Harvey Weinstein: Hollywood’un Aşırılık ve Taciz Kültürünün Somut Örneği

Hollywood’un film patronu Harvey Weinstein’ın kadınları sürekli taciz ettiğinin ortaya çıkmasıyla ilgili şaşırtıcı olan tek şey herhangi birinin buna şaşırabilmiş olmasıdır. Sonuçta sözünü ettiğimiz şey canavar yaratmakla kalmayıp onları besleyecek ve tapınacak kadar ileri giden bir kasaba, endüstri ve kültürden söz ediyoruz.

Weinstein’a yönelik acıma duyguları eski dostları, iş arkadaşları ve Hollywood’daki diğer stüdyo başkanlarının yanı sıra ABD liberal siyasi çevrelerinde, “sadakatlerini” ve dostluklarını yıllar boyunca akıllıca yaptığı kampanya bağışlarıyla kazandığı, öne çıkan siyasi figürler arasında da göze çarpacak kadar zor bulunuyor. Hepsi de kaçmakla kalmayıp saklanacak yer aramaktalar ve bir zamanlar yakınlaşmak için üstün çaba gösterdikleri insanlara bir gecede radyoaktif atığa benzer bir şeymiş gibi davranmaya başladılar.

On yıllarca Hollywood ve film endüstrisiyle, şaşmaz şekilde bir telefonla kariyer yaratıp yıkma kabiliyetine sahip az sayıda yapımcı arasında görülecek kadar eş anlamlılaşmış biri için böylesine bir itibar kaybı elbette sersemletici ve baş döndürücüdür.

Miramax’ın kurucusunun, çoğunluğun bu ihtilaf süresinde gittikçe güçlenen görüşlerine katılmaya başlayan eski arkadaşları açısından kaçınılmaz hale gelmiş bir oportünizm esintisine dönüşen bu kınama dalgası arasında ise unutulan bir şey var, o da Weinstein’ın kadınlara yönelik rezil taciz vakalarının Hollywood normları için bir istisna ya da sapma olmaktan çok uzak olması.

Marilyn Monroe zamanında, ünlü “Hollywood, size bir öpücük için bin dolar ve ruhunuz için elli sent ödenen yerdir” sözünü söylemişti. Bir zamanlar o oksijensiz dünyada yıldızı herkesten çok parlamış, sonrasında ise uğradığı vahşi istismarın yıkıcı ağırlığı altında kalmış, en sonunda içinde bu ağırlıktan beslenen sorunları tarafından yok edilmiş bir kadına kim itiraz edebilir ki?

2013’te yayımlanan Dreams That Die adlı kitabımda 2000-2005 yılları arasında Hollywood’da yaşayıp çalışırken edindiğim tecrübelerimi anlattım. Senarist olarak kariyer yapma hayalleriyle gelip istediğim kariyer için bir fırsat edinmeyi umarak üç yıl Hollywood Bulvarı’nın az ötesinde bir stüdyo dairenin zemininde bir döşekte yatmış, gece kulüplerinde kapı görevliliği, TV programları ve filmlerde figüranlık yaparak zar zor geçinmiş, bu filmlerden birinde Ben Affleck’in dublörlüğünü yapmıştım.

Aynı hayatı Los Angeles’daki sayısız binlerde insan, ABD’nin dört yanından gelmiş “başarmakta” ve hayallerini gerçekleştirmekte kararlı genç erkek ve kadınlar da yaşıyor. Bunun bedelinin, kendini besin zincirinin daha üstündekilerin tacizlerine maruz bulmanın yaşattığı haysiyet kaybının doğru düzgün ölçülmesi mümkün değil ancak kendinizi şöhret, cazibe, dünyanın ve endüstrinin bu tarafıyla ilişkilendirilen sınırsız zenginlik görüntüsünün altında gizlenen bu kusmuk kültüründe boğulmaktan kurtaramadığınız sürece bir bedel ödettiği de kesin.

Bir fark yaratabilecek filmler yazmak gibi naif bir inancım vardıysa bile bu inanç kısa sürede müdürüm tarafından sindirildi. Bileğinde sallanan Rolex, her sabah sadece son senaryomun “beş para etmez” olduğunu ve bu kadar anti-Amerikan olmayan filmler yazmaya başlamam gerektiğini dinlemek için yanına gittiğimde ofisinin önüne park ettiğim hurdadan daha büyüktü.

TV programları ve filmlerde figüranlık yapmak size kast sisteminin nasıl işlediğiyle ilgili bilgi veriyor. Kendi dönemimde Friends dizisinin setinden, üç aktarmayla zar zor geldikten sonra beş dakika geciktikleri için güvenlik görevlileri tarafından dışarıya çıkarılırken ağlayıp kiralarını ödeyebilmek için ihtiyaç duydukları saçma elli dolarlık ücreti alabilmek uğruna (o zamanlar sendikalı olmayan bir figüran için günlük ücret buydu) sette kalabilmek için yalvaran figüranlar gördüm. Evlerine yemek götürebilmek için iaşe arabasından yemek çalmak zorunda kalacak kadar fakir figüranlar gördüm, yaşlı erkek ve kadınlara yirmili yaşlarındaki yapımcı asistanlarının bir sahnede işaretlerini kaçırdıkları için bağırdığına şahit oldum.

Üstelik, evet; bir ordu genç kadının farklı türlerde taciz için de zamanı gelmişti.

Bunları hiç iyi insan olmadığını ya da Hollywood’un nüfuzlu konumlarında hiç dürüst insan olmadığını iddia etmek için söylemiyorum. Öyleleri de var. Maalesef kendi tecrübeme göre öyle insanlar diğerlerinin yanında azınlık kalıyor.

Konu film endüstrisinde tacize gelince Harvey Weinstein epey büyük bir buz dağının görünen yüzü sadece. Weinstein başka insanların üzerinde, çoğu iş alanları içinde bu en vahşi ve affetmez olanı içinde umutsuzca kariyer yapmaya çalışan ve bu nedenle ruhsal, duygusal ve psikolojik kıyıma uygun görülen insanlar üzerinde kullanması için güç verilen sosyopatların egemen olduğu çürümüş bir kültürün çürük bir ürünü.

En iyi sözü Brando söylemiş:

“Hollywood’da başarılı olan insanların çoğu insan olmayı başaramamış olanlardır.”

Yazar: John Wight

Çeviri: Umut Devrim Çelik

Kaynak: https://sputniknews.com/columnists/201710131058204981-harvey-weinstein-hollywood-culture/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları