İnceleme: Pan’ın Labirenti

Rüyalarda Yaşayarak Dehşetten Kaçmak

Pan’ın Labirenti, yönetmen Guillermo del Toro’nun çeşitli amaçlara ulaşma arayışı içinde ham gerçeklik ile tüyler ürpertici hayal gücünü birbiri içinde harmanladığı filmdir. Temel amaçlardan biri “peri masalı” anlayışını yeniden tanımlamak ve bunu dehşet verici kökenleri ile bağdaştırmaktır. Hayal ve gerçeğin arasındaki bu batıl inançlar karması ile yaratıcı metaforlar ve semboller kullanarak insanın kötücül doğasını daha da çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Filmde hiç kuşkusuz amaçlardan biri de kötülüğe başkaldırmak ve bunu, haksızlığa karşı mücadele zamanlarında onurlu ve dürüst bir insana yaraşır tek seçenek olarak göstermektir. Filmdeki bir başka hedef ise, maçoluğu ahlaksız ve aşırı derecede kötücül imgeleyerek ve ataerkil üstünlüğü tamamen insanlık dışı bir şey olarak resmederek cinsel istismarı ele vermektir. Son olarak, uzun metraj film büyük adaletsizliklere maruz kalmanın insanı sığınmak için kendi hayali dünyasını yaratmaya ve böylece düşsel bir yolla bu hayali dünyaları yok eden acımasız gerçeklikten kaçmaya ittiğini ileri sürmektedir. Bu durumlarda hayal gücü, mutluluk ve kurtuluşa ulaştıracak tek araca döner. Bu fikri temel alan yazar, bize ölüm üzerine umut taşıyıcı bir imaj yansıtır ve bizi ölümü olumlu bir bakış açısından incelemeye davet eder. Bu yazının amacı sözü geçen her bir hedefi ve önergeyi incelemektir.

Pan’ın Labirenti kesinlikle çocuklara uygun olmayan bir peri masalıdır. Kendisini bu edebi türün modern sürümlerinden bir hayli uzaklaştırmıştır, özellikle de Walt Disney’in son senelerde ekranlara taşıdığı çocuk filmlerinden. Bu yakın zamandaki yorumlamalar o kadar büyük bir başarıya ulaştı ki dehşet, haksızlık ve kötülüğün ikinci plana atılıp çocuk seyircilere daha ilgi çekici hale getirilmesiyle peri masallarını baştan tanımlamış oldu. Bu açıdan bakıldığında Del Toro’nun alıştıklarımızdan büsbütün farklı bir fantezi filmi yapmakta bazı sorunlar yaşamış olması makuldur: “Birçok ebeveyn küçük yaştaki çocuklarını da alarak filmi izlemeye gelmiş ve çocuklar korkudan sarsıntıya uğramışlar. Bu olay yönetmenin kendisi tarafından da doğrulandı, ki kendisinin izleyen röportajlarda bu filmin peri masalı görünüşüne rağmen çocuk seyirci kitlesi için çekilmediğini açıklaması gerekirdi, zira birçok sahne bir çocuk için gerçekten şiddet içerikli ve korku uyandırıcı etkiye sahip, özellikle de taşıdığı muazzam derecede kötülük nedeniyle.” (Pastor, 422) Tüm bu farklılıklara rağmen açık olan bir şey var ki,  o da yönetmenin her peri masalının çocuksu olmasının gerekmediğini ve içeriklerinin modern sürümlerine göre daha kasvetli ve kaba olabileceğini açıklığa kavuşturma arayışı içinde  filminin peri masalı olarak sınıflandırılmasını istemesidir. Filmin ana kahramanı “bize Harikalar Diyarı’ndaki Alice’i hatırlatır…çünkü sınamalara tabi tutulur, çünkü absürd durumlar yaşar. Örneğin dev kurbağa bölümü, ki bu bölümde de Walt Disney sayesinde sinemalarda ün salmış olan Alice ikonuna tıpatıp benzer bir kıyafet giymektedir.” (Pastor, 423) Filminde diğer peri masallarına özgü özellikleri de barındırmak için Guillermo del Toro, filminin de aynı kategoriye dahil olmasını özellikle vurgulamıştır ve böylelikle seyircilerin önüne bir doktorun reçete yazması gibi peri masallarının çok daha acımasız ve gerçekçi “yeni” bir sınıfını koymuştur.

Kötülük, tanımının alabileceği en uç biçimiyle film boyunca karşımıza çıkmaktadır. Ofelia tarafından yaratılan düşlem her gün birlikte yaşadığı bu art niyetli insandan bir kaçış olmakla birlikte bu hayali dünya aynı zamanda küçük kızı dehşete düşüren korkunç gerçeklikten de beslenmektedir. Ana kahramanın hayalindeki kötü varlıklar, küçük kızı gerçekte etkileyen şeyin insan doğasının kötülüğü olduğuna atıfta bulunan metaforlardır. Belli ki Del Toro için “gerçek canavarlar insanlardır.”(Pastor, 391) Ofelia’nın hayal dünyasında canavarlar pekala kötü varlıklar olarak algılanır fakat hiçbir zaman ona zarar vermeyi başaramazlar ve küçük kız bir şekilde onları alt etmeye, veya en azından göreceli olarak kolay bir şekilde onlardan kaçmaya hazırdır. Gerçek hayatta bu durum çok farklıdır. Yüzbaşı Vidal’in saldırıları karşısında Ofelia sürekli aciz durumdadır ve saldırganı alt etmek şöyle dursun, kendini koruma veya bunlardan kaçma uğraşı içinde bile bulunamaz. Bu karşılaştırma, asıl canavarların, veya en azından asıl tehlikelilerin, aslında sadece korkutan ve alt edilebilen hayali varlıklar değil, insanlar olduğu fikrini güçlendirmektedir. İnsan doğasındaki kötülüğün hayali olandan çok daha boğucu ve karanlık olduğu fikri filmin başından itibaren görülmektedir: “Filmi başlatan öyküleyici anlatımda geçen fantastik öykü (“Yalan ve acının olmadığı Yeraltı Dünyası’nda bir prenses yaşarmış ve insanların dünyasını hayal edermiş.”) kim olduklarını ve asıl canavarların, insanların, nerede bulunduklarını açıkça belirtiyor.” (Pastor, 395) Vidal ve Ofelia’nın hayal dünyasındaki kötü kalpli yaratıklar arasında bir paralellik olduğunu görebiliriz. “Vidal, şüphesiz ki Ofelia’nın kurumuş ağacın derin köklerinde karşılaştığı ve “ağacın iyileşmesine izin vermeyen” kurbağa canavar gibidir.” (Cohen, 1996, 4) İkisi de yok etmekle tehdit eder ve bir “açgözlülükle” bitirip tüketirler. Bununla kalmayıp Vidal’in, Pan’ın verdiği görevlerden birinde Ofelia’nın yüzleşmesi gerektiği bir başka canavar olan Solgun Adam ile de büyük bir benzerlik gösterdiği tartışılabilir: İkisi de zengin lezzetlerle döşenmiş bir şölene hakim olmak üzeredirler.” (Pastor, 396) Bu benzerlikler Franco yanlısı yüzbaşının dehşet verici görünümüne daha da dikkat çekmek için kullanılmıştır, zira bu canavarlar her ne kadar grotesk figürler olsa da ne Vidal kadar kötü olabilmeye yaklaşmış, ne de onun kadar acı ve kedere neden olabilmişlerdir. Yapılan incelemeye dayanarak bu fantastik filmde “…canavarların gerçekliğin dehşetini gözler önüne sermeye katkıda bulunduğu ve faşizmin gaddar yapısının ve masumiyeti amansız ve merhametsizce yok ettiği” çıkarımına varabiliriz. (Pastor, 399)

Mutlak kötülüğün yanı sıra itaatsizlik de filmin başından beri bulunmaktadır. Guillermo del Toro bize şöyle açıklıyor: “Pan’ın Labirenti’nde merkezde duran fikir gaddarlık ve hayal gücünün arasındaki çatışmadır. Bu, kendi adıma konuşacak olursam, başkaldırıyı destekleyen küçük bir hikayedir çünkü bana kalırsa sorumluluğa giden ilk adım başkaldırıdır”. (Labrador, 425) Kötülüğe karşı isyan, filmin hemen hemen her yerinde Ofelia’da vücut bulmuştur. Filmin amacı bu itaatsizliği, adaletsizlik ve despotluğa karşı haklı ve kahramanca  bir yanıt olarak göstermektir. Ofelia’nın gaddar mevcudiyete ve insafsız kafa yapısına başkaldırısını ortaya koyan anahtar bir ifade vardır: Küçük kızın Mercedes’in bir sır sakladığını bilmesi, onun Franco diktatörlüğüne ve özellikle Vidal’e “ihanetinden” haberdar olması ama susması. “… çünkü muhtaç olanlara yardım eden bir kadını ele vermenin doğru olmadığını biliyordur, ayrıca onunla gayet iyi geçinmektedir”. (Labrador, 427) Açıkça Ofelia’dan direnişçilere yardım eden bu kadını ele vermesi beklenir, bu nedenle bu kelimeye yeni bir anlam kazandırılarak ve “körü körüne boyun eğmenin olumsuz kabul edildiğini, bunun için de kötülük ile bağdaştığını”(Labrador, 425) göstererek  itaatsizlik;  iyi yüreklilik, insaf ve adaletlilik ile bağdaştırılır. Planlanmış başkaldırının en açık örneklerinden biri de doktorun, ıstıraplarına son vermek için işkence görmüş gerillacı esire zehirli iğne yapmada kara kılmasıdır. Doktora emredilen şey, işkenceye kalınan yerden devam edilebilsin diye esirin yaralarını iyileştirmesidir, bu iyi yürekli adamı infaz etmekle sonuçlanan bir başkaldırı değil. Burada başkaldırı ön plana yerleşiyor ve bizden beklenen şeye, eğer adil ve merhametli davranışlara karşı çıkıyorsa, uymamamızı bir kez daha değiniyor. Bu anlayış, doktor belki de filmin en çarpıcı sözünü söylerken seyircilerin aklına kazınıyor: “Körü körüne itaat etmek, hiç düşünmeden, bu sadece sizin gibi insanların yapabileceği bir şey, Yüzbaşı.”

Merecedes’in başkaldırı girişimi de aynı doktorun sözü edilen şekilde kalkıştığı sembolik intihar kadar bıçak üstündedir. Bu kadın, kahramanlığın ve Vidal kadar eli kanlı bir adamın emrinde çalışmaya cesaret ederken aynı zamanda onun en çok nefret ettği kişilerin, dağdaki direnişçilerin, arkalarını kollamanın temsilidir. Bu hizmetçinin itaatsizliği belki de en anlamlı olanıdır. Merecedes başkaldırıyordur, çünkü bir mücadele fikrine, sonuçları ne olursa olsun uğruna savaşmaya hazır olduğu haklı bir davaya inanıyordur. Bana kalırsa Mercedes, en az Ofelia kadar ideal kahraman kavramını içinde barındırır: Eğer özgürlüğü ve diğerlerinin iyiliğini temin edecekse kendini feda edecek bir insandır. Haklı başkaldırı görüşü filmin sonunda da pekiştirilmiştir ki uzun metraj filmin öne attığı yaklaşımla ilgili hiçbir şüphe kalmasın. Ofelia, yeni doğmuş kardeşi kollarında, öldürmek için onu kovalayan Vidal’den kaçar. Pan ile buluştuğunda, Pan Ofelia’ya kurtuluş ve kaçış için tek yolun bebeği kurban etmek olduğunu söyler. Pan’a açıkça güveniyor olsa da o anda neyin doğru, neyin yanlış olduğunun ayırdına varır: Ona verilen buyruğa karşı gelmeyi seçerek kabul edilemez ve kötü olduğuna karar verdiği emir karşısında ölmeyi tercih eder. İşte tam burada hikâyenin verdiği ders yatmaktadır: “İnsan hayatına” mal olması anlamına gelse de acımasız düzene başkaldırmanın doğru olan tutum olduğunu görmekteyiz. Çünkü bu hareket, prensesimizin krallığına çıkan kapıları açar ve onu sonsuza dek “hayali” ailesine kavuşturur.

Bu filmin temel amaçlarından bir başkası ise cinsel istismarı ifşa etmek ve bununla beraber maçoluğu ve erkeklerin kadınlardan üstünlüğünü savunan ataerkil düşünce yapısının ne kadar yanlış, dar kafalı veaynı  filmdeki uç olaylardaki gibi olduğunu göstermektir: Dehşet verici. Vidal kin dolu ve kendini herkesten üstün gören bir insandır, özellikle de kadınlardan. Ona göre her türlü dişi alt sınıftır ve onları çocuk doğurma amacına hizmet etmekten başka değeri olmayan hayvanlar olarak görür (aşikâr bir maço kafa yapısı). Karısını kendi evladının büyümesi için bir araç olarak görür (ki bunun bir oğlan olacak ve kendi ismini taşıyacaktır). Bu kadına olan hor görüsünü, doktora eğer ikisinden birini kurtarabilecekse oğlunu kurtarıp annesini ölüme terk etmesini söylediğinde fark etmekteyiz. “Vidal’e göre dişi cinsiyeti, egemen düzen altında görünmezdir ve bu yüzden kendine ait benliği olan ve kültürel açıdan muteber bir özne olarak dışlanır.(Pastor, 397) Cani yüzbaşının karşı cinsi aşağılaması tüm filme yansıtılmıştır: Bu itibarsızlaştırmayı gösteren çok ilginç bir sahne, sanki tersi olamazmış gibi doğacak çocuğunun oğlan olacağını şiddetle  iddia ettiği zamandır. “Doktor Ferreiro Yüzbaşı Vidal’e karısının karnında taşıdığı çocuğun erkek olacağından nasıl bu kadar emin olabildiğini sorunca basitçe gülümser ve cevap verir: ‘Tepemi attırma’, sanki Doktor Ferreiro ‘Doğacak şeyin insan olacağından emin misin?’ demiş gibi.” (Pastor, 393) Vidal’in kadınlara karşı bütün nefretine damga vuran temel sahne, oğlunu zorla almak için Ofelia’yı, masum ve sevecen küçük bir kızı, soğukkanlılıkla katlettiği zamandır. Bu bölüm maçoluğun vicdansızlıkla birleşmesinin açık tasviridir. Sonuç, büsbütün dehşet verici ve alçak, kimseye ve hiçbir şeye merhamet göstermeyen, sadece kendi ismini devam ettirmek ve dünyaya bir erkeklik mirası bırakmak gibi saçma bir göreve kendini kaptırmış bir kişidir. “Pan’ın Labirenti” zekice bize bu ideolojinin nasıl tamamen bir yanılgı olduğunu göstermektedir.

Kadın karakterler, eril cinsiyetin tipik karakteristiğine karşı zafer kazanmak için kendi cinsiyetlerinin sembolik özelliklerini kullanırlar. “Kadın karakterler; sistemler ve normların çarklarında güç, tüketim, yıkım ve katılıkla tanımlanan erkek egemen dünyaya karşı mücadelelerinde yaratıcılık, cömertlik, özveri ve özgürlükle bağdaşan nitelik ve karakteristikleri ile kendilerini ortaya koyuyorlar.” (Pastor, 395) Neticede açıkça kadınlıkla özdeşleşen nitelikler galip çıkıyor: İyilik kötülüğü, hayal gücü inanmazlığı, sevgi nefreti ve benzerini yok ediyor. Bu zaferi tanımlayan zirve nokta Vidal’in öldürülme sahnesidir. “Vidal’in alabileceği en ağır ceza ölmeden önce mirasının devamı olmayacağının teminatıdır: ‘Oğluma babasının ne zaman öldüğünü söyleyin’ Bu sırada Mercedes bebeği kollarından alarak cevap verir: ‘Hayır, adını bile bilmeyecek.’” (Pastor, 398) Bu manyağın en büyük hezeyanı (babanın hayatına hayran bir şekilde onun ismini taşıyan “erkeklik mirasçısının” tarih boyu süregelişi) biraz da olsa zafer duygusu tatmamızı sağlayarak, infazcının onu öldürmesinden saniyeler önce paramparça olur. Sonuç olarak tıpkı bütün peri masallarında olduğu gibi iyilik kötülüğü alt eder.

Filmin temel önergelerinden biri de gerçekliğin aşırı derecede gaddar ve insanlıktan uzak olduğu zamanlarda hayal gücünün bir kaçış yolu olarak hayat bulmasıdır. Filmin en başından itibaren her bir düşsel yolculuğun nasıl gerçek hayatta acı bir olaya neden olduğunu fark ediyoruz.  Ofelia’nın sıkıntıları üvey babasıyla tanışması ve onunla yaşayacağının farkına varmasıyla başlar. “Yavaş yavaş Ofelia bir kaçış yolu olarak düşlemlere sığındığı ve kendi yaratısının ötesinde var olmayan bir dünyaya kaçarak onu çevreleyen bu karanlık gerçekle baş etme yolları arar.” (Fernández, 22) Küçük kızın düşlemleri  sinematografik açıdan o kadar mükemmel bir kaliteye ulaşmış ki olaylarda izleyici olarak hikayedeki prensesin başına gelenlerin gerçek olduğunu düşünüyoruz (veya öyle olsun istiyoruz). “Pan’ın Labirenti” ergin izleyici kitlesinden küçük çocukların gönlünü fetheden çocuk eserlerindekine benzer bir geri dönüt alıyor. Bu da “yetişkinler için peri masalı” konseptini daha da güçlendirmektedir. Biliyoruz ki “…bu paralel dünya sadece Ofelia’nın hayal gücünde var ama temeli gerçek. Bu dünya gördüklerinin, yaşadıklarının, düşündüklerinin, korktuklarının bir sureti; hayatıyla öyle iç içe geçiyor ki kötülükten kurtulmak için kaçamaklarla yaşıyor.(Labrador, 421) Tüm bu karmakarışıklık seyircide kasıtlı bir kafa karışıklığına yol açıyor ve filmi sahici bir masalsı labirente çeviriyor.

Filmi noktalayan düşlem (Ofelia’nın ölümü ve Yeraltı Krallığı’na geçişi), öykünün en ilgi çekici kısmıdır. Kişisel görüşüm, bu bitişin bilinçaltına yerleşen üç ana anlamı olduğu ve bizi şunlar üzerine kafa yormaya davet ettiğidir: Bize bir adalet ideali uğruna ölmenin gerçekte sonsuza kadar yaşamak anlamına geldiğini gösteriyor (daima kahramanlık ile özdeşleştirilen bir düşünce). Bize kötünün asla iyinin karşısında zafer kazanamayacağını öğretiyor.  Olaylar istediği  kadar tersini göstersin; iyi, hayali (veya çoğumuzun ölümden sonraki dünya olarak yorumladığı) bir dünyada olsa bile her zaman kötüyü alt ediyor. Son olarak bize ölümün, bu olayda bir çocuğunkinin (saflığın sembolünün) , illaki olumsuz bir şey olmadığına işaret ediyor (İspanyol sinemasında “Marcelino pan y vino” dönemlerinden beri var olan bir fikir). Verilmek istenen sübliminal mesaj açıkça hayatın ölümden sonra sona ermediği  ve bu trajik olayın aslında bir lütuf olabileceğidir, ki ben de küçük Ofelia’mıza olanın bu olduğuna inanmak istiyorum.

Bu yazı, Guillermo del Toro’nun muhteşem filmi Pan’ın Labirenti’nde elde etmek istediği  başlıca amaçları çözümleme arayışı içindedir. Aynı şekilde bu uzun metraj filmin nasıl yetişkinler için peri masalı niteliğinde olduğunu ele almış ve bu “yeni” tür ve çocuklara yönelik olanı arasındaki farklar saptanmıştır. İnsanın kötülüğü ve hayali olanınkini (ilki daha gaddar ve şeytani yansıtılarak) birbirinden ayırmak için yönetmen tarafından kullanılan stratejiler ve karşılaştırmalar gösterilmiştir. İtaatsizliği filmde kötülük ve istismar karşısında tek uygun ve şerefli tutum olarak sergileyen yaklaşım tanıtılmıştır. Filmin cinsel istismarı, başta maçoluğu ve erkek halefiyetini savunan ataerkil kafa yapısını ifşa ettiği tartışılmıştır. Son olarak eseri meydana getiren temel fikir tanımlanmıştır: Hayat dolu ve düşsel bir dünya yaratmanın insanlık dışı bir gerçeklikte yaşamanın bir sonucu olması. Bu çözümlemenin yazarının naçizane düşüncesine göre, Ofelia’nın düşlemleri (başta filmi sonlandıran olmak üzere) toplum tarafından trajik ve iç parçalayıcı kabul edilen bir vakaya, bir insanın ölümüne (bu durumda bir kız çocuğununkine) olumlu bir çehre kazandırmak için kullanılmıştır. “Pan’ın Labirenti” belirlenen her bir amacı başarılı bir şekilde yerine getirmiş ve bizi, masum bir şekilde gerçeğin bu düşler olduğu arzusuyla kaçtığımız hayaller labirentinde seve seve kaybolmaya itmiştir.

Yazar: Carlos Centurión

Çevirmen: Ece Ekmekçi

Kaynak: https://carlic4.com/2011/12/15/eludiendo-el-terror-habitando-entelequias-analisis-de-el-laberinto-del-fauno/amp/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları