“Gelişmekte Olan” Bir Ülkede Lüks Bir Tatile Çıkmak Etik Midir?

Gelişmekte olan batının etkisi altında olmayan bir ülkedeki kültürün otantikliğini tecrübe etmek için lüks bir tatil planı yapmayı mı düşünüyorsunuz? Ülkenin imkanları kısıtlı olan bireylerini turistik harcamalarınız ile “yoksulluktan çekip çıkarmayı”mı umuyorsunuz? Bu seyahatin ne kadar etik olduğu araştırılmaya değer.

Uluslararası turizm rakamları 1950’lerden bu yana bir artış içerisinde, bu artışın gelecekte de tutarlılıkla sürmesi bekleniyor. İşe alınma açısından daha da fazla insan turizm endüstrisine bel bağlamış durumda. Örneğin 2016’da turizm endüstrisinde çalışan 292 milyon insan bulunuyordu, ki bu da dünyadaki iş oranının 10 da 1 ini temsil etmekte idi.

Uluslararası devletler uzun süredir turizmi “dumansız”, “çevreyi kirletmeyen” GSMH’ya bulunduğu katkısıyla neredeyse alternatifi olmayan bir sektör olarak nitelemektedir.Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler Saf Yeni Zelanda , Fas’ı ziyaret edin ve Jamaika: gittiğiniz zaman bilirsiniz gibi ulusal turizm kampanyalarıyla potansiyel turistleri cezbetmek üzere bir münakaşa içerisindedir. Ama gerçekler olduğu, söylendiği kadar iyi mi?

Kitlesel turizmin her daim ülkeler ve yerel halklar için garanti bir avantajı olmadığının bilincindeyiz. İspanya’nın deniz kıyısındaki Benidorm yerleşkesini ele alalım, sınırsız turizm gelişiminin, bölgesel aşırı-gelişmişliğe yol açmasının yerel halka çok az ve sıfır arası bir getirisi olmuştur. Hatta kitlesel turizm ve etkileri İspanya’da protestocuların sokağa inmesi ve tatilcilerin saldırıya uğraması gibi geniş çaplı ters tepkilere yol açmıştır.

Sonuç olarak, usulüne uygun “sürdürülebilir” , “etik” ve “lüks” turizm, “kitlesel turizm”in genellikle negatif etkilerine direkt bir cevaptır. Her şeye rağmen, bir devlet ya da rota yöneticisi olarak neden az sayıda insan yüksek miktarda harcama yapabilecekken çok sayıda insanın az miktarda harcama yapmasını isteyesiniz ki?

Pahalı ve Kaliteli Pazara Geçiş

Tatil planı yapmayı düşünen turistler lüks bir seyahati dinlenme ve rahatlamanın alasını yaşamak için bir yol olarak görüyor, aynı zamanda bir ürün için daha fazla miktarda para ödemenin “ucuz ve pis” bir kitlesel turizm tatiline göre muhtemelen daha az negatif etkisi olacağı kanısındalar. Dahası; eğer söz konusu lüks tatil “gelişmekte olan” bir ülkede olursa paranızın ülkenin refahına bir katkısı olacağı mazeretiniz olacaktır. Örnek olarak Fas devleti tarafından üretilen kapsamlı Vision 20-20 belgesini ele alalım. Turizmin ülkenin gelecekteki gelişimlerinin önemli bir parçası olarak ne kadar dayanıklı göründüğünü kabataslak bir biçimde ele alıyor.

Bir de Maldiv’lere göz atalım, sağlam yapılandırılmış lüks bir seyahat noktası. Turizmin ülkenin Gayri Safi Milli Hasılasının yaklaşık olarak %41.5’lik bir bölümünü oluşturduğu düşünülürse, bu ada devleti görünüşe göre bu sektörden güçlü bir kazanım sağlıyor. Fakat, tüm toplumlardaki gibi böyle bir ekonomik fayda eşit olarak dağıtılmıyor ve turizme aşırı bel bağlanmasının sonucunda yöresel endüstrilerin batışına, bölgesel ve küresel olaylara olan zafiyetin artmasına yol açıyor.

Dahası, Maldivler’de turizm endüstrisinde çalışmakta olan insanların açıklamalarına göre durum “etik”ten çok daha uzakta bulunmakta. Oteller dört bir yana yayıldığı için adalarda başka tesislere yer kalmamış, Maldivler’de turizm sektöründe çalışmakta olan pek çok insan aylarca evlerinden uzak, adaların bir ucunda ailelerinden ve arkadaşlarından ayrılmış bir şekilde yaşamak durumunda kalmıştır. Ayrıca turistlerin “lüks” deneyimlerinden çok uzak koşullarda haftanın 7 günü çalışarak sıklıkla aylarca maaş almadan yaşamaktadırlar. Maldivler bu hususta tek değil – gelişmekte olan lüks turizm sektörüyle iç içe bir çok ülkede bu durumun benzerini görmek mümkün.

Çevresel Bedel

Ekolojik bir perspektiften bakılırsa, lüks turizmi bu konuda da belirli bir katkıda bulunmuyor. Turizm genellikle kıt miktarlarda bulunan su ve enerji kaynaklarını ev sahibi toplumdan alıp turistlere dağıtıyor (daha fazla paraları olduğundan dolayı).

Lüks turistleri genellikle ortalama bir turistten daha fazla tüketimde bulunduğu için bu işlem lüks turizm sektöründe daha da fazla vurgulanmakta, kasıtlı veya kasıtsız.

Ortalama bir lüks tatilinizin bileşenlerini ele alın. Yüzme havuzları, şahsa münhasır adalar, özel uçaklar, gemi seyahatleri, golf kursları ve spalar – bütün bunlar enerji ve su harcaması yoğunluğudur. Bitkiler ve yeşil ortamlar arzulanmalı, klimalı spalar ve muson banyoları güç ile çalıştırılmalıdır. Plajlar ve başka mekanlar özelleştirilmiş, yerel halkın girişi yasaklanmıştır. Bazı durumlarda ekonomik faydaların %80’i ülkeyi terk etmektedir. Dahası, israf sıklıkla “yoksul” yerel halk arasında dağıtılmıştır.

“Gelişmekte olan”ı Tanımlamak

Aynı zamanda “gelişmiş” ve “gelişmekte olan”dan kasıt nedir derinlemesine düşünülmelidir. Bu terimler genel olarak ekonomi ve GSMH ile bağdaştırılmıştır. Ancak, gelişmekte olan olarak tanımlanan ülkelerinin çoğu geleneksel tarım metodları ve aşırı tüketim olmaması sayesinde doğal ortam ile gelişmiş bir ilişki içerisindeler. Aynısı genellikle toplum mütekabiliyeti ve insan ilişkileri içinde söylenebilir.

Sonuç olarak, “etik turist”ler kendilerinin turistik masrafları sayesinde kültürlerin gelişmesine yardımda bulunduklarını düşünseler de, belki de “güzel bir hayat” nedir ve buna giden yol gerçekten de mali sermayeden mi geçer sorularını sormalıyız. Gerçekten de, Batıcı ideolojilerin kültürlerin gelişimine yardım etmek adı altında dayattığı, koloniciliğin yeni bir türüne giriş yapmaktayız.

İşin aslı, 18 ve 19.yüzyıldaki Grand Tour gibi turizmin önceki formlarına benzer bir şekilde günümüz turizmi de geçici bir ilgiye sahip, sınıf bazlı ayrımcılığın bir çeşidinden birazcık daha fazlasını temsil ediyor.

Yani turizm pazarı pek çok ülke için önem taşırken, turist gelirinin nasıl dağıtılabileceğini, bölgenin yönetiminde izlenen yolun yerel halkın faydası pahasına turistlerin faydası gözetilerek çizildiğini ve olası bir tatilin etkilerinin ne olacağını daha derinlemesine incelemek işe yarayabilir. En nihayetinde, Batıdakine benzer bir gelişim sürecinin, ahlaki değerler boyutunda insanlara ve dünya genelinde ekolojik düzene faydasının bulunup bulunmayacağı sorusunu sormalıyız.

 

Yazar: Paul Hanna

Çevirmen: Artun Şenyiğit

Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2017/09/is-it-ethical-to-take-a-luxury-holiday-in-a-developing-country