Daha Hoşgörülü, Daha Anlayışlı Bir Tarih

Geçmiş, dehşetlerle dolu bir tarih şeridi gibi görünebilir. Ama aynı zamanda bize kendi hatalarımızı hatırlatıyor ve bunları düzeltmemize yardım ediyor olabilir mi?

Tarih okurken insanların birbiriyle savaşıp birbirlerine ihanet ettiklerini, yeni işkence yolları icat ettiklerini, intikam ve kana susamışlıkla dolu olduklarını gördükçe sanki insan vahşiliğinin bir şerit gibi geçişini izliyor hissine kapılabilir. Pek de örnek bir durummuş gibi gelmiyor. Ne var ki; buna rağmen belki de bütün bunlar nedeniyle, tarih çalışmalarının bizi daha anlayışlı yapma potansiyeli olduğu kanısına vardım. İki ciddi sorun insan ilişkilerini sıkıntıya sokuyor: Başkalarının ne düşündüğünü veya hissettiğini bilmiyoruz; ve önemsemiyoruz da, veya en azından, yeterince değil. Birazcık önemsiyoruz: Biyografilerin yaygınlaşması başka insanları anlama girişimimizin bir belirtisi olsa gerek. Gerçi en nihayetinde bizi en çok cezbeden şey, başkalarının figüran olduğu ve film müziğinin sadece bizim girişlerimizde yükseldiği benmerkezci dünyalarda yaşamak.

Tarih bize başkalarının gözünden görme olanağı sunar. Bize empati kurmamız için tehlikelerden uzak bir şans sağlar. Ve bize her türlü insani duygu ve düşünce için bunları ilk defa yaşayan kişinin biz olmadığımızı, sonuncusu da olmayacağımızı hatırlatarak içinde kendi kendimizi şımarttığımız ego balonlarımızı patlatır.

Tarihte başkalarının kendi kusursuzluk anlayışlarını sürdürme amacıyla yaptıkları çarpıtmalar, özünde öğreticidir. VIII. Henry’nin Aragonlu Catherine’den “boşanma” uğraşlarının hoş görülen gerekçelerinden biri, (erkek bir varise ihtiyaç, Anne Boleyn’e vurulması ve İngiltere Kilisesi’nin Başı olma arzusu ötesinde) içten içe haklı olma ihtiyacıydı. Eylemlerini meşrulaştırmak için Papa VII. Clemens’in (kendisini daha önce savunmuş olduğu ve zamanının en yüksek otorite figürünün) yönetimini göz ardı ederdi; vicdan azapları, kendisini bırakmasın diye dizlerine kapanan Catherine’nin yaşadığı travma ve kitab-ı mukaddesteki çelişkiler… Kendini kandırma kapasitesi muazzamdı, aynı bizimki gibi.

Carol Tavris ve Elliot Aronson’ın Hatalar Yapıldı (Ama Benim Tarafımdan Değil) isimli, psikolojik çelişki vakalarını, bir insanın psikolojik açıdan tutarsız iki farklı görüşe (fikirleri, tavırları, inançları, düşünceleri) sahip olduğu zaman oluşan “gerilimler durumunu” inceleyen büyüleyici bir kitabı var. Zihnimizde, iki çelişen fikri barındırmanın rahatsız edici olduğunu ve ikisini çözmeye, gerekçelendirmeye çalışırken bundan iyice ürküp kaçtığımızı savunuyorlar. Bu yüzden eğer ev alacaksan ve iki farklı yer arasında seçim yapacaksan hangisini seçtiğinin önemli olmadığını iddia ediyorlar: Doğru seçimi yapmama olasılığıyla yüzleşmenin verdiği rahatsızlıktan kaçınmak için seçimini yaptıktan sonra kendi kendini haklı çıkaracaksın. Eğer bir kulübe katıldıysan ve zahmetli (veya pahalı) bir başlangıç sürecinden geçiyorsan o kulübün üyesi olmaya, kulübün zahmetsiz ve ücretsiz olma durumuna kıyasla daha çok değer vereceksin: Zahmeti ve ücreti buna değer hale getirmelisin. Tüm insan davranışları bilişsel uyumsuzlukları azaltma arzusuna meyillidir. Ya da başka bir deyişle hepimiz hareketlerimizin doğruluğuna inanırız. İstisnalar olabilir, ama tarihte çok az kişi yaptıkları şeyin ve neden yaptıklarının (her şeye rağmen) doğru şey olduğunun cevabını kendilerine verememiştir. Bu cüzdan, eş veya taç çalan, ırkı ve cinsiyeti yüzünden başkasına kötü muamele eden, kâfirleri yakan, çocukları katledenler için geçerli olduğu gibi -fakat bunlara ek olarak (ve şüphesiz bize daha yakın)- sıraya kaynamak, birinin arkasından dedikodu çıkarıp adını lekelemek veya romantik bir ilişkide dürüst olmamak gibi çok daha hafif suçlar işleyenler için de geçerlidir. (Tabii ki kimse “Sorun sende değil, bende.” derken bunu kastetmez, ötekinin doğru dürüst bir açıklamaya değmeyecek kadar usanmaksızın aşağılık biri olduğunu kasteder.)

Bir kişinin en yüksek erdemlerinden biri, yanlış bir şeyi yaptığını ve hatta bunu doğru bir gerekçe ile yapmadığını kabul edebilmesidir. Bu VIII. Henry’de noksan bir erdem. Ancak insan bu ölü yabancılarla  yeterince vakit geçirirse, zaman zaman, bu erdemin hayatımızdaki yokluğunu fark etmeye başlayabilir.

Yazar: Suzannah Lipscomb

Çevirmen: Ece Ekmekçi

Kaynak: http://www.historytoday.com/suzannah-lipscomb/kinder-gentler-history

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları