Büyük Mesele: Sır değil – Bilim ve Din Uzlaşamaz

Bilim insanları başkalarının Tanrı’nın eylemi olduğunu iddia ettiği durumlara karşı çıkmak, bu durumları incelemek ve açıklamak için vardır.

Bilimsel alanlarda çalışıp inançlı olduklarını iddia eden birçok kişi olduğuna eminim ancak bana ortada bir “yanlış anlaşılmadan” ziyade basit bir çelişki varmış gibi geliyor.

Bir olaya ilişkin herhangi bir nihai açıklamanın “doğaüstü” açıklama olması (artık ne anlama geliyorsa) nasıl olur da “bilimsel” bir cevap teşkil edebilir? Zor bir sorunu araştıran kendisini adamış bir bilim insanı, hangi aşamada bilimsel bir cevap olmadığına karar verebilir ve tek açıklamanın Tanrısal bir eylem olduğunu söyleyebilir? Bu denli sonuçlar nasıl bilimsel akran değerlendirmesi için sunulabilir ve hangi şartlar altında masaya yatırılırlar?

Rowan Williams’dan alıntı yapmak gerekirse, evrenin tarihinde hangi “belirli adımlar doğrudan Tanrısal müdahalenin sonucudur?” (vurgu bana aittir). Bu doğaüstücü görüş, aslında gizemlere sığınmak değil midir? Bilimin görevi de gizemlere baş kaldırmak, bu gizemleri incelemek ve tanımlamak değil midir?

John Killingbeck, Yorkshire

Eminim kimse Rowan Williams’ın dindar düşünce yapısına sahip insanların modern ilahiyat düşünüşünde hayatın kökeni üzerine açıklamalar yaparken aktif olması gerektiği sonucuna varan gözlemlerini haksız bulmuyordur. Aslında, bu alanda Cambridge’deki Faraday Enstitüsü ve Oxford’daki Ian Ramsey Bilim ve Din Merkezi gibi yerlerde zaten birçok halihazırda araştırma yapılıyor. John Polkinghorne ile Alister McGrath gibi önemli katkılarda bulunan kişilerin insanlığın kökeni hakkında ilahi ve tamamen bilimsel düşünce arasında, özellikle biyoloji ve evrim konularında, büyük farklılıklar ortaya çıkarmak istemeyeceğini düşünüyorum.

Yine de Williams’ın yorumlarındaki iki noktaya değinmekte fayda görüyorum. “Bütün yaşam tek taraflı olarak Tanrı’nın ebedi işlerine dayanır” gibi genel ve bir derece bilgiçlik taslayan ifadeler, başpiskopos kusurumuza bakmasın, nispeten daha sert bir şekilde “Tanrı yaratılış ve yaşamın devamlılığında başat kuvvettir” gibi ifade edilebilir.

Williams’ın atıfta bulunduğu “savaş” tümüyle kurgu değil. Dawkins ve Yeni Ateistlerin yaklaşımını -orduya ilişkin olmasa bile- militan terimler kullanmadan açıklamak kesinlikle zor.

Rahip Andrew McLuskey,  Surrey

Lord Williams’ın  “Hıristiyanlar ve bilim insanları …sözde ‘savaş’larının yalnızca kurgu olduğunu anlamalı” şeklinde bir sözünü aktarmışsınız. Makaleye göre, birçok ateist ve inançsız insanın varsayımının aksine Hıristiyanların büyük bir kısmının evrim teorisine inandığını ve aşina olduğumuz 6 ya da 7 günlük yaratılış efsanesine inanmadığını gösteren bir anket, bu görüşü kanıtlayan delil niteliğinde. Durumun böyle olduğunu kesinlikle kabul ediyorum; ama bunun inançlı bilim insanlarının karşılaştığı en ciddi sorun (şayet bu bir sorun ise) değilmiş gibi geliyor.

Pazar kilisesinde sık sık okunması halen sürdürülen Havarilerin İnanç Esasları’na göre inananların İsa’nın öldüğüne ve fiziksel olarak dirildiğine, bununla birlikte sıramız geldiğinde bizim de bedenlerimizin dirilip sonsuz yaşama (“daimi hayat”) ulaşacağımıza inanmayı zorunlu kılıyor.

Bu öğütleri kelimesi kelimesine kabul edecek olursak birçok, gerekirse çoğu bilim insanının bunları kabul etmekte zorluk çekmesini beklerim. Eğer kelimesi kelimesine anlaşılmaları gerekmiyorsa (ki neden olmasın?) bilim insanlarının çoğu tarafından kabul görmeleri ihtimali, ciddi biçimde nasıl yorumlanmaları gerektiğine bağlı olurdu. Aynı gözlem mucizeler dahil diğer dini kavramlara da uygulanabilir. Kilise, bu önemli dinsel inanç ögelerinin ne olduğunu (kelimesi kelimesine doğrular mı, değillerse anlamları nedir?) açıklayamadığı sürece görünen o ki “savaş”, pek de kurgusal sayılmaz.

David Malcom Connah, Surrey

Çevirmen: İdil Bostan

Kaynak: https://www.theguardian.com/news/2017/sep/24/big-issue-no-mystery-science-and-religion-cannot-be-reconciled

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları