Christopher Lee: Sarsıcı Kariyeriyle Güçlü Zekâya Sahip Bir Aktör

Kont Drakula olarak heyecan verici rollerinden Yüzüklerin Efendisi ve Yıldız Savaşları’ndaki saygıdeğer dönüşüne Christopher Lee, ender bir zarafet ve cazibeyi elinde bulunduruyordu.

1958 yılında Christopher Lee’nin Kont Drakula’daki ilk görünüşü sarsıcıydı. O andan önce efsanevi vampir, daha çok klasik Alman sessiz sinemasından Max Schreck’in, günümüz Tolkien filmlerindeki Gollum gibi solgun bir yaratık olan şeytani Nosferatusu ile ilişkilendiriliyordu. Vampir; bodur, vahşi ve sinsi bir şeydi.
Fakat Lee’nin Kont Dracula‘sı, ilk Hammer film versiyonunda ziyaretçilerini selamlamak için merdivenlerden aşağı yürüdüğünde bu bir aydınlanmaydı. Atletik bir rahatlık, samimi ve dobra bir tavırla birlikte uzun boylu (1.95 m), yakışıklı ve yapılıydı. Derin ve ezgisel sesi, hükmedici etkisini tamamlıyordu. İlk bakışta bu vampirde zararlı görünen hiçbir şey yoktu; daha çok Gary Cooper’ın İngiliz ya da ortalama bir Orta Avrupalı versiyonuna benziyordu. Hatta bu asil kişilik, şeytani özelliklerini ifşa ettiğinde olay daha da etkileyici ve şok edici bir hâl almıştı; yüzü solgun ve kırışmış dudakları uzun sivri dişlerini göstermek için geriye kıvrıldığında gözleri kızarmış, dudaklarından kan damlamış ve tüm benliği yasak cinsellikle beraber sızmıştı. Christopher Lee, drakulanın kendisiydi, bu karakteri benimsemişti; tıpkı Sean Connery’nin James Bond’u benimsediği gibi.


The Wicker Man filminde Christopher Lee. Fotoğraf: Sportsphoto Ltd./Allstar

Diğer Drakula devam filmlerinde de aynı rolü almıştır ki bu, duyarlı ve düşünceli aktör için gitgide artarak rahatsız edici ve küçük düşürücü bir hâl almıştır. Gelgelelim bundan hiç şüphe yoktu. Kendisi gibi kibar meslektaşı Peter Cushing ile birlikte Lee, kâr getiren Hammer korku markasını fiilen yarattı. 70’lerin sonunda rol yapışmasından kaçınmak için ayrılmasına kadar 20 yıl boyunca ilişik olduğu bir stüdyo için başka filmler çekmiştir. Modern PR tipleri bu eyleme imajı zehirden arındırmak der. Lee’nin yaptığıysa daha çok vampirden arınmaktı.

Drakula saçmalığından tiksinti gelmesinin haricinde Lee’nin favori rolü, belki de en iyi rolü, büyük vampir efsanesine açıkça borçlu olarak aynı dönemde yapılmış bir filmdeydi. Lee 1973 yılında, Anthony Shaffer’ın yazıp Robin Hardy’nin yönettiği bir korku klasiği olan The Wicker Man filminde Lord Summerisle karakterini canlandırmıştır. Edward Woodward’ın oynadığı dindar polis memurunun genç bir kızın kayboluşunu araştırmak için geldiği, hâlâ Hristiyanlık öncesi pagan inanışının köleliğinde olan uzak bir Hebrides adasının “lideri” ya da kabile şefiydi. Drakula gibi Lord Summerisle da aristokrat ve aynı zamanda büyük bir canavardı: Herkesin tepesine dikilen, fiziği ve sesiyle otoriter bir lider. Drakulanın insani ve aklı başında versiyonu gibidir fakat aynı şekilde şeytanidir. Film tabii ki yanan hasır adamıyla* bilinir. Filmi ne zaman izlesem ana hatlar Summerisle’ın -ve Lee’nin- gerçeküstü suretinin gaip yansımasına benzer.

Aslında, Christopher Lee’yi beyaz perdede ilk görüşüm bu iki klasik rolden birini oynadığı zaman değildi. 1975 yılında Londra’daki Hendon Odeon’da Altın Tabancalı Adam’ı izlemeye gittiğim zamandı. Roger Moore 007 idi ve Lee de onun rakibi Scaramanga’ydı; korkunç kötü bir adamdı, klasik tarzıyla şık, pişkin ve tehditkâr olarak en iyilerinden biriydi. Hem de klasik Transilvanya deformitesi de vardı: Üçüncü bir meme ucu. Onu göstermek için gömleğini açtığında, çatallı ergen sesimle yüksekten “AH, o bir UCUBE!” dediğimi hatırlıyorum. Pek de sofistike bir yorum değil.

Altın Tabancalı Adam filminde Christopher Lee (solda) ve Roger Moore. Fotoğraf: PR

Christopher Lee, yükselen kişisel aurası ve Merlin tipi görünüşü ile Yıldız Savaşları ön üçlemesi ve Tolkien filmleri tarafından çağrılıncaya dek, 90’ların sonuna kadar herhangi bir büyülü duygu veya sihirle tanınmayan büyük profesyonellikle film endüstrisi kariyerine devam etti.

Lakin bu yenilenmeden önce, kendisinin kişisel olarak arzu ettiği, modern Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Jinnah’ı oynadığı Jinnah (1998) projesi vardı. Yalnızca “ciddi ama samimi” olarak tanımlanabilecek bir filmdir ancak tartışmalarla doludur; Avrupalı bir aktörün Güney Asyalı birini canlandırması değil; özellikle Kont Drakula ile ilişkilendirilmiş bir aktörün Pakistan’ın ulusal simgesini resmetmesine karşı çıkılmıştır. Yine de tamamlanan eser yürektendi ve Lee, Müslüman bir ülkeye inanan ancak aynı zamanda Hristiyanların ve Hinduların hakları için de mücadele eden bir lider olarak ses getiren makul bir performans sergilemiştir. Pakistan tarafından saygıyla kabul edilmişken İngiliz eleştirmenler bunu zahmetli bulmuştur. Hiçbir zaman sinemalara girmemiştir ve Richard Attenborough’ın Gandhi filminin yanına bile yaklaşmamıştır.

Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği’nde Saruman rolünde Christopher Lee. Fotoğraf: EPA

Fakat yeni yüzyıl belirdiğinde Lee’nin bir çeşit popüler kültür ilahlığını elde etmesini sağlayan George Lucas ve JRR Tolkien’di. Klonların Saldırısı ve Sith’in İntikamı’nda kötü Kont Dooku, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde ise Saruman’dı; şimdi yaşlı bir adamdır fakat hâlâ güçlüce yankılanan, hoş bir sesi var. Lee, popüler sinemada yürüyen bir halk geleneği olmuştur: İlk büyük rolünü geride bırakmanın zorluğunun ondan utanç duymaya bile gerek kalmadan üstesinden gelen, sarsıcı kariyeriyle güçlü zekâya ve zarafete sahip bir aktör.

*Hasır adam: Kelt paganizminin bir öğesi olan, hasırdan yapılma büyük bir insan figürü. İçine insanlar kurban edilmek amacıyla doldurulup ateşe verilirdi. “Wicker man”, hasır adam anlamına gelir.

Yazar: Peter Bradshaw

Çevirmen: Fatih Cesur

Kaynak: https://www.theguardian.com/film/2015/jun/11/christopher-lee-film-dracula-saruman-bond-star-wars

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları