Ejderhalar, Atom Bombaları ve Game of Thrones

Nükleer silah gerçekliği ve ateş üfleyen kertenkele düşlemi paralel noktalara sahip, fakat önemli farklılıklar da mevcut.

HBO’nun çok izlenen fantastik dizisi Game of Thrones sadece fantastik kurgudan ibaret. Fakat diziyi oldukça çekici kılan kısım gerçek dünya problemlerini yansıtan temalarının incelenmesi, özellikle de güç ve savaşla ilişkili olanların.

Ejderhaların askeri alanda kullanımı ve doğurdukları ikilem bunun son bir örneği. Bu sezonun dördüncü bölümü olan “The Spoils of War’da izleyiciler bir ejderhanın ne kadar yıkıcı olabileceğine dair ilk gerçek izlenimlerini ediniyorlar. Daenerys Targaryen, yazar George R.R. Martin’in kurgusal Westeros’unun tahtını ele geçirme arzusuyla, bu yaratıklardan biriyle savaşa uçuyor ve gerçek anlamda düşman ordusunu küle çeviriyor.

Ejderhalar bir yana, Daenerys gerçek dünyanın askeri güçlerinin aşina olduğu zor bir soruyla yüzleşiyor. Ejderhalarının sağladığı avantajı -ne kadar insan canına mal olursa olsun- hızlı ve nihai bir zafer elde etmek için, rakibinin üssü Kralın Şehri’ni imha ederek kötüye kullanmalı mı? Kendini özgürlük getirici olarak gördüğünden ve “küllerin kraliçesi” olmak istemediğinden, Daenerys kendini tutuyor ve zaferi daha sınırlı, orantılı bir güç kullanımında arıyor. Dizinin bu kısmına kadar, Daenerys’in idealizmi ona pahalıya mâl oluyor. Seri ve kesin bir zafer kazanma fırsatını boşa harcıyor, müttefik kaybediyor ve kendini topyekun kan dökmekten daha zor ve çok daha uzun bir oyunun içinde buluyor.

Çoğu eleştirmen Daenerys’in ejderhalarını nükleer silahlarla karşılaştırdı. Bu aynı zamanda “The Spoils of War’ın yazarı Martin ve yönetmen Matt Shakman’ın da yaptığı bir karşılaştırma. Nükleer silah uzmanı Timothy Westmyer da 2014’te Bulletin of the Atomic Scientists‘de bu karşılaştırma hakkında özenli bir makale yazmıştı. Bu benzerliği idrak etmek çok basit: ejderhalar Westeros’taki savaş için ezber bozuyor. Ne var ki Daenerys onları, potansiyel müttefiki Jon Snow’un da onu yapmaması için uyardığı gibi, “kaleleri eritmek ve şehirleri yakmak” için kullanırsa bunun asla geri dönüşü olmaz.

Askeri bir analizci ve tarihçi olarak, meselenin iki yüzünü de görebiliyorum. Bir yanda bir çeşit politik ya da insancıl değerleri göz önünde tutarak kendini geri çekme argümanı, diğer yanda hızlı ve kesin bir sonuç için gereken ne varsa yapılması argümanı.

Orantılı olmak -herhangi bir sebepten ötürü bir mücadeleyi tek taraflı hale getirebilecek bir avantajı reddetmek- risklidir. Kaybetme veya kısmi bir zafer kazanma ihtimalini arttırır. Askeri açıdan bakıldığında, eğer birinin merhameti mücadeleyi hızlı bir çözüme ulaştırmaktan ziyade uzatıyorsa, yumruklarını esirgemek bazen daha fazla acıyla sonuçlanır. İşte bu yüzden, taktiksel olarak konuşursak, çoğu askeri lider ve planlamacı sürekli olarak günümüz askeriyesinin “overmatch” dediği şeyin peşindedirler; zafer – genellikle aşırı silah gücüyle- fiili şekilde garantilendiği zaman savaşmak.

Nispeten eşit güçte iki taraf arasındaki adil bir savaşın çarpıcı bir örneği, 1916’da Almanya ve Fransa arasında olan, Verdun’da gerçekleşen savaştır. Hiçbir taraf kayda değer bir avantaja sahip olamamış ve yorgunluktan bitap düşmüş iki ağır sıklet boksör gibi birbirlerine kenetlenip böbreklerine karşılıklı yumruk atmakla yetinmişlerdir. Savaş 10 ay sürmüş, her iki taraf da neredeyse 150.000 asker kaybetmiştir. Saldıran taraf Almanya, amaçlarından hiçbirine ulaşamamış ve nihai hiçbir şey başaramamıştır. En azından dolaylı olarak travmanın bir sonucu olan bu 40 sene ve Almanya’yla olan başka bir savaş oldu. Sonra Fransa ejderhalar edindi, yani nükleer silahlar.

Gerçek dünyada olduğu gibi, Game of Thrones’ta da kimse bir Verdun’u göze alamıyor. Daenerys’in askeri gücü sınırlı; sadece çok fazla asker ve ata sahip. Dizi boyunca birçok kez ima edildiği üzere, kendi ordusunun (ya da rakiplerinin kendi ordularının) karnını nasıl doyuracağını ve onları nasıl sahada tutacağı belli değil. Eğer kazanmak ve askerlerinin hepsini kaybetmekten kaçınmak istiyorsa, avantajını kullanması gerekiyor.

İlginçtir ki, nükleer silahlarla tanışmadan önce, Amerika’nın politikası büyük savaşları kazanmak için ne gerekiyorsa onu yapmaktı, bu şehirleri yakıp kül etmek -atom bombası gerektirmeyen bir şey-  anlamına gelse bile. Amerika Birleşik Devletleri, İkinci Dünya Savaşı’nda yüz binlerce sivili öldürdü ve öldürmenin pratik yararları sorgulanmış olsa da çok az kişi bombalama harekatlarının gerekçelerine karşı geldi. Benzer şekilde, çok az tarihçi Başkan Truman’ın Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atma seçimine fikren katılmıyor. Peleliu ve Iwo Jima adalarındaki katliama aşina olanlar Truman’ın Japonya’yı işgal etmekten kaçınarak savaşı olabildiğice hızlı bitirme arzusunu destekleyeceklerdir. Ejderhaları olunca Truman da onları kullandı. Amerika eksiksiz, kesin ve daha seri bir biçimde kazandı ve muhtemelen Truman’ın farklı bir şekilde saldırması halinde kaybedeceğinden daha az asker kaybetti.

Yine de nükleer silah realitesi ve ejderha düşlemi arasında önemli farklar var. Qyburn karakterinin (Daenerys’in baş düşmanı Cersei’nin ilmi uzmanı) önerdiği ve paralı asker Bronn’un “The Spoils of War’da Qyburn’ün geliştirdiği anti-ejderha silahını (büyükçe tatar yayı) kullanmasıyla görüyoruz ki ejderhalara karşı önlemler alınabilir. Bronn ejderhayı öldürememiş olsa da bu fikri kanıtlamış oldu, altıncı bölümde de farklı ve tamamiyle daha tehlikeli bir düşman Bronn’un başaramadığı başardı ve bir ejderhayı öldürdü.

Daha kötüsü, bu düşman kendisine bir ejderha edinmiş oldu ki bu da Martin’in en üst düzey anti-ejderha silahı olarak açıklığa kavuşturduğu bir şey. Martin şöyle yazmış: “Ejderhaları öldürmek bir insan için kolay değildir, fakat ejderhalar ejderhaları öldürebilir ve daha önce öldürmüştür de.” Böylece Daenerys’in yeni düşmanına karşı artık daha üstün olma şansı olmadığını, en azından bu yeni düşmana karşı, ve elinde kalan yaratıkları nasıl kullanacağı konusunda daha tedbirli olması gerekeceğini anlıyoruz. Buna karşın, caydırıcılık için nükleer silahlara karşı daha fazla nükleer silahtan daha etkili ve başka karşı önlem yok.

Daenerys artık ejderhaların tek hakimi olmasa da yüzleştiği problem, Amerikan liderlerinin ABD nükleer silahlar üzerindeki tekelini kaybettiği zaman uğraşmak zorunda kaldıkları şeyle karşılaştırılamaz. İşin temelinde, ejderha kozuna sahip olan düşmanları birer zombiler -zaten ölüler- ve amaçları aslında herkesi öldürmek. Durum böyleyken bu karşılaştırma gerçek dünyada bizim lehimize. Nükleer silahları elinde bulunduranların ellerindeki şeyin temelde ne kadar farklı olduğunu anlama yetilerine kararınca güvenebiliriz.

Anlatılanlara göre Truman alışılagelmiş bombalama harekatlarındaki can kaybına karşı kayıtsızdı, fakat Hiroşima ve Nagazaki’deki dehşet, onu bile korkudan titretti. Atom bombasını bir daha kullanmamaya kararlıydı ve 1950’de Kore’de savaş patlak verdiği zaman atom bombalarını kullanmayı reddetti ve Sovyetler Birliğiyle anlaşmazlığa düşmeyi göze almaktansa, sınırlandırılmış ve orantılı bir şekilde savaşma kararı aldı. O zamandan beri Amerika Birleşik Devletleri, savaşlarında tüm gücünü sonuna kadar kullanmaya çekinir oldu. Bittabi, ABD birkaç nihai zafer de kazandı ve hatta bir savaş kaybetti. Bunların arasında bir bağlantı var.

Nükleer silahlar bizleri istenenden çok farklı dış politika sonuçlarını kabul etmeye zorluyor. Biri diğer milletlerin nükleer silah elde etmesini engellemek için gereken her şeyin yapılmasını savunabilir, fakat bir kere ona sahip oldukları zaman, yapılacak daha fazla şey kalmıyor. Nükleer bir gücün kalelerini eritip şehirlerini yakma argümanı da en az Game of Thrones’un kendisi kadar bir kurguya dönüşüyor.

 

Yazar: Michael Shurkin

Çevirmen: Damla Borteçen

Kaynak: https://blogs.scientificamerican.com/observations/dragons-nukes-and-game-of-thrones/