Dünyanın Başta Gelen Eko-Vandalı Kimdir? Angela Merkel’dir.

Yeşil girişimlere destek verme konusundaki ününe aldırmayın. Almanya Şansölyesinin çevre politikası bir felaket oldu.

Yaşayan insanlardan hangisi doğal dünyayı ve insanlığın gelecekteki refahını tahrip etmek için elinden geleni yapmış olabilir? Yakın gelecekte Donald Trump doğru yanıt olabilir ancak onun etkisi tam anlamıyla tahribatlar gerçekleştirdiğinde hissedilecek. Fakat şu an başka bir isim koyacağım onun yerine: Angela Merkel.

Ne? Aklımı mı kaybettim? Angela Merkel, “iklim şansölyesi” mi? BM İklim Anlaşması’na Alman Çevre Bakanı olarak tüm irade gücüyle aracılık eden kişi mi? G7 liderlerini bu yüzyılın sonuna kadar fosil yakıtları atma sözü vermeye ikna eden şansölye mi? Almanya’nın meşhur enerji değişimini gertçekleştiren Energiewende’nin mimarı mı? Evet, ta kendisi.

Ancak Trump’ın aksine kendisinin kötü niyeti yok. Oluşturulması için çabaladığı anlaşmaları yok etmek için yola çıkmadı. Fakat Dünya’nın sistemleri misyon ifadelerine, konuşmalara ya da hedeflere cevap vermiyor. Onlar, sert gerçeğe cevap verirler. Pazar günü (Mayıs, 2017) yapılacak seçimlerde dördüncü bir dönem isteyeceği için, sayılması ve yargılanması gereken şey söylemleri değil, eylemleridir. Bu ölçüye göre ise performansı gezegensel bir felaket oldu.

Merkel’in ölümcül bir zafiyeti var: Alman endüstrisinin lobicilik gücünün zayıflığı. Çok önemli bir konunun çözülmesi gerektiğinde, etik değerlerini siyasi avantajla tartıyor ve avantajı seçiyor. Bu da büyük ölçüde Avrupa’nın neden bir dizel dumanı sıkıntısı çektiğini açıklıyor aslında.

Benzinli motorların dizel ile değiştirilmesi yönündeki AB kararı, Alman otomobil üreticilerinin öncülüğünde olmasına rağmen, Şansölye seçilmesinden önceki döneme rastlıyor. Dizel motorların bezinden daha az karbondioksit ürettiği iddiasına dayanarak (ki bu iddianın daha sonra yanlış olduğu artaya çıkıyor) bir etki yaratırken, sistematik bir değişimi önleme aracı olan Avrupalı bir safsataydı. Fakat Merkel Şansölye olduktan sonra, bu ölümcül bahaneyi korumak için akla gelebilecek her taktiği mantıklı ve iğrenç bir şekilde kullandı.

En kötü örnek ise 5 yıl süren görüşmelerden sonra, Avrupa hükümetlerinin arabalar için yeni bir yakıt ekonomisi standardını kabul ettikleri 2013 yılında gerçekleşti: 2020’ye kadar kilometre başına ortalama 95g karbondioksitin üzerine çıkılmayacaktı. Ancak Merkel tüm bu görüşmelerin kapısına kilit vurmuştu.

Merkel’in, Avrupa Konseyi Başkanı İrlanda Başbakanı Enda Kenny’yi, İrlanda’nın kurtarma fonlarının iptaliyle tehdit ettiği iddia ediliyor. Hollanda ve Macaristan’a da, ülkelerindeki araç fabrikaların kapatılacabileceğini söyledi. David Cameron ile de pis bir anlaşma yaparak, yakıt düzenlemelerini engellemesine yardım ederse, Avrupa bankacılık düzenlemelerine set çekmeyi teklif etti. Bu acımasız stratejiler sayesinde anlaşmayı raydan çıkarmayı başardı. Partisinin daha sonra BMW’nin büyük hissedarlarından aldığı bağış, elde ettikleri başarıdan memnun olduklarını gösteriyor.

Avrupa Komisyonu, 2014 yılında Alman hükümetine, dizel motorların neden olduğu hava kirliliğinin iddia edilenden çok daha yüksek olduğunu bildiren bir yazı yazdı. Hükümet uyarıları göz ardı etti. Şimdi, bile, Diselgate Skandalı aşıldıktan iki yıl sonra Merkel dizel motorlarını savunmaya devam ediyor. “Mazot üreticilerinin yaptığı hata, bize tüm sektörden mahrum kalma hakkı vermiyor.” diye ısrar ediyor. Karşılığında, politikası binlerce kişiyi hayatlarından mahrum etmekte.

Fakat bu onun mühendislik yaptığı çevresel felaketlerden en az biri olabilir. Alman otomobil şirketlerine verilen bu ölümcül taviz, 2007’de daha da kötüydü. Bu durumda, Almanya’nın, motor standartlarında önerilen iyileştirmeleri körü körüne reddetmesi, Avrupa Komisyonu’nun başka bir araç bulmasına neden oldu: sera gazlarını azaltmak.

Merkel ve Avrupa Komisyonu, arazinin ormanlardan ya da gıda ürünlerinden yakıt üretimine dönüştürülmesinden kaynaklanan muhtemel sonuçların yetersiz beslenme ve büyük çaplı çevresel yıkımı kapsayacağı yönündeki tekrarlanan uyarıları dikkate almadı. Avrupa biyoyakıt yasası şu anda dünyanın en büyük çevresel felaketinin en önemli sürücüsüydü: Endonezya’daki yağmur ormanlarının tahrip edilmesi ve bunların palmiye yağlarıyla değiştirilmesi.

Bu, yalnızca engin ve muhteşem ekosistemleri, orangutanlar, gergedanlar ve binlerce diğer türün yok edilmesine sebep olmakla kalmadı, aynı zamanda ağaç yakarak ve turba oksitleyerek, fosil yakıtlar tarafından üretilenlerden çok daha yüksek emisyonlara sebep olmuştur. Bu geçmişi özellikle acı kılan şey, 2007 yılında hedefler konusunda rayından çıkan kişi tarafından 1994 yılında teklif edilmişti. Bu kişi kim miydi? Bir düşüneyim. Ah evet, Angela Merkel.

Bu en kötüsü mü? Bu tür suçları biyosfer aleyhine sıralamak zordur, ancak belki de en utanç verici şey, Almanya’nın elektrik sistemini dekarbonize etmek için yüz milyarlarca avro yatırım yapmasına rağmen şok edici bir şekilde başarısız olmasıdır. Diğer Avrupa ülkelerindeki sera gazı emisyonları keskin bir şekilde düştüğü halde, Almanya’da plato şeklinde seyretmekte.

Bunun nedeni Merkel’in bir kez daha endüstriyel lobicilere teslim olması. Bürosu, çevre bakanlığının kömür gücünün sona ersdirilmesi için son tarih belirleme çabalarını art arda engelledi. Kömür, özellikle dünyanın en pis yakıtı olma konusunda Kanada’daki katranlı kumlarla yarışan linyit, hala Almanya’nın elektrik ihtiyacının %40’ını karşılamaktadır. Merkel, kullanımını kısıtlamayı reddettiğinden, Almanya’nın Energiewende programının kendine özgü etkisi, doğalgazdan linyite geçişte teşvik ederek elektrik fiyatını düşürmekti; bu daha ucuzdu. (Almanya’da buna Energiewende paradoksu derler). Ancak bu, Merkel’in umrunda değil gibi görünüyor. O, kömürün uzun bir süre Almanya’nın enerji arzında bir direk olarak kalacağını açıkladı.

Avrupa emisyon ticareti sistemi bu durumu çözüp kömür gücünü Pazar dışında fiyatlandırmamalı mı? Evet, yapmalı. Ancak bu, 2006 yılında bir Alman siyasetçi tarafından sabote edilmişti. Muhtemelen kim olduğunu tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum.

Bu etkiler, imzalanmasına yardımcı olduğu kağıt üzerinde anlaşmaların, bu makalede listelediğim türden özel imtiyazlar ve kirli ortaklıkların sonucunda bataklığa saplanıp yok olmasının yanında gelen gerçek etkilerdir. Merkel bunlara rağmen temizlik görüntüsünü sürdürebiliyor. Bu, dünyanın en önde gelen çevre yıkıcısı için oldukça önemli bir başarıdır.

Yazar: George Manbiot

Çevirmen: Saffet Yalçın

Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2017/sep/19/world-leading-eco-vandal-angela-merkel-german-environmental

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları