Devrimci Ordu

Devrimci çıkarlarını korurken anarşist hareketin askeri gücünü organize etmeye çalıştığı başlıca iki deneyimi oldu: biri Ukrayna’da, diğeriyse İspanya’da.

Ukrayna deneyimindeki anarşist literatürün, İspanya deneyimine nazaran daha dar çaplı olmasına rağmen bu konuda bahsedilmeye değer birkaç nokta var. Ukrayna Devrimci Direniş Ordusu (Maknovistler) kontrolündeki bölgelerde toprağın ortak kullanımını büyük çaplı yürüttüğü sırada anarşist düşünce biçimi Ukraynalı köylü sınıfına yeterince aşılanmamıştı. Maknovist hareket, Bolşeviklerin Ukrayna’yı Avusturya ve Alman Emperyalizmine terk ettiği Brest-Litovsk antlaşmasının sonucu olarak doğmuştu. Ancak eski Rus İmparatorluğu’nun geri kalanı gibi köylü sınıfı toprağı elinde tuttuğu için Ukrayna da sosyal devrimin sancısı içindeydi. Ukrayna Anarşist Örgüt Birliği (Nabat) bu durumu, anarşistlerin liderliğinde devrimi ileri taşıyıp yabancı emperyalistleri defedecekleri bir askeri güç kurma fırsatı olarak değerlendirdi. Bolşevik Kızıl Ordu tarafından alt edilmeden önce yaptıkları şey de tam olarak buydu.

Anarşist ordu devrimde kazandığını ne kadar koruyabildiyse Ukraynalı köylü sınıfı da anarşizmi o kadar kucakladı. Direnişçi Ordu bir gerilla ordusuydu. Yaklaşık 150 mil çapında 7.000.000 nüfuslu bir alan içinde faaliyet gösterdi. Örgüt, içinde çok uzakta ya da stabil olmayan bölgelerde köylüler arasında sürekli olarak doğan yerel “haydut” oluşumları arasında orta yol görevi görüyordu; ki bunu daha sonra ‘yetişkin devrim ordusu’ olarak tanımlayacağım. İspanya’daki anarşist militanların başlattığı anti otoriter yapı bu örnekte aynı biçimde işlemedi.

Maknovistler, General Deniken ve Wrangel’in Beyaz Ordu güçlerini alt eder etmez karşılığında Kızıl Ordu tarafından alt edildi. Maknovistlerin kontrolündeki bölge büyük ölçüde istikarsız yapıdaydı. Beyazların ve dış güçlerin dönemsel işgaline maruz kalıyordu. Maknovist direnişinin kararlılığı Beyaz güçlerin dağılmasını ve dış güçlerin de geri çekilmesini sağladı. Kızıl Ordu, eski Rus İmparatorluğu üzerine yığılıp düzensiz köylü güçlerini sömürüyordu. Makhno’nun mağlup edilmesinin çok zor olduğu kanıtlanmasına rağmen nihayetinde onlar da çöktü.

Askeri sebepler açıktı. Makhno gibi düzensiz birlikler kendilerini belki coğrafik olarak uzak iç bölgelerde süresiz ayakta tutabilirdi ama Ukrayna böyle bir bölge değildi. Brest-Litovsk antlaşması ve Rusya’nın genel toplumsal çöküşü Makhno’nun güçlerinin adım attığı geçici bir an yarattı. Ancak, Rusya’nın geri kalanında Bolşevik hükmünün güçlendirilmesi ve emperyalistlerin Ukrayna’yı terk etme kararı bu pencerenin kapanması anlamına geliyordu. Tüm anarşist şiarına rağmen Maknovistlerin düzeninin pratikte sonraki köylü devrimlerinden (Çin gibi); toprağın yeniden bölüştürülmesi, nisbeten gönüllü kolektivizasyon ve emperyalistlerin sürgün edilmesi (ulusal bağımsızlık) gibi konularda çok da farkı olmadığına dikkat etmek önemlidir.

Ukrayna Devrimi’nin kendi sınırları içinde başarmayı umduğuyla sınırlı kaldığına dair şüphe varsa Nabat’ın Direnişçi Ordu’nun oluşması için yaptığı çağrıdaki sözleri durumu daha iyi anlatacaktır:

4. Sosyal devrimde Batı’dan ve diğer emperyalist güçlerden dış saldırı söz konusu olursa, anarşistler düzenli Kızıl Ordu’ya veya bir isyan savaşına değil; gelişecek bir dünya devriminin sonucu emperyalizmin ve silahlı güçlerinin kaçınılmaz çöküşüne güvenecek ve güvenmeye devam edecektir.”

Ukraynalı anarşistlerin güvendiği emperyalizm çöküşüne dair kaçınılmaz olan hiçbir şeyin olmadığını not düşmeye pek de gerek yok.

Öteki yandan İspanya Devrimi’nin daha farklı bir yapısı vardı. Özgürlükçü bir devrim için neredeyse 70 senelik bir anarşist eğitim ve ajitasyon, İspanya işçi ve köylü sınıfını büyük ölçüde hazırladı. Temmuz 1936’da beklenen zaman geldiğinde, milyonlarca İspanyol toplumun anarşist biçimde yeniden organize edilebileceğinin artık meşru olduğuna kanaat getirmişti. Aynı özgürlükçü prensipleri, yarattıkları askeri oluşumlara da uyguladılar: milis kuvvetlerine.

Milis kuvvetleri çeşitli fabrika, semtler ve köylerden toplanmıştı ve her birinin kaynağına göre farklı kimlikleri vardı. Milisler, yetkililerin komuta ettiği özgüdümlü otorite olmadan yetkililerin bazı görevlerini yürütecek delegelerin seçildiği destek grupları halinde düzenlenmişti. Yalnızca anarşistler milisleri örgütlemiyordu. UGT’li sosyalist işçiler ve POUM gibi çeşitli partiler de milisleri örgütlerdi.

Milis kuvvetleri, en azından başta, merkezsizliğin ve otoriter rejim karşıtlığının sembolüydü. Nihayetinde askeri sonuçlar korkunçtu. Milislerin anarşist operasyon kayıtları çoğunlukla nadir gerçekleşen zaferleri kahramanca abartılı şekilde anlatırken sık yenilgilerini es geçmiş ve ihtiyaç duydukları silahları temin etmedikleri için kısaca diğer güçleri suçlamıştı. Ancak, milis kuvvetler kesinlikle cesurca savaşmalarına rağmen merkezsizlikleri ve disiplin eksiklikleri daha ilk başta hiç güvenilmemesi gereken organizasyonun “ihaneti” gibi çöküşlerini getirdi.

İspanya’yı inceleyen anarşistler, propagandalarını ciddiye almak konusunda dikkatli olmalılardır. Askeri açıdan büyük ahmaklıkları iç disiplin eksikliğinden doğmuştu. Milis üyeleri ne zaman sıkılırlarsa düzenli olarak mevkilerini bırakırlardı. Herhangi biçimde birleşik bir emir-komuta zincirinin olmaması, farklı milisleri barındıracak ortak bir askeri harekat kararının, milislerin farklı politik eğilimlerde olmaları bir kenara, yürürlüğe sokulmadan önce hepsinin tartışılıp, değiştirilip öyle onaylanması gerekeceği anlamına geliyordu. Bu süreçte, kritik zamanlar genellikle boşa harcanıyordu ve askeri fırsatlar kaybediliyordu. Koordine edilmiş eylemler uygulandığında ise düzenli planlar genellikle eylemleri alakasız gösterecek kadar az kalıyordu. Milis kuvvetleri haset güderek birbirleriyle materyal paylaşmayı reddederdi. Her perspektiften gözlemciler, her milis örgütünün diğer milislerin yenilgilerinden keyif aldığını belirtmiştir.

Olayın basit çıkarımı, savaşların bu şekilde kazanılamayacağıdır. Milisler devrimin çıkarlarını korumakta, sınır dışı bölgelerdeki düzensiz savaşı tertiplemekte ve devrim alanında ihtilal karşıtı eylemleri bastırmakta önemli rol oynayabilir. Ancak kendi düzenli ordusu olmadan devrim, işgalci ordunun avantajlarına tek başına karşı koyamaz.

Bunu doğuran sebepler oldukça basit olmakla beraber tüm askeri çatışma tarihince doğruluğu kanıtlanmıştır. Merkezi olmayan bir güce karşı gelen birleşik komutalı bir ordu, karşı tarafın en düşük birliklerini ayrıştırmaya başlar ve ilk saldırısını ona göre odaklar. Tek bir komutaya sahip olmayan merkezileşmemiş güçler, düzenli bir ordunun aksine zayıf bölgeye hızlıca birliklerini yollamakta başarısız kalırlar. Buna benzer olarak koordine edilmiş hücum kararı uygulanması gerektiğinde belli birlikler diğer birliklere nazaran daha fazla tehlikeye gireceklerdir. Merkezsizleşmiş oluşumlarda bu tür kararlar, en büyük kaybı alacak muhtemel (ya da kesin) birlikler tarafından reddedilmeye açıktır. Bu da, merkezsizleşmiş askeri yapılarda yalnızca en cesurların ya da özverili olanların görevi yerine getirebileceği anlamına gelmektedir. Böyle bir uygulayışın, kazanabilecekleri savaştan çekildikleri ya da en güçlü birliklerini feda ettikleri için merkezsizleşmiş yapıların hızlı zayıflayışına sebebiyet verdiğini görmek güç değil. Tam tersine, merkezsizleşmiş güçte en cesur birlikler kahramanlık uğruna nihayetinde amaçsız feda etme dürtüsüyle kendilerini harcarlar.

Dünyanın birleşik komuta yapısında düzenli ordularla yönetilmesinin belli sebebi vardır. Bunun nedeni dünya sakinlerinin görece etkisiz askeri yetersizliği olan otorite formlarını daha uygun bulduğundan değildir. Öyle olsaydı, askeri konularda merkezsizliğin faydalarını elde etmek için sürekli çabalıyor olurlardı (merkezsizliğin aslında daha etkili olduğu başka durumlarda bazen yaptıkları gibi). Ancak ordu her toplum içinde en merkezi kurumdur, otoritecilik ise daha az otoriterlerin eleştirildiği bir model.

Kişi askeri ilim kavrayışının böyle dengeli dağıldığı kusursuz işleyen merkezsizleşmiş askeri yapıların hiç hata yapmayıp sürekli kazanacağını elbette düşünebilir. Ancak gerçek dünyada böyle planlar, bu planları uygulamaya koyması beklenen kanlı canlı insanlar sebebiyle anlaşmazlığa düşer. Savaşlar kusursuz planlar uyduran insanlar tarafından değil; kendi kusurlarının sonuçlarını en iyi şekilde anlayabilecek olanlar tarafından kazanılır. Askeri durumlarda, güvenilir bir komuta zinciri yenilgilere en hızlı şekilde karşılık verilmesini sağlar.

Eğer savaşın, anti otoriter prensiplerden ödün vermeyi de içerdiğini -İspanyol anarşistlerin nihayetinde kabullendiği gibi- kabul etmeye hazırsak bu tavizlerin devrim planını bozmasını engellemek için ne gibi önlemler alınması gerektiğine detaylıca bakmamız gerekiyor. Çok sayıda temel önlemler var: yetkili seçimi, yetkililer ve birlikler arasında gereksiz sosyal farklılığın kaldırılması, eski rejimdeki yetkililere sırtını dayamanın aksine liderlik rütbe ve görev yetkinliklerinin gelişimine sadakat vb. … Ancak bu tür şeyler ordunun temel otoriter doğasını saklayamaz: komuta zincirine mutlak itaat, askerleri emir almaya psikolojik olarak hazırlayan talimler, askeri müdahale durumunda temel demokratik hakların askıya alınması ve benzeri.

Ordunun gerekliliğini tanıma, eski orduyu kabullenme anlamına gelmemektedir. İspanyol Devrimi’nde temel sorunlardan biri milisleri yeni düzenli cumhuriyetçi orduya tertipleme girişimiydi. Bu askerileşme güdüsünün çoğunluğu Sovyet Birliği’yle bağlantısından dolayı böyle bir ordu komuta etmeye hazır olan Komünist Parti’den gelmişti. Anarşistler ve POUM milis kuvvetleri bu sürece büyük ölçüde karşı çıktı. En sonunda, anarşist milis kuvvetlerinin çoğu ya yeni orduya tertip edildi ya da bu yüzden dağıldı. Askerileşmeye direnen bir grup Gelsa cephesindeki milis kuvvetiydi. Orduya katılmak yerine Barselona’ya dönüp Durruti Yoldaşları’nı kurdular. Durruti Yoldaşları, CNT liderleri komünistlerle uzlaşmayı öğütlerken anarşist güçleri barikatlarda kalmaya çağırdıkları Barselona’da gerçekleşen 1937 Mayıs olaylarında çok önemli rol oynadı. Bu olaylardan sonra Durruti Yoldaşları, İspanya Devrimi yenilgisini analiz eden ve yeniden oluşması için önergeler öne sürdükleri “Taze bir Devrime Doğru” adında bir kitapçık yayımladılar. İspanyol milisleri, anarşist ordu örgütünün modeli olarak gören günümüz anarşistlerine karşın Durruti Yoldaşları kendilerini eylem halinde gördüler. Cumhuriyetçi ordu ya da devrimci ordu milislerine özel itimada karşı öneride bulundular:

“Savaş sorununu göz önünde bulundurarak ordunun işçi sınıfının mutlak kontrolünde olması fikrini destekliyoruz. Kapitalist rejimin kökleri belli subayları bizim en ufak güvenimizi hak etmiyorlar. Sayısız asker kaçağı oldu ve karşılaştığımız felaketlerin çoğu bu subayların bariz ihanetlerinden kaynaklanmakta. Ordu için konuşacak olursak, devrimci ve sadece işçiler tarafından yönetilen bir ordu istiyoruz; bir subay dahi tutulacak olursa, bu en sıkı gözetim altında yapılmalıdır.”

Bu alıntıda anarşistlerin hep yaptıkları kelime oyunları var. Militanların yenilgisi ihanetler sonucu oldu; ancak çözüm devrimci bir ordudur. İşçilerin orduyu yönetenler olmasını istiyoruz ancak biliyoruz ki profesyonel subayların uzmanlığına ihtiyacımız var. Bu, her şeye rağmen saf işçi militanların yaptığı gibi anarşist askeri düşünce sistemi adına kayda değer bir gelişmedir.

Kendi toprağına özgü bir devrimci ordunun karakteri sorunu da önemli bir konudur. Durruti Yoldaşları ordunun ve komuta kademesinin sınıfsal karakterini, ordunun devrimdeki rolünü belirlemesindeki önemine atıfla doğruca tanımlıyor. Şimdiye kadar ordunun yalnızca devrimle ulaşılan kazanımları koruması rolü üzerine konuştuk. Açıkça beliren sonraki soru ise devrimci ordunun devrimi yaymada nasıl rol oynayacağı, yeni bölgelere devrimi nasıl taşıyacağıdır. Eğer İspanya’daki devrimci ordu Franco’nun güçlerini yenebilip de o zamana dek devrimin dokunmamış olduğu bölgeleri alabilseydi, işte o zaman bu kesinlikle bir soru olurdu.

Tarihsel olarak, çoğu ordu devrimci görevler sonucunda oluşmuştur. John Ellis’in “Devrimdeki Ordular”ı, bir askeri tarihçinin gözünden bu deneyimleri okumak adına değerli bir eserdir. Ellis’e göre, Oliver Cromwell’in Yeni Model Ordusu’ndan Sovyet Kızıl Ordu’ya her devrimci ordu azınlık sınıfın hizmetinde olan ordulardı. Ellis, Makhno’nun direnişçi ordusunun başarılarını da Bolşeviklerden gelen eleştirilere rağmen savunur. İspanyol Devrimi’ne -belki de özgün bir devrimci ordu örneği göstermemiş olduğundan- fazlaca önem vermez.

Son olarak Çin’in, toprağın yoksul köylüye kapsamlı biçimde yeniden dağıtımını sağlayan Halk Kurtuluş Ordusu’nu, ezilenlerin çoğunluğu adına devrimci sınıf programını sürdüren tek ordu olarak gösterir. Önceden Çin Devrimi’nin aslında bir kapitalist devrim olduğundan bahsetmiştim; ve şimdi de derim ki, Halk Kurtuluş Ordusu’nun yaptığı, en azından 1949’a kadar, köylülerle  yükselen yeni kapitalist sınıfın temsili olan komünist parti liderlerinin ortak çıkarları uğrunda bir programdı. Bütün bu özelliklerine rağmen bugün devrimci ve özgürlükçü bir askeri strateji geliştirme denemesinin bakış açısından bakıldığında Çin deneyimi hala önemlidir derim.

Yazar: Juan Conatz

Çevirmen: Ayça İşçi, Anıl Aksu

Kaynak: https://libcom.org/history/historical-failure-anarchism

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları