Erkek Arzusu Karşısında Kadının Değeri

Dünya, kadınların bazen girdikleri cinsel ilişkiden ağlayarak çıkması konusunda rahatsız edici derecede sakin.

Babe.net bir kadının takma bir isimle yazdığı, Aziz Ansari ile onu ağlatan olayı konu alan yazıyı yayınladığında, internet #MeToo  başlığı altında açılan tartışmaların sonunda çok ileriye gittiğini savunan “argümanlarla” infilak etti. Yirmi üç yaşındaki Grace, Ansari’nin çalışanı değildi, bu demek oluyor ki ortada hiç iş yeri dinamiği yoktu. Yinelenen itirazları  ve “yavaşlamaları” için yalvarmasında bir sorun yoktu, ancak bunlar Ansari’ye oral seks yapmış olmasıyla uyuşmadı. Sonuçta, gitmekte özgürdü.

Neden rahatsız olur olmaz oradan çıkmadı? Bir çok kişi açıkça veya gizlice bu soruyu sordu.

Bu geniş bir soru ve birçok olası cevabı var. Ama eğer iyi niyetle soruyorsanız:, birinin gerçekten  neden onun davrandığı gibi davrandığını öğrenmek istiyorsanız, en önemli olan şu: kadınlar hayatlarının büyük bir kısmı boyunca rahatsız olmaya ve bu rahatsızlığı görmezden gelmeye kültürel olarak şartlanmıştır.

Bu toplumun içine o kadar işlemiş ki artık farkına varmıyoruz bile. David Foster Wallace’tan alıntılayacak olursam; içinde yüzdüğümüz su, bu.

Aziz Ansari olayı uzun zamandır korktuğum gibi bizi damarımızdan vurdu çünkü, #MeToo gibi bir hareketi sadece şüpheli erkekler kolaylıkla ayırt edebileceğimiz canavarlar olduğu sürece kabul ediyoruz. “Birkaç çürük elma” argümanını atlayıp bunun bir yanlışlıktan çok artan bir eğilim olduğundan şüphelendiğimizde, içgüdümüz bunu normalleştirir. Seksin ve erkeklerin yapısının bu olduğuna dair ısrar eder.

Andrew Sullivan’ın korkutucu bir şekilde bilim dışı olan son köşe yazısında temel olarak anlattığı şey bu. #MeToo, çok ileriye gitti, erkekliğin biyolojik gerçekliğiyle yüzleşmeyi  reddediyor. Feminizm, erkeklere de hak vermesi gerektiğini reddetti ve bu tartışmalarda “doğanın” oynaması gereken rolü inkar etti, diyor. Hanımlar, eğer biyolojiyi görmezden gelmeye devam ederseniz, erkeklerin savunmacı  hale gelmesine ve karşılık vermesine sebebiyet verirsiniz, diyor.

Bu anlamsızlığın da ötesinde. Sullivan’ın sadece doğa ve gerçekleri hakkında kafası karışmış değil, Colin Dickey’nin bu bilgilendirici Twitter zincirinde* de gösterdiği gibi alışılagelmiş davranıyor. Sullivan, yaptırdığı testosteron iğnesi sayesinde “kadın ve erkek olmak arasındaki açık ve net farkları anladığını” öne sürüyor. Bir başka deyişle, erkekliği enjekte edilebilir bir hormona indirgiyor ve kadınlığın nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye hiç de zahmet etmiyor. Eğer  #MeToo’yu zorunlu kılan zihin alışkanlıklarının bir toplamını istiyorsanız, işte burada. Sullivan, bu sözde muhalif, tipik bir örnek.

Asıl problem bizim, kültürel olarak, erkeklerin biyolojisini göz önünde bulundurmamamız değil. Problem, göz önünde bulundurduğumuz tek biyolojik gerçekliğin erkeklerinki olması.

Hadi gerçekten bedenler hakkında konuşalım. Bedenleri ve cinsiyete ilişkin gerçekleri  bir değişiklik olsun diye ciddiye alalım. Denkleme biraz da kadının girmesine izin verelim, olur mu? Çünkü eğer erkek zevkini şiirsel bir şekilde cilalayacaksan, durumun gizli, hoş olmayan, aynı anda mevcut olan kuzeni hakkında konuşmaya hazır ol: kadın acısı.

Bir araştırma, kadınların %30’unun vajinal seks sırasında canının yandığını; %72’si ise anal seks sırasında canının yandığını ve “büyük çoğunluğun” seks acı verdiğinde bunu partnerlerine söylemediklerini göstermiştir.

Bu önemli, çünkü erkek harici biyolojik gerçeklikleri düşünme konusundaki eksikliğimizi “kötü seks” hakkında konuştuğumuz zamanki kadar açık gösteren başka bir şey yok. Neyin taciz veya tecavüz olup olmadığı tartışmasındaki tüm farkların içinde, bu tabirin düzleştirilmesi karşısında dilim tutuldu, özellikle “kötü seks”in erkekler ve kadınlar için aynı anlama geldiği varsayımı üzerine.

Bu konudaki çalışmalar az. Forumlarda yapılan sıradan bir araştırmada “kötü seks” hakkında yapılan tartışmalarda erkekler bu tanımı pasif bir partner veya sıkıcı bir deneyim olarak kullanıyor. Ama bir kadın “kötü seks” hakkında konuştuğunda kastettiği genelde zorlanma, duygusal rahatsızlık veya daha yaygın olarak, fiziksel acıdan bahsediyorlar. Debby Herbenick, Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı okulunda bir profesör, bunu doğruladı. Konu “iyi seks”e gelince kadınlar bundan canlarının acımadığı seksi kastediyor, erkeklerse orgazm yaşadıklarını.

Bu konu hakkında titiz araştırma yapan nadir öğretim üyelerinden biri, Michigan üniversitesi profesörü Sara McClelland, genç kadın ve erkeklerin cinsel tatmini farklı seviyelerde değerlendirdiklerini keşfetti. “Kadın ve erkekler düşük cinsel tatmini çok farklı seviyelerde hayal ediyorlar.”

“Kadınlar için alt sınır aşırı kötü hisler ve potansiyel acıyken, erkekler alt sınırı daha az tatmin edici cinsel sonuçlar olarak görüyor, fakat kendileri için hiçbir zarar verici ya da can yakıcı bir sonuçtan bahsetmiyorlar.”

Bu durumun ne kadar korkunç olduğunu anladıktan sonra bu durumun cinsel saldırı ya da tacize uğramış kadın ya da erkek tarafının çok daha farklı bir derecelendirme sistemi olduğunu kendiniz mantıklıca hesaplayabilirsiniz. Erkeğin kötü seks derecelendirmesindeki 8 kadınınkinde 1 gibi.

Kadın ve erkeklerin aynı terimi –kötü seksi- bu kadar farklı şekilde açıklama eğilimleri objektif bir gözlemci tarafından çok farklı şekilde nitelenebilecek “göreceli yoksunluk” ismiyle bilinen, işin çok farklı olan öteki yüzü olarak açıklanabilecek psikolojik olgudur. Haklarından mahrum bırakılmış, beklentilerini düşük tutmaya alıştırılmış gruplar, daha iyi davranılan, daha avantajlı akranlarıyla aynı tatmin düzeylerine ulaştıklarını belirtmişlerdir.

Sullivan’ın  şu anki durumu normalleştirme girişiminin neden bu kadar zarar verici olduğunun nedenlerinden biri bu.

Bir kadın “Rahatsız hissediyorum.” dediğinde ve cinsel ilişkiden göz yaşlarıyla ayrıldığında, belki de toleranssız bir kırılgan çiçek olmuyordur. Ve belki kadınların yaşadığı biyolojik gerçekliklere daha çok kafa yormalıyızdır, çünkü maalesef, acı verici seks sanıldığı gibi aykırı bir deneyim değil.  Bu epey yaygın bir şey.

Sullivan’ın önerisini düşünürken, sadece bir düşünce deneyi olarak, biyolojinin –ya da doğanın- tarihle birlikte varolduğunu ve zamanının tek taraflı yanlışı tekrar ettiğini görebiliriz.

Bu tıbbın bir gerçeği. 17.yüzyıla bakarsak genel düşünce kadınların zapt edilemez ve azgın cinsel açlıkları olduğuna inanılırdı. Bu yargının değişmesi iyileştiği anlamına gelmez. Bugünlerde bir erkek, doktor odasından sadece kişisel sebepler diyerek viagra reçetesiyle çıkabilir, ama yine de bir kadına endometriyosiz, rahmin dışında endometrial dokunun büyümesinin sebep olduğu bir hastalık, teşhisi konulması için ortalama 9.28 yıl geçmesi gerekiyor. Konulduğundaysa sadece seks değil aynı zamanda kadının içinde bulunduğu günlük yaşam bile onu yıpratıyordu. Eğer bir biyolojik gerçek varsa bu köreltilmiş bir gerçektir.

Konumuz seks olduğu için, peki toplumumuz  kadın disparonisi, kadının seks sırasında yaşadığı yüksek fiziksel acı, ve (üzücü fakat can acıtıcı olmayan) ereksiyon bozukluğu konusuna nasıl davranmakta?  PubMed’in disparoni üzerine 393, cinsel temas sırasında vajina etrafındaki kasların kasılması üzerine 10, vulvodini üzerine 43 klinik çalışması bulunuyor.

Peki ereksiyon bozukluğu? 1,954.

Bu doğru, PubMed erkeklerin cinsel zevki  için kadınların fiziksel acısından üç kat daha fazla klinik araştırma bulunduruyor. Peki neden? Çünkü kadının acısını normal, erkeğin zevkini ise bir hak olarak gören bir toplumda yaşıyoruz.

Bu tuhaf cinsel astigmatizm toplumumuzda o kadar şeyden sorumlu ki bazı şeylere dair vizyonumuzun çarpıklığını ölçmek zor.

Sağlık sistemimizin kadın ve erkek hastaların ameliyatlarını nasıl ele aldığına bakalım: 2015 verilerine göre, erkeklere özel prosedürlerin, kadınlara özgü prosedürlerden %27.67 daha fazla masrafı karşılandı.(Sonuç: Tahmin edin en iyi doktorları kim alır?) Veya  kadınların kendi hekimleri tarafından ne kadar sık küçümsendiğini düşünün.

Bununla birlikte, burada bilimsel bir makaleden yapılmış direkt bir alıntı var (sürekli yakınma ve rahatsızlıklarını belirtme ünlerine karşın) “disparoniden mustarip kadınlar yine de o an cinsel ilişkiye dişlerini sıkarak da olsa devam ettiklerini bildirmişlerdir.”

Eğer kendi kendinize, “Grace rahatsız hisseder hissetmez neden Ansari’nin yanından ayrılmadı?” diye soruyorsanız burada da aynı şeyi sorguluyorsunuz demektir. Seks, onun canını acıttıysa buna neden engel olmadı? Bu neden oluyor? Kadınlar neden erkeklerin orgazm olduklarından emin olmak için bu acıya dayanıyor?

Bunun cevabı, tartışma  konumuz olan “Erkeklerin, iş yerlerinde, tatmin olmak istedikleri için kadınların nasıl kötüye kullanıldıkları, küçük düşürüldükleri ve zarar gördükleri” gerçeğinden ayrı düşünülemez. Sullivan’ın, “Tüm toplum, erkek orgazmı etrafında şekillenirken biz, erkeğin biyolojik gerçekliğini yeterince kabul etmiyoruz.” düşüncesi dehşet verici. Görünen o ki; bu konuya, vücut, zevk ve acı anlayışımıza müdahale edilebilecek kadar kültürel bir merkeziyet verilmiş.

Sullivan’ın istediği gibi biyoloji hakkında konuşuyorum. Çoğu kadının, cinsel haz için önemsememek zorunda bırakıldığı fiziksel duyulara değiniyorum.

Kadınlar devamlı, özellikle cinsel açıdan “uygun” olmak istiyorlarsa, fiziksel acıyı göz ardı etmek ya da acıya tepki vermemek üzere eğitilirler. Kadınların kendilerini çekici göstermek için neler yaptıklarına dikkat ettiniz mi? Yüksek topuklar? Korseler? Bunlar, vücudu sıkıştıran, rahatsız şeyler. Erkekler rahat giysilerin veya aşil tendonlarını kasmayan ayakkabıların içinde de cezbedici olabilirler. Alışıldığı üzere; çekici olabilmek için vücutlarındaki tüylerden kurtulmak ya da gergin durması için yüzlerine iğne batırılmak zorunda da değiller. Erkekler tüm bu güzellik şartlarını (!) reddedebiliyorlar; tıpkı kadınların da buna hakkı olduğu gibi. Ama ne yazık ki toplumsal beklentiler, tercihleri, kişinin kendi iradesine bırakmıyor ve daha da kötüsü insanlar bunu kanıksıyor.

Andrew Sullivan’ın “doğal” olarak adlandırdığı, kadın ve erkek arasında uygulanagelen muamele, bir tarafın zevk ve hoşnutluğu için diğer tarafın acı çekmesi ve rahatsızlık duymasıdır. Bize dayatılan ve farkında olmasak bile kabul etmiş olduğumuz bir gerçek bu. Frances Mcdormand’ın Altın Küre Ödülleri’ne makyajsız gitmesi bu yüzden radikal bir fikir gibi geliyor ya da Jane Fonda’nın yorgun ama doğal gözüken fotoğrafı ile ışıltılı ama yapay fotoğrafının birlikte paylaşılması bu yüzden şaşkınlık yaratıyor. Bu, yalnızca hayatı zorlaştırmıyor; aynı zamanda değiştirmesi zor bir zihniyeti kemikleştiriyor.

Burada saçma sapan güzellik standartlarına değinmiyorum bile. Amacım sadece kadınlara verilen eğitimin, Grace’in ne yaptığını ya da ne yapamadığını anlamamıza nasıl yardımcı olabileceğini keşfetmek.

Kadınlardan hissetmedikleri konfor ve hazzı sergilemeleri bekleniyor. Dekolteli bir geceliğin içinde umursamaz bir şekilde kahkahalar atan bir kadın gördüğünüzde bilin ki; ya yetenekli bir illüzyonistin gösterisine şahit oluyorsunuz ya da Oscar’a layık o performansı normalmiş gibi algılamak üzere eğitildiniz.

Şimdi bu eğitimin cinsel bağlamdaki etkilerini düşünün.

Erkekler hep merak etmiştir; “Kadınlar neden orgazm olmadıkları halde olmuş gibi davranır? Zararlı değil mi?” Doğru, evet öyle! Oldukça dikkatli bir şekilde üzerine düşünülesi bir durum; bir insan, kendi çıkarlarına ve öz saygısına ters düşen bir şeyi neden yapar? Kadınların da libidoları vardır ve kısmen cinsel hazlar için özenle hazırlanıp buluşmaya giderler. Peki o an geldiğinde neden vazgeçer ve sahte davranırlar?

Kadınların da libidoya sahip olduğunu anlayamayan gerici bir zihniyet şöyle cevaplıyor: “ Kadınlar, istedikleri sosyal pozisyonlar için sevmedikleri cinsel pozisyonları takas eder. Zevk, onların umurlarında değildir.”

Bu, asla söz konusu olamayacağı gibi, durumun pek çok geçerli nedeni olabilir. Sahte bir orgazm sergiliyorlarsa, belki de zevk almayı ummalarıdır. Eğer bu gerçekleşmiyorsa eğitildikleri hale dönerler. Bu durumda söz konusu eğitim (daha doğrusu “yetiştirilme tarzı”) onlara şunu öğretmiş demektir: a) rahatsızlığı görmezden gelme, b) toplumsal anlayış gereği karşı tarafın zevkinde zevk bulabilmek zorunda olmak.

Söz konusu seks olunca bu çok daha doğru. Orgazm olmuş gibi yapmak, o an için bir çok şeyi başarıyor; erkeği, artık bitirebileceği yönünde cesaretlendiriyor ki bu da eğer kadın acı duyuyorsa acının sonlanacağı anlamına geliyor. Erkeğin daha iyi hissetmesini sağlıyor ve eğer iyi bir eş olmak, partneri iyi hissettirmekten geçiyorsa bunu da başarmış oluyor kadın; başarı denilebilirse…

Cinsel konularda eksik olduğumuz kadar tartışmalara da gözümüz kapalı ne yazık ki. ABC News’in 2004 yılında hazırladığı bir anket birbirinden ilginç soru ve cevaplar içeriyor. Öyle ki, sahte orgazm için onlarca sebep gözüküyor:

  • Partneri memnun etmek   26
  • Seksin bir an önce bitmesini istemek   22
  • Partnerin incinmesini istememek   10
  • Yorgunluk   9
  • Tatmin edici bulmamak   7
  • Sıkılmak   3
  • Deneyimsiz veya çok genç olmak   2
  • Canı öyle istemek   1
  • Modunda olmamak   2
  • Bir fikrim yok   12

Bu veriler, cinsellik hakkında bilimsel ve sosyolojik bilgimizin ne kadar kötü olduğunu gösteriyor. Bilimsel çalışmalarımız bile, seks esnasındaki acı ve rahatsızlığı kadınların rutin olarak katlanmak zorunda bırakıldıkları şeyler olarak görmeyi reddederek onları “modunda olmayan” ya da cinsel ilişkiyi “sadece istediği için” bitiren tuhaf ve keyfi yaratıklar olarak anlatıyor.

Başkalarının zevkinden zevk almak, sadece cinsellikle bağlantılı değil. Genç bir kıza edilebilecek en güzel iltifatlardan birisi, güzel olduğunu söylemektir. Genç kız, bundan yola çıkarak, sosyal değerini etrafındakilerin ona ne kadar hoşlanarak baktığıyla ilişkilendirecektir. Yani insanların kendisine bakarken aldıkları zevkten zevk alması öğretilmiştir. Bu, kadının sosyal açıdan ödüllendirilme yolu olmuştur bu durumda.

Ev sahibi bir kadın için de aynı durum söz konusudur: başkalarının memnuniyeti için kendi mutluluğunu ikinci plana atmak ve yüzleşmekten kaçınmak. Kadınlara sürekli, başkalarının onlara nasıl tepki verdiğinin, kendi hislerinden çok daha önemli olduğu dayatılır.

Bir cinsiyete kendi tatminini dış bir kaynağa bağlı tutmasının (ve bu esnada çektiği acılara dayanması) öğretilmesinin yan etkilerinden biri onların, sürekli göz ardı etmelerinin öğretildiği kendi ağrılarını düzgün analiz edememeleridir.

Cinsel hazda kadının da erkekle aynı haklara sahip olduğu bir dünyada kadının, bunu hoşuna gitmediği anda bırakması beklenirdi.

İçinde yaşadığımız dünya bu değil.

İçinde bulunduğumuz gerçeklikte tipik bir kadının cinselliğe dair öğrendiği ilk şey, bekaretini kaybetmenin ona acı vereceğidir. Dişini sıkıp bunun üstesinden gelmesi gerekir. Cinsel ilişkiye böyle bir başlangıcın “rahatsızlığın” aslında gerçekleşmesi gereken bir şey olmadığını anlama kabiliyetini nasıl engelleyeceğini düşünün. Bekaretini kaybettikten sonra bile acı duyuyorsa, ki bu pek çok arkadaşımda olan bir durum, çoğu kadın problemin kendisinde olduğunu düşünüyor. Öyle ya, ilk deneyiminde canının acıması öngörülmüş; dişlerini sıka sıka bunu yaşamak zorunda olduğu aşılanmış, neden daha sonrakilerde de katlanmasın ki? Seks hangi noktada, sevmediğiniz -ama herkesin tahammül etmeniz gerektiğinde hemfikir olduğu- bir şeyin yapılmasına dayanmaktan çıkıp karşılıklı zevk alınan bir deneyime dönüşebilir?

Bu son derece karmaşık geçiş için bir açıklamamız yok çünkü cinsel birlikteliğin biyolojik gerçeklerine kadın açısından bakamıyoruz.

Kadınlar, yüzyıllardır erkeklere maksimum zevki verebilmek için kendi rahatsızlık ve acılarını kibarca göz ardı etti. Kötü bir seks deneyiminin gözyaşı, kanama ve diğer sonuçlarına rağmen cesaretle aşk ve tatmin arayışında oldular. Nesneleştirilmelerinin ve tacize uğramalarının normal karşılandığı sektörlerde çalışırken aynı zamanda kimsenin, özellikle de doktorlarının, ciddiye almadığı acı şartlara rağmen aşk ve tatmin aradılar. Tüm bunlar olurken, “kötü seks”in, orgazm sırasında bazen sıkılmayı ifade ettiği; tıp çevrelerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılaması için koşuşturduğu; rahat bulduğu kıyafeti giyerek gezinen ve tüm toplumun onun estetik anlayışı ve hazzına göre şekillendiği; kadınların, baskı altında oldukları için görünmek zorunda bırakıldığı kadar da iyi hissetmedikleri gerçeğinden sıyrılan bir cinsiyet mi kadınları “aşırı duygusal” veya “aşırı tepkili” olarak görüyor? Erkeklerin biyolojik gerçeklikleri sizce de “aşırı” takdir edilmiyor mu?

Keşke, kadınları dayanıklılık sporları şampiyonları misali bedenlerinin acı sinyallerine katlanmak yerine bunları iyileştirmeye teşvik eden bir dünyada yaşasaydık. Kadınlar (ve erkekler), ağrının iyi bir şey olmadığı yönünde eğitilseler iyi olurdu; hatta bir kadının duyduğu rahatsızlığın bir erkeğin zevkini kısa kesmesi için yeterli bir sebep olduğunu anlayabilsek çok daha iyi olurdu.

Ancak bunlar, toplumun “bunu hak eden” y kuşağına bile öğretmediği şeyler. Şunu unutmamalıyız: Cinsellik, mahremiyetinden dolayı, toplumsal ilerleme açısından diğer alanların her zaman bir adım gerisinde olmuştur. Ayrıntıları hakkında konuşmak zordur ancak neyse ki artık konuşmaya başladık. Bir dahaki sefere, neden bir kadının duyduğu rahatsızlığı fark ederek derhal gidermeye çalışmadığına şaşıracağımız zaman, şimdi farkına bile varamadığı için suçladığımız acılarını bastırması yönünde eğitmek için harcadığımız onlarca yıla şaşırabiliriz.

 

*https://twitter.com/colindickey/status/954429107659591681

Yazar: Lili Loofbourow

Çevirmen: Berra Yüksel, Kübra Altıntaş

Kaynak: http://theweek.com/articles/749978/female-price-male-pleasure

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları