James Connolly: Sosyalizm ve İrlanda Bağımsızlık Mücadelesi

James Connolly sosyalistlerin İrlanda bağımsızlığını desteklemeleri konusunda ısrarcıydı ama Phil Chilton, eğer bu gerçek bir kurtuluşsa asıl o çalışanların bu kavgaya liderlik etmesi gerektiğini belirtiyor. 1997’de İrlanda Cumhuriyet ordusu ve Britanya ordusu arasındaki ateşkesin takip ettiği barış sürecine rağmen, Kuzey İrlanda tutucu politikalar tarafından hükmedilmeyi sürdürmekte.

Mezhep bölünmeleri nerede yaşadığınızı ve nerede okula gittiğinizi etkiler.

Şu an Belfast’da işçi sınıfına sadıkları cumhuriyetçi kısımdan ayıran ve çoğu ateşkesten sonra inşa edilen 88 sözde “barış duvarı” vardır. Bugün Protestan ve Katolik halkları bölen duvarlar, 1960’ların sonlarında başlayıp silahlı çatışma dönemi olan ‘’Belalı Dönem ‘’de olduğundan daha fazladır. Kuzey İrlanda’daki sosyal konutlandırma arsalarının %90’ı ayrılmıştır.

Liderlik eden kişiler, gerilla savaşçılarından Sinn Fein’deki ana akım politikacılarına evrildiler ve bugün İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun eski komutanı Martin McGuinness, eski can düşmanı Demokratik Birlik Partisi lideri Peter Robinson ile Kuzey İrlanda Meclisi’nde yan yana oturuyor. Ama bütçe ve işten çıkarmalarla ilgili neo-liberal bir gündemi uygulamak için birleşmiş durumdalar.

Bu sırada güneyde, 1990’larda Avrupa neo-liberalizminin başarı hikayesi olması gereken Kelt Kaplanı hamlesi, iş ve sendika haklarında düşüşlere ve saldırılara dayanamıyor.

James Connolly (1868-1916), kurtuluş için sosyal, ekonomik ve ulusal olarak açık bir şekilde destek vermiş sosyalist bir devrimciydi.

İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesinin sonucunu görebilecek kadar yaşamamış olsa bile; İrlanda’yı, İngiltere’ye bağlı gerici kuzey devleti ve dar görüşlülükle, kapitalizmle sarmalanmış ve bağımsızlık elde etmeye çalışan güney cumhuriyeti şeklinde bölmenin tehlikeleri konusunda uyarılarını yapmıştı. Connolly 94 yıl önce ölmüş olmasına rağmen, fikirleri bugün hala sosyalistler için öneme sahiptir.

Ulusal Kurtuluş ve Sosyalizm

İrlanda emperyalizm tarafından şekillendirilmiş bir ülkedir. Yüzlerce yıl boyunca İrlandalı insanlar, Britanya sömürge hakimiyetine karşı mücadele etmişlerdir. İrlanda’nın en önde gelen Marksistlerinden James Connolly, büyük bir kısmının yerli İrlandalılar üzerindeki hakimiyetine karşı yürütülen durmak bilmez savaşlara sahne olarak geçtiği son 700 yıl boyunca İrlanda’nın siyasi olarak İngiltere’nin kontrolü altında olduğunu belirtti.

20. yüzyılın sonlarında Connolly, Birleşik Krallık ve İrlanda’daki Marksistler arasında eşsizdi. Kendisinin İrlanda Cumhuriyetçi Sosyalist Parti bildirisi açıkça beyan etti ki, İrlanda’da ki iki devrimci düşünce akımı olan sosyalistler ve ulusalcılar aslında düşman değil birliklerdi.

Ulusal kurtuluşun sosyalizm ile ilişkilenmesi yenilikçi teorik bir adımdı. En kötü ihtimalle, o sıralar pek çok Marksist ulusal bağımsızlık için mücadeleyi dikkat dağıtıcı ve  ileri sanayileşmiş uluslar sosyalist devrimi gerçekleştirdiklerinde ilgilenilmesi gereken bir problem olarak görüyorlardı. En iyi ihtimalleyse, İngiliz Marksistler İrlanda’ya İngiliz tacının otoritesi altında yetkileri sıkı bir şekilde kısıtlanmış olan bağımlı ikincil bir yasama meclisi sağlayacak İrlanda özerk yönetimi için parlamenter kampanyayı desteklediler.

Connolly’nin orijinalliği İrlanda işçi sınıfını sıkı bir şekilde ulusal kurtuluş mücadelesinin öncülüğüne yerleştirmesidir. Connolly şöyle ifade etmiştir: “İrlanda işçi sınıfı kendisini kurtarmalıdır ve kendisini kurtarırken kendi ülkesini de özgürleştirmelidir”. Connolly’nin öngördüğü bağımsız İrlanda sadece İngiliz emperyalizminin ayak bağlarından değil, aynı zamanda kapitalizmin sömürücü ilişkilerinden de kurtulmuş bir İrlanda’ydı.

“Yarın İngiliz ordusunu ortadan kaldırsanız ve yeşil bayrağı Dublin Kalesi üzerine çekseniz bile, Sosyalist Cumhuriyet örgütü için işe koyulmadığınız sürece çabalarınızın hepsi boşa gidecektir. İngiltere hala sizi yönetecektir. Kapitalistleriyle, toprak sahipleriyle, finansçılarıyla, bu ülkeye ekip annelerimizin gözyaşları ve şehitlerimizin kanı ile suladığı ticari düzeni ve bireyci kuruluşlarıyla sizi yönetecektir.”

Ama Connolly’nin yakındığı sadece İngiliz kapitalistler değildi. İrlandalı kapitalistler de öfkesine maruz kaldılar.

“Ama kimdi bu İrlandalılar? Dudaklarında vatanseverlik sözleriyle ve ceplerinde kan ter içindeki İrlandalı emekçilerden aşırma tortop edilmiş bir bez ile temettü peşinde bir kaitalist mi; tüm sınıfların en ahlaksızı, entrikacı bir avukat mı; ülkede haksız yere fazla kira aldığını inkar eden ve bunu kasabalarda da uygulayan kenar mahalle emlak sahibi mi; İrlanda siyasetine egemen olan bu topluluklardan biri mi? Yoksa daha ziyade özgür bir ulusun üzerinde şaha kalkabileceği yegane güvenilir temel olan İrlanda işçi sınıfı mı?

İrlanda’nın gerçek özgürlüğü yalnızca işçilerin hareketleriyle kazanılabilirdi ve ulusal kurtuluş sadece İngiliz kapitalistleri değil ayrıca İrlandalı sömürgecileri de ortadan kaldırabilirdi. Bu nedenle ulusal kurtuluş ayrılamaz bir şekilde sosyal özgürlükle bağlantılıydı.

Sendikacılık

1903 ve 1910 yılları arasında Connolly, Amerika Birleşik Devletleri’nde bir süre vakit geçirdi. Çalışma yerindeki, bütün çalışanları kapsayan ve “One Big Union” tarafından rehberlik edilen saldırgan endüstri hareketinin kapitalizmin ölüm çanı olacağına inanarak sendikacı politika işine kalkıştı. Sendikacılık (ya da bazen böyle bilindiği üzere endüstriyel birleşme/sendikacılık), işçi sınıfını devrimsel bir değişiklik için anahtar etken olarak gördü. Connolly sendikacılığı politik bir bilim savaşı olarak adlandırdı.

Ani grevler ve dayanışma devrimci işçilerin insiyatifi ele alma yöntemini oluşturacaktır. “Birinin çıkarları herkesin çıkarıdır ve … kapitalist sınıftan bir toplulukla yapılan sözleşmeyi saymamak, bizim herhangi bir  topluluğumuzu bahsi geçen topluluklar kapitalist düşmanca tehlike altındayken tez harekete geçerek öteki toplulukları koruma görevinden alıkoymaz.” Fikre göre işçi sınıfı derece derece endüstrinin kontrolünü elde edecekti ve böylelikle toplumu şekillendirecekti: ‘’Sendikalaşmanın bu prensibinin ışığında, sendika çatısı altında kurulan her türlü yeni dükkan ve fabrika kapitalist sınıf egemenliği tarafından kapısına kilit vurulmuş ve işçiler için tutulan devrimin askerleri ile donanmış bir kaledir.’’

Connolly 1910’da İrlanda’ya geri döndüğünde bu devrimci politika tarzını da yanında getirmiş oldu.

Connolly, İrlanda’nın kendi “One Big Union”ı olabilecek Belfast organizatörü olan ITGWU (İrlanda Ulaşım ve Genel Hizmetler İşçileri Sendikası)’ya hızlı bir şekilde dahil oldu. ITGWU, endüstriyel saldırganlıkları nedeniyle İrlanda’nın başındaki kişiler tarafından nefret edilir durumdaydı. Örneğin ITGWU’nun oluşumundan önce 1907’de Belfast’taki bir toplu işten çıkarma girişimi, böylelikle protestan ve katolik işçileri biraraya getiren, dok işçilerinin ve arabacıların eylemi ile karşı karşıya kalıştır.

1913 ‘te gazete baronu, tramvay şirketi sahibi, İrlanda’nın en zengin adamlarından ve ITGWU’yu parçalamaya kararlı biri olan William Martin Murphy işçilerini işten çıkarttı. Murphy tarafından teşvik  edilen Dublin’in diğer patronları da işçilerinin sendika üyeliklerini geri çevirmelerini isteyerek bu karşı eyleme katıldılar. Dublin işten çıkarma eylemi, 20000 işçiyi kapsayan acı bir şekilde savaşılan  bir endüstriyel mücadeleydi. Polis ve işçiler araşında şiddetli çatışmalar çıktı. Bir olayda metropolitan polisi gösteri yapan işçilere copla saldırarak ikisini öldürdü. Buna karşılık olarak işçi hareketi grevcileri korumak için İrlanda Yurttaşlar Ordusu (ICA) denilen bir milis kuvvet oluşturdu. Binlerce İngiliz tren yolu işçisi grevdekileri desteklemek için greve gitti fakat İngiliz TUC tüm resmi desteğini geri çekti ve İrlandalı işçiler sonunda yenik düştüler. Yenilgi Connolly’nin sendikalist politik stratejisine büyük bir darbeydi ve ITGWU’nun toparlanması yıllar aldı.

Dünya Savaşı

“Eğer bize vurursanız, bizi hapse atarsanız ya da öldürürseniz; biz yine de size karşı gelecek bir ruhun varlığını hissettireceğiz ve belki de sizi yok edecek bir güç yetiştireceğiz.

“Size karşı koyuyoruz! Elinizden geleni ardınıza koymayın!”

(James Connolly – savaş zamanı baskılanmış başmakalesi, 1914)

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Connolly, karşı gelip direnen azınlıktaki Avrupalı sosyalistlerden biriydi. Ama işten çıkarma ITGWU’yu mahvetti ve 1914, eski haline döndürmek için sadece başlangıçtı. Connolly, Avrupa ve Birleşik Krallık’taki sosyalist partilerin tek tek kendi uluslarının savaş çabalarını desteklemelerinin ihanetiyle umutsuzluğa kapıldı.

Emperyalizme karşı bir atak yapmak konusunda umutsuz bir şekilde, İngiltere’nin savaşla ilgili olan endişelerinden yararlanmak için bir isyan planlayan İrlandalı cumhuriyetçilere karşı ilgisi git gide artıyordu.

1916 yılında Connolly, İrlanda Cumhuriyetçiler ile Paskalya Ayaklanması’na katıldı. Ayaklanma çok zayıf bir şekilde organize edilmişti ve İrlanda Yurttaş Ordusu’nun tamamıyla sadece 1000 kadar isyancı vardı. Connolly tarafından liderlik edilen ayaklanma İngiliz garnizonuyla yüzleşme şeklinde sonuç verdi. Dublin’in merkezini bir hafta ellerinde tuttuktan sonra kaçınılmaz bir şekilde teslim olup İrlanda Cumhuriyeti’ni beyan ettiler.

İsyancıların on dördü İngilizler tarafından idam edildi. Kangren yarası yüzünden direnememesiyle birlikte Connolly, 12 Mayıs 1916’da vuruldu. İdam İngiliz askerleri tarafından gerçekleştirildi ama toplu işten çıkarma sırasında Connolly’nin İrlandalı kapitalist muhalifi William Martin Murphy, Collony’nin İngiliz emperyalizmi gibi İrlandalı kapitalistlerin de düşman olduğu incelemesini gaddarca doğrulayacak bir biçimde onun ölümü üzerine kahkahalar attı. Connolly’nin Paskalya Ayaklanması’na katılımı, onun politikasına dair yorumları da renklendirdi. Britanya’ya karşı olan Bağımsızlık Savaşı (1919-1921) sırasında İrlandalı ulusalcılar, Marksist politikalarını ve işçi sınıfı üzerinde olan önemli rolünü unutarak Connolly’nin anısını hatırlattılar.

Connolly’yi İrlanda işçi sınıfına lider olarak getirenlerin, işçileri özgürlük mücadelesinin başına getirmeye hiç niyetleri yoktu. İngiliz emperyalizmine karşı olan gerilla savaşçılarının çoğu işçi olmasına rağmen işçi sınıfı, hiçbir zaman ulusal özgürlük savaşı için seferber olmamıştı.  

1970’lerin başlarında İrlanda cumhuriyetçiliği, Kuzey İrlanda silahlı mücadele politik stratejisini tekrar canlandıracak, yine Connolly’yi anarak ve yine İrlanda işçi sınıfını seferber etmekte başarısız olarak…

1922 de Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra güney İrlanda’daki 26 idari bölge belli bir ölçüde bağımsızlık kazandı. Bununla beraber kuzeydoğudaki 6 bölge Britanya ile birliğini korudu. Ülkenin bölünmesinin kökeninde İrlanda ve İngiliz kapitalizminin farklı çıkarları vardı. Daha sanayileşmiş olan kuzeydoğu  Belfast’ın gemi tersanelerine ve mamul mallarına pazar sağlayan Britanya İmparatorluğuna sıkı bir şekilde bağlıydı. Güney İrlanda kapitalistleri acemi girişimlerini İngiliz endüstrisinin rekabetinden koruyacak bir himaye rejimini tercih ettiler. Bununla beraber hem kuzey hem de güney amaçları üzerinde işçi sınıfının desteğini güçlendirmek için dini ön yargıları kullandılar. Güneyde ulusalcı retorik geleneksel olarak güçlü bir Katolik sembolizm ile doldurulmuştu. Protestanların çoğunluk olduğu kuzeydoğuda İngiliz yanlısı yönetici elit “Protestan Özgürlüğü”, Katolik kilisesinin otoriter yönetiminden koruduğunu iddia ediyordu. İrlanda 1922’de bölündüğünde iki sekter devler ortaya çıktı. Kuzey İrlanda’da ilk başbakanının sözleriyle “bir Protestan parlamento ve bir Protestan devlet” vardı. Yeni oluşan güney rejiminde ise Katolik kilise büyük ölçüde etkiliydi. 1948’de göreve yeni gelen bir güney hükümeti Papa’ya “yüce kişiliğinize bağlılık ve aynı zamanda tüm çalışmalarımızda İsa’nın öğretisinin rehberlik etmek kesin kararımız” şeklinde ona taahhüt eden bir telgraf gönderecek kadar ileri gidebilmişti.

Connolly İrlanda’nın bölünmesinden önce katledilmişti fakat bölünmenin “hem Güney hem de Kuzey’de çılgın bir tepkiye sebep olacağına, ilerleme çarklarını geriye saracağına, ileriki İrlandalı İşçi Hareketi’ni yok edeceğine ve süregelirken her türlü ileri düzey hareketi sekteye uğratacağına” dair uyardı.

Maalesef ki Connolly haklıydı. Güney İrlanda Cumhuriyeti’nde ödlek İşçi Partisi ulusalcılarla koalisyon olmaksızın hükümete giremedi. 1995’e kadar boşanma yasaktı, 1979’a kadar doğum kontrolü yasa dışıydı ve kürtaj annenin hayatını tehlikeye atmadığı sürece hala yasa dışı. Kuzey İrlanda, seçimlerde hileyle gelen ve tek parti kuralını getiren (İngiltereyle birliğe sadık Birlikçi Parti) bağnaz bir devlet tarafından kuruldu. Kuzeydeki Katolik azınlık açık bir şekilde ayrımcılığa uğradı.

Sonuç olarak 1960’ların sonlarında bir medeni haklar kampanyası patlak verdi. Kuzey İrlanda’nın kaba tavrı, Geçici İrlanda Cumhuriyet ordusu, İngiliz ordusu ve yarı askeri ölüm mangaları arasında 30 yıllık bir iç savaşa sebep oldu.

Kuzey İrlanda’daki çatışma, müzakere sonucu ortaya çıkan bir “barış anlaşması” ile artık büyük ölçüde bir sonuca bağlanmıştı ama tüm bu katliam için gönderilen şey, iki tarafın da sıradan işçi sınıfını, protestanları ve maddi durumu daha kötü olan katolikleri tanıyacağı bir neo liberal gündem üzerinde anlaştığı bir Kuzey İrlanda meclisiydi. İşte bu Connolly’nin uyarıda bulunduğu şeydi. Bölünme ve mezhepçilik işçi sınıfının sert bir darbe vurdu ve esaslıca ilerleyen her türlü sınıf temelli perspektifi sekteye uğrattı.

Connolly’nin Marksizm’i de tam olarak sorunsuz değildi. Sendikacı politikaları onun, “One Big Union” dışında ve devrimci bir organizasyona olan ihtiyacı hafife almasına sebep oldu. ITGWU’nun parçalanışı ve Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından, işçi sınıfının kitle hareketi için olan silahlı eylemde küçük bir topluluğun yerine geçen ulusalcı politikalara çaresizce teslim oldu.

Buna rağmen Connolly fikirleri hala yankı yapan bir devrimcidir. Emperyalizme karşı olan mücadele ve sosyal özgürlük arasında bir bağlantı oluşturmuştur ve bu bağlantı bugün de hala güncelliğini sürdüren ve sadece İrlanda ile de sınırlı kalmamış bir bağlantıdır. Connolly, özgürlük için işçi sınıfını kendi kaderlerinin tam merkezine koymuş kararlı bir savaşçıydı. Ve Connolly çok iyi biliyordu ki kapitalist sınıf yırtıcı bir hayvandı; ahlaki açıdan değerlendirilemez, değiştirilemez ya da yatıştırılamazdı ama kesinlikle kökünden sökülüp yok edilmeliydi.   

 

Çeviri: Betül Çöygün ve Ece Ekmekçi

Kaynak: https://www.solidarity.net.au/marxist-theory/james-connolly%E2%80%94socialism-and-the-struggle-for-irish-independence/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları