Devlet Okullarına Yönelik Saldırının Arkasında Kim Var? – Bölüm 3: İlerici Yorumlamalar

Sol kanattaki eleştirmenler, okul reformu hareketinin uydurma karakterini açığa çıkarmak için çok şey yaptılar: okulların kapatılması ve özelleştirilmesinin yıkıcı sonuçlarını belgelediler; yayınevlerinin, emlak yatırımcılarının, test ve teknoloji şirketlerinin reformları kullanarak “eğitim pazarını” genişletip nasıl kâr elde ettiklerini gösterdiler. Bu kadar özene rağmen, bütün bu ilerici açıklamalar geriye bir çok açık bırakıyor. Burada üç ilerici duruşu inceleyeceğim; biri eğitim kârına, diğeri neoliberal ideolojiye, üçüncüsü de ırkçılık ve beyaz üstünlüğüne odaklanıyor.

Bu anlatılardan en tanıdık olanı, şirket reformunu eğitimi kişisel çıkar kaynağına çevirecek bir plan olarak betimliyor. Bir spiker, sözleşmeli okul fenomenini “iş dünyasının acımasız insanlarının kurnaz yatırımlar yapması” ve zengin şirket yöneticilerinin “okul çocuklarının sırtından zenginleşmesi” olarak tanımladı. Buna yakın bir mizaçta, başkaları Birleşik Devletler imparatorluğunun avantajı evrensel rakiplere kaptırdığını, hüküm süren elitlerin okullar da dahil olmak üzere kamu sektörünü “yangın satışına çevirdiğini” ileri sürüyor: “Kamu mallarının özel sektörden teklif sunanlara satılmasıyla, çocuklarımızın geleceğinin yerinin işgal edilmesine şahit oluyoruz.”

Bu “eğitim kârı” savı, eğitim ve teknoloji şirketlerinin reformu neden desteklediğini net bir şekilde açıklıyor. Ama bu sav, reform yanlısı, eğitimle ilgilenmeyen Boeing veya Exxon Mobil gibi şirketler ve büyük kuruluşların, ulusal İngilizce ve matematik standartlarının reformcular tarafından tertiplendiği Common Core’u desteklemesini açıklamıyor. Ayrıca “Bilgi Güçtür Programı” adlı sözleşmeli okul zincirine 60 milyon doların üzerinde, Sözleşmeli Okul Gelişim Fonu’na 37 milyon dolar ve reform yanlısı öğretmen işe alım ajansı Amerika İçin Öğret’e 12 milyon dolar bağış yapan Doris ve Donald Fisher Fonu gibi hayırseverlerin rolü de önemli. Böyle büyük bağışçılar geniş siyasi erişimden faydalanırken, Gap giyim mağazalarının kurucuları olan Fisher’ların, hayır işlerinden kâr edecekleri bir planı var gibi görünmüyor.

Diğer bir yorumlama, reformu ağırlıklı olarak neoliberal ideolojinin bir dışavurumu olarak görüyor. Kurumsal reform hakkında yakınlarda çıkan bir kitabın editörlerinden biri, zengin kurumsal bağışçıların “toplumsal hayatın neredeyse her yönünü satışa çıkaran neoliberal politik ve ekonomik ideolojiyle hareket ettikleri” kuramını geliştiriyor. “Bu insanlar devlet tarafından sağlanan eğitimin kötü olduğuna, hatta bütün kamu sektörünün kötü olduğuna ve kurtarılabilmesi için özelleştirilip piyasalaştırılması gerektiğine inanıyorlar.”

Bu analiz, “eğer daha yaratıcı bir kapitalizm geliştirebilirsek, piyasa güçlerini fakirler için çok daha işe yarar hale getirebiliriz” diyen Bill Gates gibi okul reformunu savunan hayırseverlere, ya da Hristiyan sağ kesimle derin bağları olan, Başkan Trump’ın eğitim bakanı Betsy Devos’a hitap ediyor gibi görünüyor. Ama ideolojiye odaklanmak, öncelikli motivasyonu finansal olan birçok reformcuyu görmezden geliyor. Ayrıca reform hareketinin doğası; acil ve kasti mizacı, elit çevrelerde ve ülkeden ülkeye büyük siyasi partilerde ulaşılan fikir birliği, sadece gündemden daha güçlü itici bir gücü işaret ediyor.

Başka bir yorumda da, okul reformu ilk ve öncelikli olarak beyaz üstünlüğünü ilerletecek bir proje gibi anlaşılıyor. Yakın zamanlarda What’s Race Got to Do with It? [Bunun Irkla Ne Alakası Var Ki? – Ç.N.] adlı antolojide ortaya atılan böyle bir tez, beyaz olmayan toplulukların, şirketlerin okullara saldırısında özellikle hedef haline geldiği Birleşik Devletler’de özellikle ikna edici. Kitaba katkıda bulunanlar, okul reform hareketinin ırk ayrımıyla eşitsizliği derinleştirdiğini ve yurttaşlık hakları hareketinin getirdiği kazanımları etkisiz hale getirdiğini ikna edici bir şekilde belgeliyor.

Lakin kitabın editörlerin tanıtımı kısmında sunulan “bütünleşmiş ırksal ve ekonomik yapısı” asla tam olarak okul reform hareketinin arkasında kim olduğunu tanımlamıyor. Yazarlar “piyasa bazlı” okul reformunu, şirketlerden, hayırseverlerden ya da siyasetçilerden bahsetmeden, beyazlar tarafından “kurulan” bir sistem olarak tanımlarlarsa, “beyazlığın” kendisinin tanımlanabilecek birimleri veya menfaatleri olmadan yapılanmış sosyal bir güç olarak somutlaştırılması riskini oluşturuyorlar. Buna benzer şekilde, yazarların beyaz üstünlüğünün tanımı “toplumumuzun kuruluşundan beri beyaz insanların güç hiyerarşisinin üst kısmında olduğu usul” olması, temel bir doğruyu ifade etse de, gücün sınıfsal boyutlarını atlıyor. Beyazlar, grup olarak, beyaz olmayan insanların eğitimsel ve diğer ayrıcalıklarını elde etmiyorlar. Aynı zamanda, çoğu beyaz, kurumsal elitler tarafından yönetilen katmanlaşmış bir sınıf toplumunda “güç hiyerarşisinin üst kısmından” oldukça uzakta.

Gary Howard We Can’t Teach What We Don’t Know: White Teachers, Multiracial Schools [Bilmediğimiz Şeyi Öğretemeyiz: Beyaz Öğretmenler, Çok Irklı Okullar- Ç.N.] adlı kitabında buna benzer bir ihmalde bulunuyor. Howard, okul reformunun “özünde beyaz bir hadise” olduğunu ve “yüzyıllarca süren beyaz egemenliği, sosyal gerçekliği, beyaz insanların gücünü ve ayrıcalıklı konumunu kayıracak biçimde şekillendirdi.” Hem Howard, hem de Bunun Irkla Ne Alakası Var Ki?kitabının editörleri, okul reformunda şirketlerin etkisinin doğruluğunu kabul ediyor. Belkide yazarlar, yöneticilerin ve milyarder okul reformcularının hedefinin, kendi sınıf ve kurumsal menfaatleri kadar-ya da daha fazla- beyazların menfaatlerini ilerletme niyetinde olduğuna inanıyor. Ama böyle bir bağlantı hiç yapılmadı. Bu yazarların pekala yaptığı gibi okul reformunun geniş ırkçı etkisini göstermek, bize iplerin hangi amaçla ya da kimin elinde olduğunu göstermiyor.

 

Yazar: Howard Ryan

Çevirmen: Aylin Yılmaz

Kaynak: https://monthlyreview.org/2017/04/01/who-is-behind-the-assault-on-public-schools/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları