönelik hoşnutsuzluk belirtileri olduğunu savundu.

Bilim adamları, yaklaşık otuz yıldır toplumsal cinsiyet üzerine kuramlar ile bunların popüler anlayışları arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyorlar. Michel Foucault, bilindiği üzere seksologların; eşcinsellerin kendi “türlerini” yarattığını tartışırken diğer bilim adamları analizlerinde daha ılımlı olmuştur. George Chauncey 1982’de “Doktorların, ‘cinsiyet değiştirmişlerin’ ve ‘homoseksüellerin’ kimliklerini yaratıp belirlemesini, insanların yeni tıbbi modelleri eleştirmeden içselleştirdiği ve hatta tıbbi söylemde homoseksüelliğin tamamen tanımlanmış bir kategori olarak tanımlanması yanlıştır.” diyerek uyarmıştır.

 

“Gerçek şu ki, cinsiyet her zaman kriz içindedir.”

 

Metodolojide bilim adamlarının karşılaştığı bir zorluk: Amerikalıların kabul veya reddettikleri tıbbileştirilmiş cinsellik ve toplumsal cinsiyet anlayış biçimlerini nasıl düzeltebiliriz? Lisa Duggan’ın Sapphic Slashers adlı eserinde (1892 yılında Alice Mitchell’ın kız sevgilisi Freda Ward’ı öldürmesini anlatır), ‘alışılagelmiş bir American tiplemesiyle erkeksi bir lezbiyen, arzularıyla, evindeki rahat egemenliğini tehdit altına alan varlıklı beyaz bir kadın’ bu alanda yararlı bilgiler sağlar. Duggan’a göre, alışılagelmiş bu tiplemenin ortaya çıkması 1890’larda, seksoloji, heyecan verici medya ve edebiyatta ‘lezbiyen aşk cinayeti’ anlatılarının gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu anlatılar, lezbiyenleri şiddete eğilimli, tehlikeli ve beyaz aile yaşamı için bir tehdit teşkil eden erkeksi kadınlar olarak tasvir etmiştir. Yine de, Duggan bile çalışmalarının, 20. yüzyılın başında sirkülasyonda olan lezbiyen kimliği ile ilgili kültürel çalışmaların sadece bir tanesiyle sınırlı olduğunu ve analiz edildiğini biliyordu.

Daha geniş bir açıdan baktığımızda Amerikanlar, küçük kasabalardan büyük şehirlere kadar, sıklıkla “erkek” ve “kadın” davranışlarını sorguladı ve gazete okuyan kitle, karşı cinsiyetin kıyafetlerini giymekten hoşlanan “kadın görünümlü kocalar” ve “cinsel olarak cinsiyet değiştirmiş kişilerin” şaşırtıcı bir şekilde düzenli hikayeleriyle karşılaştı. Bu söylemler sadece büyük şehirlere ayrılmış değildi. Bunun yerine en kırsal sınır olan karakol mevkiinde dahi yer edebiliyordu. Örneğin, 1901 yılının yaz aylarında, ülke çapındaki gazeteler, Ellis Glenn’in davasını Batı Virjinya, Parkersburg’da soluk soluğa duyurdu. Davanın amacı, Batı virjinya İllionis’te çeşitli suçlar işleyen fakat anatomik olarak kadın olduğu keşfedilen Glenn’in ‘gerçek’ kimliğini saptamaktı. Bu olaylar açığa kavuşturmak istendiğinde şüpheli, Ellis Glenn değil aslında onun ikiz kardeşi olduğunu açıkladı ve çift tutuklanmadan hemen önce yer değiştirdi.

Hikâyeye göre, kardeşçe olan bağlılığının çok derin olması, zulme uğramış kardeşinin suçunu üzerine alması konusunda onu harekete geçirdi. Böylelikle, tamamen Glenn’in gerçek kimliğine karar vermeye yönelik (Şikago kürsüsünün tasvir ettiği gibi) uzun süren bir duruşma gerçekleşti. Diğer bir deyişle, adli takibat daha önce bir erkek olarak bilinen, aslında erkek gibi davranan bir kadın olan ve daha öncesinde de sahteciliğe kendini adamış olan Glenn kanıt sunularak mahkemeye verildi.

Temmuz 1901’de birkaç hafta boyunca, Ellis Glenn’in davası, Anaconda, Montana’dan Montabama, Alabama’ya kadar ülkenin dört bir yanındaki gazetelerde yayınlandı. Glenn’in ve diğer birçok kişinin hikayesi, cinsiyet normlarına sürekli olarak meydan okunduğu, onların sorgulandığı ve en önemlisi sürecin içinde olduğu bir geçmişi ortaya çıkardı. On yıllarca tarihçilerin geleneksel olarak sadece “toplumsal cinsiyet sorunu” olarak nitelendirmesine rağmen (ki 1920’lerde yapılan bunun en önemli örneğidir) gerçek şu ki toplumsal cinsiyet her zaman kriz içerisindedir ve karşı cinsin giydiği kıyafetleri içeren figürler genelde toplumsal cinsiyet normları konusundaki tartışmaların yer aldığı bir yer olmuştur.

“True Sex: The Lives of Trans Men at the Turn of the Twentieth Century” adlı eserden uyarlanmıştır.

Yazar: Emily Skidmore

Çevirmen: Hale Özen Aydoğdu

Kaynak: http://lithub.com/life-as-a-trans-man-in-turn-of-the-century-america/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları