İnsanlar Neden Sanat Yapar?

İnsanlar sanatla uğraşan ve onu ortaya çıkartan tek tür. Peki bu nereden geldi?

Doğada insan tecrübesinin paraleli bulunmayan bir alan da sanattır. Bir güvercin Picasso ya da bir babun Botticelli’yi düşünmek oldukça zor. Gerçekten de sadece birkaç hayvan türü kültürün başlangıcı hakkında en küçük ipuçlarına sahiptir. Kültür olmadan gerçek anlamda sanat olamaz, bildiğimiz gibi ,çünkü sanat kültürden ayrı bir şekilde var olamaz. Sanat kültürü etkiler, onu yansıtır, kültürü iletir, kültürü şekillendirir ve kültür hakkında yorumlar yapar. Biz insanların yaptığı gibi hayvanların sanatı tecrübe edebilmesinin hiçbir yolu yoktur.

İşte problem tam da burada. Elbette hayvanlar sanatı bizim deneyimlediğimiz gibi deneyimleyemiyorlar çünkü onlar bizim tecrübe ettiğimiz hiçbir şeyi biz insanlar gibi yaşamıyorlar. Ve biz de hiçbir hayvanın yaşadığı gibi şeyler yaşamıyoruz. Fakat gerçekten de sanatın ne olduğunu ve insanlarda nasıl başladığını düşünecek olursak, hayvan arkadaşlarımız arasında tomurcuklanan sanatçılar görebiliriz.

Sanat güzellikle ilgilidir

Eğer sanatı kültürel etkilerinden ayırırsak, sanatın çoğu zaman güzelliğin ifadesi ile ilgili olduğunu kabul edebiliriz. Tarih boyunca güzelliğin üretimi dışında başka hiçbir amaç olmaksızın açıkça pek çok sanat eseri yapılmıştır. Sanat eseri görülmeli ve hayran bırakmalı. Nefes kesicidir ve bizi duygusal hale getirebilir. Bu güzellik, doğayla sanat arasındaki çizdiğim ilk bağlantı. Hem doğa hem de sanat, güzellik tanımına bağlı olmaksızın güzeldir. Her ikisi de gözlerimizi kamaştırabilir ve bizi nefessiz bırakabilirler. Bize ilham verebilir ve bize bir şeylerle aramızda bir bağlantı olduğunu hissettirebilirler. Her ikisi de, üzerinde unutulmayacak bir etki bırakan duygusal bir sinire dokunabilirler. Belki de sanat ile duygu arasındaki bu bağlantı, sanatın kökeniyle ilgili bir şey ortaya çıkarmaktadır.

İlk olarak, doğal dünyada bulduğumuz güzelliğin belirli bir alt kümesini düşünelim: Güzel hayvanlar. Bir tropikal maconun eşsiz renklerinden, bir Afrika aslanının akan yelesinden, bir mandarin balığının çarpıcı özelliklerine kadar hayvanlar güzeldir. Ancak, “Güzellik görecelidir.” deyişi asla hayvan dünyasında olduğundan daha doğru olmamıştır. Birçok hayvanda gördüğümüz parlak ve gösterişli renkler, hayvanların ”dikkat çekebilmesi” için göze çarpacak şekilde evrilmişlerdir. En olağanüstü güzellikteki hayvanlar diğer hayvanların cazibesini, saygısını ya da korkusunu elde etmek için dekore edilmiştir. Her durumda, güzelliğin faydası gözlemciden aldığı tepkide bulunur. İnsan sanatı hakkında da aynı şey söylenemez mi?

Hep cinsellikle ilgili olmasa da hayvanların güzellikleri gerçekten de çoğunlukla potansiyel eşleri etkilemek ile ilgilidir. Bugüne kadar bilim adamları, tavus kuşlarının o güzel ve karmaşık kuyruklara sahip olmalarının başka bir sebebi olmadığını keşfetti. Bu kuyruklar küçük bir dekoratif süsleme değildir. Tavus kuşlarının kuyruğu vücut uzunluğunun %60’ından fazladır. O iğrenç canavarlarla bırakın uçmayı, yürümeye çalışmaları bile gerçekten de çok acınılası bir manzara.

Yine de bu kuyruk dişi tavus kuşları için fazlasıyla çekici ve böyle bir stratejisi olan tek tür tavus kuşu değil. En basiti omurgasız hayvanlardan başlayarak, renkli ve çarpıcı süslemeler eşleri çekmek için kullanılmıştır. Karmaşık görsel kalıpları bir eş bulmaktan başka bir amaç için tasarlanmamış, güzel renklendirilmiş hayvanların uzun bir listesini verebilirim ancak bunun gerekli olduğunu düşünmüyorum.

Sanat ve güzellik duygusal bir tepki uyandırıyor

Bu güzellik olarak seksilik fenomeni, insan sanatı ile derin bir biyolojik paralelliğe sahiptir çünkü o, görsel bir uyaranın bir iç duygusal halle bağlantısıdır. Çekici bir hayvan söz konusu olduğunda, dışsal fiziksel güzellik arzusu, gözlemcinin beyninde davranışsal bir darbeye dönüşür. Dişi tavus kuşları, cilveli bir erkek tavus kuşu gördüklerinde, halihazır zihinsel durumlarını etkilemesi bakımından onlar tarafından “etkilenirler”. Bunu biliyoruz çünkü bu onların davranışlarını etkiliyor ve davranışların zihinsel durumlardan kaynaklandığını varsayıyoruz. İnsanlarda güzel sanatlar tam da budur: izleyicilerin zihinsel veya duygusal durumlarını etkilemek için görsel bir teşvik uygularlar.

Sanat, geçmiş olayların veya duyguların hatırlanmasına neden oluyor

Kuşkusuz, insanlardaki sanat ve güzellik sadece cinsel çekiciliğin ötesinde bir şey. Sanatın etkinliği, sanatçı ile izleyici arasında ortak olan bilgi ve deneyimle ilgili bazı temel varsayımlara bağlı. Andy Warhol’un Campbell’s Soup Cans’ının Doğu Afrika’daki ilkel kabilelere etkisi çok az olacak. Sanat, gözlemcinin beynindeki belirli depolanmış anıları ve çağrıştırmaları kullanır. Burada insanlardaki sanatın kökeni konusundaki ikinci ipucumuz bulunmakta: geçmiş olayların ve duyguların görsel olarak geri çağrılması.

İnsan beyni son milyon yılda daha sofistike hale geldiğinden, kapsamlı ayrıntıları hatıralar olarak depolayabilir hale geldik, ki bu davranışlarımız daha ayrıntılı hale geldikçe kullanışlı bir beceri haline geldi.İnsansı çeşitli türlerin hepsinde görülen avlayıcı-toplayıcı yaşam biçimi kapsamlı bir görsel hafıza gerektiriyordu. Başka nasıl örgütlü bir şeklide grupça ava çıkmayı, basit araç gereçleri tasarlamayı ve Afrika savanasındaki büyük avın göç örüntülerini çözümlemeyi başarabilirlerdi? Bu karmaşık beceriler, mevcut görsel ipuçlarının geçmiş tecrübelerle hesaplamalarla  ve tahmin yürüterek karşılaştırılmasını gerektirir. Burada bahsettiğimiz şey örüntü tanımadır.

Yine de, maymunlarda başlayan ve insanımsılarda zirveye çıkan araçları yapma ve kullanma becerisi, büyük miktarda görsel ve dokunsal hafıza gerektirir. Tam modern Homo Sapienler araçları gittikçe karmaşık hale getirmeye başladıkça kendimizi aniden anılarımızı ilkel boya araçlarıyla tasvir etme yeteneğiyle bulduk. Yeni keşfedilen bilişsel yeteneklerimizle, etkileyici hafıza hatırlama ve sonunda araçlarımız ile, atalarımız tarafından üretilen ilk sanatın, muhtemelen tüm bilişsel yeteneklerimizi ilk sıralarda toplayan konuyu tasvir etmesi şaşırtıcı değildir: Av.

Mağara tabloları, antropologların ve sanat tarihçilerinin gerçekten sanat olduğunu kabul ettikleri en eski eserlerdir, ancak yaratılmış oldukları topluluklarda işlevleri kolaylaştırmadıklarına inanmakta zorlanıyorum. Bütün gün bu işlevlerin neler olabileceği konusunda spekülasyon yapabiliriz, ancak esas nokta, görsel bir sunum yaratabilmenin faydalarının hemen fark edildiğidir. Ayrıca mağara tablolarının görsel sunumlarda ilk defa yapılan girişimlerden olduğuna dair şüphelerim de yok değil. Onlar sadece uzun yıllarca hayatta kalmayı bırakanlardı.

İletişim ve eğitimde sanat yardımları

Büyük atılım sırasında Homo Sapiens’in dilleri gelişirken, insanlar yaptıkları aletleri, buldukları gıdaları ve ustalaştıkları becerilerini birbirlerine öğretmeye başladılar. Bu eğitim kavramının başlangıcıydı. Paleolotik çağın eğitiminin, bugünkü eğitim gibi görsellerden faydalanmadığını düşünemiyorum. Çöpleri süpürgeye sürükleyerek yapılan kaba çizimler de olsa, taş “tuvallerde” çizili daha detaylı temsiller de olsa, ben eminim ki çizimler dile (veya jestlere) başından beri eşlik ediyor. Bir kez daha ana özellik, hafıza geri çağırma veya görsel anlayışa neden olmak için görsel sunumları kullanma becerisiydi. Bir şeyler çizerek, ilkel bir insan başka bir insana bir şeyleri hatırlatabilir.

Çeşitli biçimlerdeki çizim, resim ve diğer görsel tasvirler neredeyse kesinlikle ilk insanlar arasında iletişim ve eğitimi kolaylaştırdı. Bu kadarı çok açık gözüküyor. Ek olarak, ilk insanların problem çözme ve hesaplama çabaları için sanatsal tasvirlerin yenilikçiliğini kullanmış olması muhtemel görünüyor. Biliş gelişmeye devam ettikçe, bilincin ve içgözlülüğün bugün bildiğimiz haline evrildi.

Görsel sanatlar muhtemelen yol boyunca bizimle birlikte olup, büyük beyinlerimizde somutlaşmaya başlamış olan karmaşık düşünceleri ifade etme biçimi sağlamaya yardımcı oldu. Gerçekten de, sanatın takdir edilmesi ve anlaşılması, insan beyninin en üst düzey işlevleri arasındadır.

Bu nedenlerden dolayı sanatsal ifade ve sanata verilen tepkilerin, ilk insanlarda daha yüksek bilişsel işlevlerle el ele geliştiğine inanma eğilimindeyim. İç tecrübemizin yeni zenginliğinin yaratıcı dışa ifade biçiminde de ortaya çıkması doğaldır. Buna karşılık,  iç tecrübenin sanat yoluyla iletimi, alıcı gözlemciler bulur ve sonra sanat fenomeni kültürel kökleşmeye başlar.

Ayrıca, sanatsal yeteneklerin sonunda kültürümüzden genlerimize aktarıldığını düşünüyorum. Sonuçta, bir ya da iki milyon yıllık doğal seleksiyon sırasında sanatsal yetenek, sahip olduğu insanlara bir miktar avantaj sağlamış olabilir. Bu avantaj, avda bir lider olarak artan sosyal duruş, çok yönlü bir beceri öğretmeni şeklinde olabilir. Sosyal yapıdaki herhangi özel bir yer, üreme başarısı oranlarının artması anlamına gelir. İnsanlığın sanatçı ve sanat meraklısı bir tür haline bu şekilde geldiğinden şüpheleniyorum.

Diğer hayvanlar sanat yapar mı?

İnsanlık sanatsal görüntüler üretme eğilimini geliştirdikten sonra, bunun gelişmesi için bol miktarda biyolojik alan ve bunun tercih edilmesi için bolca sebep vardı , ancak ilk etapta nasıl ortaya çıkmış olabilir? Elbette sanat üretimi davranışı tekil bir mutasyona kadar izlenemez. Sanatın ortaya çıkmasına izin veren hangi öncüller olabilirdi? Hayvanların sanat dolu sayılabilir bir şeyler yaptığına dair herhangi bir örnek var mı?

Şu an çizimleri yüzlerce dolar eden Siri adlı bir Hintli sanatçı var. Harper’s Weekly’den Los Angeles Times’a yayımlanan makalelerde kendisinden yoğun bir şekilde bahsedilmiş. Çalışmaları, peyzajlar ve portre fotoğrafları da dahil olmak üzere, soyut resim sanatından çok resmeden temsilciliğe kadar uzanır. Tabii ki, bu beceriyi geliştirmek için uzun yıllar çalıştı, ancak şimdi yalnızca birkaç dakika içinde bir tablo doldurabilir. Siri elli yaşında bir Asya Fili.

Siri yalnız değil. Siri harici onlarca file resim çizme öğretildi. Bu fillerin kendi gövdesine fırça tutarak ürettiği sanat gerçekten etkileyici. Kesinlikle üretebileceğim her şeyden daha iyi. Bu fillerin gerçekten yaptığı şeyin sanat üretmek ya da sadece eğitildikleri bir görevi tekrarlamak olduğu ateşli bir tartışma konusu. O karanlık sulara girmeyi düşünmüyorum. Daha ziyade, burada resim çizen fillerden sadece sanat üretmek için gerekli olan teknik becerinin kesinlikle insanlara özgü olmadığını belirtmek için bahsediyorum. Bu eğitilmiş resim çizen filler görsel bir uyarıcıyı alıp, kendilerine yeni olanları bile, öğrendikleri sanatsal tekniklerle yeniden canlandırabilirler. En azından temel anlamda renk, perspektif ve orantıyı takdir ediyorlar. Bu fillerin Cézanne olduğunu söylemiyorum, ancak Nathan H. Lents’den daha iyi oldukları çok açık.

Orangutanlar, şempanzeler ve goriller gibi bize daha yakın türlere çizme ve boyama öğretildi. Filler gibi bazıları da oldukça iyi. Fillerden farklı olarak, bu primatların sanat yapmaktan gerçekten zevk aldığı ve ödül olmadan kendiliklerinden ve kendi uğurlarına yapabilecekleri şüphesiz. Bazen yaptıkları sanata oldukça bağlanıyorlar ve onları aktif olarak kimseye göstermiyorlar.

Benim için ilginç olmasına rağmen, şempanze bilinciyle ilgili olarak bu sanat yapıtının aslında söylediği şeyleri bir kez daha tartışmak istemiyorum. Buradaki argümanım özetle bu büyük maymunların hepsinin görsel sunumlar oluşturma kabiliyetine fiziki olarak sahip olmaları, sanat yaparken eğlendikleri ve ürettikleri sanatın kendileri için bir anlam ifade ettiğidir. Tüm bu yetenek ve özellikler açıkça ilk insanlarda ve atalarında mevcuttu.

Bu yüzden, ilk insanlar ölmekte olan bir yangınla loşça yanan mağara duvarına baktığında ve bir tuval gördüğünde bu o kadar da büyük bir sıçrama değildi.

Yazar: Nathan H. Lents, Ph.D.

Çevirmen: Dilan Derdiyok

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/blog/beastly-behavior/201709/why-do-humans-make-art

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları