Harry Houdini’yi Ne Öldürdü?

Efsane ve yanılsama, kariyerinin büyük kısmında kaçış sanatçısı Harry Houdini’nin peşinde dolaştı fakat belki de en büyük gizem 1926 Cadılar Bayramı’nda ölümü ile ilgilidir. En çok kabul edilen teori, sihirbazın patlayan apandisitin komplikasyonu nedeniyle ölmesidir.  Yine de, birçok kişi, hastalığın kötüye gitmiş bir numara ve hatta psişik ve falcılar tarafından yapılan bir suikast planının sonucu olduğunu ileri sürmektedir.

30 yıldan uzun süre, Harry Houdini  seyircilerini marifetli gösterileri ve insanüstü dayanıklılığıyla büyüledi. Macaristan doğumlu kaçış sanatçısı elleri bağlıyken ve bacaklarına demirler giyerken köprülerden atladı, suyla doldurulmuş devrik süt tenekelerinden dışarı fırladı ve daldığı ve ayak bileklerinden baş aşağı asıldığı ”Çin Su İşkencesi Hücresi” tasarladı. Yürekleri ağızlara getiren kurtuluşlar genellikle sağlıklı miktarda hile ve el çabukluğu içeriyordu fakat aynı zamanda gerçek risklerle doluydu. 1915’te Houdini zincirlenip altı fit toprağa gömüldüğü bir numarada neredeyse boğuluyordu.  

Houdini,yalnızca 1926’daki ölümünün şartlarını daha da gizemli yapan, imkansızdan kurtulmak üzerine bir kariyer oluşturdu. 52 yaşında, 24 Ekim’de Detroit’teki tıka basa dolu bir eve gitti ancak daha sonra apandisit tanısı ile hastaneye kaldırıldı. Yalnızca bir hafta sonra Cadılar Bayramı’nda hayran topluluğunu şaşkına dönmüş halde bırakarak öldü. New York Times‘taki bir ölüm ilanı ”binlerce insana çoğu kez ölümü aldatır gibi görünen” adamın ani vefatı hakkında şaşkınlığı ifade etti.  

Houdini’nin ölümüne neden olan garip olaylar dizisi birkaç hafta önce , 11 Ekim 1926’da başlamıştı. Albany, New York’taki bir performans sırasında Çin Su İşkencesi Hücresi’nde zincirlenmişken, sihirbazın bacağı hatalı bir ekipmana sıkıştı. Gösterinin geri kalanı boyunca aksadı ama daha sonra kırık bir sol ayak bileği taşıdığını fark etti.  

Doktorun emirlerine karşı çıkarak Houdini turuna devam etti ve McGill Üniversitesi’nde konferans verdiği Montreal’a gitti. Yalnızca birkaç gün sonra, 22 Ekim’de Princess Theater’daki soyunma odasına birkaç McGill öğrencisini onu ziyaret etmeleri için davet etti. Sihirbazın ağrıyan ayak bileği onu hala rahatsız ediyordu, bu nedenle grup sohbet ederken bir koltuğa oturdu. Bir ara, J. Gordon Whitehead adında bir öğrenci geldi ve Houdini’ye gerçekten karnına atılan sert bir yumruğa dayanabildiğinin doğru olup olmadığını sordu- bu, sihirbazın topluluk önünde açıkça belirttiği bir iddiaydı. Görgü tanığı Sam Smilovitz’e göre, Houdini söylenenlerin doğru olduğunu belirttiğinde Whitehead aniden ”beş veya altı adet korkunç derecede etkili, emin ve iyi yönlendirilmiş yumruğu” karnına attı. Houdini hala koltukta uzanıyordu ve yumruklara kendini hazırlamak için hiç zamanı olmamıştı, ki bu da onu hatırı sayılır bir acı içinde bıraktı.

Houdini o esnada olayı atlattı fakat aynı akşam mide kramplarından ve rahatsızlıktan şikayet etmeye başladı. Durumu hemen ertesi gün Detroit’teki yeni bir dizi gösteri için gece trenine binerken daha da kötüleşti. Sihirbaz, birçok karın ağrısı, soğuk ter ve yorgunluk hissetti ve ateşi 104 dereceye çıktı. Bir doktor apandisitten şüphelendi ve Houdini’ye hastaneye gitmesini söyledi fakat sanatçı Garrick Theater’daki açılış gecesi gösterisi için sahneye çıkmakta ısrar etti. Son perdeden hemen sonra yığılmadan önce rutini boyunca dayanmayı başardı.  

Bu gösteri Houdini’nin sonuncu gösterisi olacaktı. Aynı gece, bir Detroit hastanesine götürüldü ve ameliyat için hazırlandı. Doktorlar başarıyla birkaç gün önce patladığı ortaya çıkan apandisitini aldı ancak iç organlarını çoktan zehirlemişti. Hastalığın sonucuna dair kötü  tahmine rağmen sihirbaz 31 Ekim’de eşi Bess ve iki erkek kardeşi yanında beklerden ölünceye dek hayata tutundu.

Houdini’nin resmi ölüm nedeni patlayan apandisitin yol açtığı karın zarı iltihaplanması olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda, doktorlar sihirbazın hastalığının J. Gordon Whitehead’in sahne arkası karşılaşmasında ona vurmasının sonucu olduğuna inanıyorlardı. Bu tür ”travmatik apandisit” vakaları olağanüstü derecede nadirdir – bir çalışmaya göre yaklaşık 20 yıllık bir sürede sadece birkaç düzine örnek bulundu- ancak 1926’da tanı yaygın olarak kabul edildi. Houdini’nin hayat sigortası şirketi kaza sonucu bir ölüm için eşine çifte tazminat ödemek zorunda bile kaldı.

Houdini 4 Kasım 1926’da Queens’e gömüldü fakat sıra dışı ölümü hakkında söylentiler o zamandan sonra da devam etti. Teorilerin çoğu sihirbazın, yandaşlarının ruh çağırma ve medyumlar aracılığıyla ölülerle iletişime geçilebileceğini iddia ettiği bir sözde din olan Spiritualizm ile çekişmeli ilişkisine odaklandı.  Doğuştan septik olan Houdini, 1920’lerin çoğunu Spiritualistlerin iddialarındaki gerçeği göstermek ve psişikleri sahtekar olarak açık etme amacıyla harcadı. Mücadele ona birkaç milyon dolar değerinde davalar ve az miktarda düşman kazandırdı fakat vefatı sırasında hiçbir gevşeme belirtisi göstermedi. Birkaç ay öncesinde, Washington DC’de falcılığın yasaklanmasına dair bir kanun tasarısı için Kongre önünde konuşma yapmıştı.

Houdini’nin müdahaleleri ölümüne yol açmış olabilir miydi? Yazarlar William Kalush ve Larry Sloman 2006’daki ”Houdini’nin Gizli Hayatı” biyografilerinde sihirbazın ölümünün Spiritualist topluluğun üyelerince dikkatlice planlanmış bir suikast olabileceğini belirtmişlerdi. ”Eğer biri Houdini’nin bir suikast mağduru olduğundan şüphelenecek olursa” diye yazmışlardır ”öyleyse hilekar ruhani medyumlardan oluşan organize suç topluluğu şüpheli olarak düşünülmelidir.” Kalush ve Sloman, Spiritualistlerin bir düşman zehirleme geçmişlerinin olduğunu ve hiçbir otopsinin Houdini’nin ölümünün sahiden de apandisitten gerçekleştiğini doğrulamadığını savundular. ”Eğer biri Houdini’yi zehirlemekte istekliyse bu çok da zor olamazdı.” diye belirtiyorlar.  

Hatırı sayılır bir tartışma da Houdini’nin Montreal soyunma odasında ölümcül olma potansiyelindeki ciddi yumrukları atan McGill öğrencisi J. Gordon Whitehead’e odaklanmıştı. 2005’teki ”Houdini’yi Öldüren Adam” kitabında yazar Don Bell, Whitehead’in belki de daha önceden Houdini’yi ölümle veya dövmekle tehdit etmiş Spiritualistlerle aynı tarafta olabileceği teorisini gün yüzüne çıkardı.  Bell, Whitehead ve herhangi bir suikast denemesi arasında bir bağlantı kurabilecek kadar yeterli delil olmadığını belirtti fakat diğerleri onun Houdini’yi sihirbazın Montreal’de bulunduğu süre boyunca takip eden bir düşman olduğunu öne sürdüler.

Houdini’nin asıl vefat nedeni asla kesin olarak bilinemeyebilir fakat araştırmacıların çoğu cinayet teorilerini yalnızca spekülasyon olarak görmezden gelmeye meyilliler. Onlara göre, daha baskın olan soru Houdini’nin patlayan apandisitinin birkaç gün önce ona atılan yumruklarla bir ilgisinin olup olmadığı. Kanıtlar bu tür bir vakanın mümkünlüğünü gösterse de, birçok kişi Whitehead’in yumruklarının Houdini’nin zaten var olan apandisit durumunu basitçe görmezden gelmesine neden olduğunu düşünüyor.  Sihirbaz sonunda tedavi arayışına girdiğinde, teoriye göre, zaten çok geç olmuştu.

İlgi çekici şekilde, Houdini’nin ölümü hakkında en çok aranan bilgi kaynağı Houdini’nin kendisinden başkası değildir. Spiritualistlerin iddialarının nihai testine ne kadar ulaştıysa, sihirbaz, eşi Bess’e onunla mezarın ötesinden iletişim kuracağına dair söz verdi.  Bess, 1936’da sonunda arayıştan vazgeçene dek yıllık ”Houdini seansı”na devam etti. Hayranlar ve dost sihirbazlar o zamandan sonra seansı bir Cadılar Bayramı geleneği haline getirdiler, fakat bu zamana kadar, muhteşem Houdini’nin hayaleti konuşmayı reddetti.

 

Çevirmen: Meryem Taşoğlu

Kaynak: https://www.history.com/news/what-killed-harry-houdini