John Butler Yeats: Bir Ressam

‘Babam hayata Rafael öncesi sanat görüşlü bir ressam olarak başladı; otuzundan sonra ise geçici Fransız sanat etkisinde kaldı. Her seferinde tablonun tek bir köşesiyle uğraşmak yerine her şeyi canlı kıldı, her bir ayrıntıyı birbirine bağımlı bıraktı ve zavallı bir adam olarak ölüme mahkum kaldı.’ –W. B. Yeats, Otobiyografi

JOHN BUTLER YEATS, W. B. YEATS PORTRESİ

Topluma böylesine mâl olmuş çocukları sebebiyle John Butler Yeats’in bir sanatçı olarak başarıları sıklıkla göz ardı edildi. Yalnızca ona özel olan bir sergi ölümünden 50 yıl sonra 1972’de İrlanda Ulusal Sanat Galerisinde düzenlendi ve o zamandan beri sergileri bir elin parmaklarını geçmedi. Burada sergilenen yağlı boyadan hatrı sayılır sayıda karalamalardan oluşan koleksiyon böylelikle bize  JBY’nin becerisini başta bir portre sanatçısı olarak, sonra da bir ressam olarak değerlendirme imkanı sunuyor. Çalışmaları ayrıca Yeats’in aile hayatına göz atmamızı sağlıyor; çocuklarının küçüklükten yetişkinliğe geçiş aşamalarına göz atmamızı sağlarken aileyle ilişkisi olan ve birlikte İrlanda’daki edebi uyanış hareketinde rol almış sanatçılar, şairler, aktörler ve aydınları da yansıtıyor.

JBY hiçbir zaman halkça tanınma heveslisi biri olmadı ve sanat kariyerinin ün kazanması ancak hayatının son döneminde gerçekleşti. Kendi reklamını yapma onun olayı değildi; ölmeden önce tanıklık ettiği tek sergisi başka bir sanatçı tarafından ayarlanmıştı ve bu sergiyi bile başka bir ressamla paylaştı. İsminin ünlenmemesinin kişiliğinden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Biyografisinin yazarı William Murphy’nin dediği gibi; ‘temsilciye ihtiyacı olan bir sanatçı varsa o da John Butler Yeats idi. Organizasyon için yeteneği olmaması ve ticarete kafasının basmamasıyla birlikte dostlarının yardım tekliflerini reddedip inatla kendi bildiğini yaptı.’ (‘Sanatçı Ve Adam’. John Butler Yeat’in çizimleri s. 1987. S.11)

JOHN BUTLER YEATS, GEORGE RUSSELL PORTRESİ

JBY’nin sorunu onun müthiş ama dalgın bir akla sahip, birden fazla yeteneği olan bir insan olmasıydı. Sanatçı kişiliğinin yanında ayrıca yetenekli bir yazar, düşünür ve konuşmacıydı. Sanat idealini yüceltti ve her şeyden üstte tuttu. Bundan dolayı gözünde sanat o kadar yüceydi ki hiçbir zaman başarılı olamayacağını düşündü ve yeteneklerine olan şüphesinin azizliğine uğradı. Dahası, bir sanatçı olarak sanattan kar elde etmeye fazlasıyla karşıydı. Chicago’dan Alexander Sullivan, New York’taki JBY’yi ziyareti sırasında onun ‘sanat ve sanatın vazifesi’ üzerine konuşmasını duydu. Bayan Sullivan sert bir şekilde karşılık verdi: ‘Bayım, patronlarınız size işinizi değil, komisyonunuzu göz önünde bulundurmanızı söyler.’

(W. Murphy.Prodigal Father: The life of John Butler Yeats. 1978. P.136)

JYB’nin sanat kariyeri 1860’larda başladı. Ansızın, gelecek vadeden bir meslek olan avukatlığı bırakıp kendini sanat üzerine kurulu bir hayata adamaya karar verdiğinde ailesini ve bilhassa yeni eşi Susan’ı şaşkınlığa uğrattı. Mesleği süresince zaten mahkeme salonlarında zamanını bir şeyler karalayarak geçirirdi. İki çocuğu Willie (William Butler Yeats) ve Lily’yi (Susan Mary Yeats) yanına alarak Dublin’den ayrıldı ve Londra’ya yerleşerek Heatherley Sanat okuluna kayıt oldu. Kariyerinin erken zamanları, Pippa Passes gibi çalışmalarında görüldüğü gibi Rafael öncesi sanat görüşüyle dikkat çekti. Çocuklarını resmettiği ilk karalamaları Dante Gabriel Rossetti’nin eğrili yumuşaklığına dair izleri gözler önüne serdi. Hatta bir sefer, Rossetti JBY’nin çalışmalarına olan ilgisini ifade etti ve onu yanına bir ziyarete davet etti. Fakat JBY her zamanki güvensizliğiyle teklifi reddetti. Böyle bir bağlantının bir sanatçıya Londra’da yer edinmek için ne kadar fayda sağlayacağı aşikardı oysa ki. JBY daha sonrasında şöyle dedi: ‘Rossetti’nin çalışmalarına hayranlık duyuyordum ve keşke ziyaretimi kendi çalışmalarımı daha iyi bulacağım bir döneme erteleseydim.’ (Murphy. op. cit., p.76).

JOHN BUTLER YEATS, ÜÇ KADIN ÇİZİMİ

1870’lerin başında JBY, kendine daha direkt ve natüralist bir yaklaşım tanıtan ve onu kendi deyimiyle Rossetti’nin “duyumsal” dünyasından uzaklaştırmaya iten Edward Poynter’ın yönettiği Slade Sanat Okuluna gitti. Çalışmalarına devam ettikçe en önemli yeteneğinin muhabbetten, entelektüel keşiflerden ve insan doğasından zevk alan biri için mükemmel yönelim olan portre ressamlığı olduğunu anladı.

JBY 1870’ler boyunca George Frederick Watts’ın portrelerine, özellikle de onun dönemin ünlü Viktoryenlerini resmettiği  Hall of Fame serisine güçlü bir  ilgi duymaya başladı. Watts’ın portrelerine ilgi duyması normaldi çünkü kendisi de 1903’te Hugh Lane tarafından İrlanda’nın öne çıkan kültürel figürlerini çizmekle görevlendirildiğinde şu anda büyük oranda NGI’da yer alan benzer bir seriye girişmişti. Kendisi en çok bu çalışması ve John O’leary, George Russel, George Moore ve Maire Nic Shiubhlaigh tarafından beğenilen portreleriyle tanınmakta. Yazar Susan Mitchell 1918’de New Ireland’da kaleme aldığı yazısında Yeats’in karşında olmanın nasıl bir his olduğunu mükemmel bir şekilde anlatmıştır. ‘Modelleriyle genellikle monolojik konuşmalar yapar, tuvalinin üstünde gezintiye çıkarak resmine yön verirdi… Bir kaleye hücum eder gibi heyecanla dokunuşlar bırakır, aynı istekle geri çekilirdi… Her an büyüleyici bir şekilde konuşur, tüm benliğini fırça darbelerinin içine katardı.’

JOHN BUTLER YEATS, DÖRT KARALAMA DEFTERİ, NEW YORK, 1908-1913

JBY’nin portrelerinin bu kadar başarılı olmasının sırrı modelin ruhuna doğru bir arayış ve anlayıştan doğan aşinalık hissidir. JYB, ‘En başarılı portreler çizer ve model arasındaki arkadaşlık ilişkisinden doğar.’  demiştir ve bu görüş portrelerinin yol gösterici ilkesidir. Bunun en rahatlıkla hissedilebildiği çalışmaları sürekli ailesini ve arkadaşlarını çizdiği karakalem eskizleridir. Her birinden müthiş bir hassasiyet ve samimiyet yayılmaktadır. JBY en çok kalemiyle rahat ederdi ve bu yüzden de eskiz aşamasından büyük zevk alırdı. ‘Eskiz bir insanı en iyi fotoğrafın yapabileceğinden daha iyi yansıtır, bu yüzden de çok daha iyidir. Sonuçta bize olanları olduğu gibi iletmez, yorum yapar. Çizime bakan kişi kalem ya da fırçanın tutuluş şeklinden modelin nasıl bir insan olduğuna dair bilgi edinir. Sanatçı bunu pek farkında olmadan yapar, zaten öteki türlü olsaydı doğru yapılamazdı.’ (JBY quoted in Murphy, op. cit., p.204)

JBY’nin Whistler’ın çalışmalarıyla karşılaşmış olması da olasıdır, bunu 1860’lardan itibaren kuru kazı dağlama tekniğiyle çizdiği bireysel kadın resimlerinden anlayabiliriz. Satışa sunulan çalışmalarından içinde; yaslanan, oturan, uyuyan ya da kitap okuyan

tekil kadın eskizleri bunun en iyi örneğidir. Çizimler Whistler’in dağlamalarıyla bağlantı gösterir ve kendinden emin bir hat oluşturur; emin ve manalı.

 

JOHN BUTLER YEATS, OTOPORTRE, NEW YORK.

20. yüzyılın gelişiyle JBY Londra’dan Dublin’e döndü. Artık altmışlı yaşlarının başında, 1901’de Sarah Purser’in organize etmiş olduğu Nathaniel Hone ile paylaştığı sergi sayesinde üne kavuşmuştu. O her zaman kişiliği sayesinde öne çıkan bir figür oldu, çağdaşlar ve sanatçılar etrafında pervane oluyorlardı. O zamana kadar çocukları Dublin sanat kültüründe kendilerini kanıtlıyordu: Willy şiir ve The Abby Tiyatrosu ile, Lilly and Lolly Dun Emer ve sonrasında Cuala yayınevi ile, Jack ise illüstrasyonları ve tablolarıyla ilgileniyordu. Her şeyle ilgilenen ve çağırıldığında aktif şekilde görev alan hep JBY idi. Yine de JBY hiçbir zaman elindekiyle yetinmek istemez, hiç vakit kaybetmeden yapacak başka bir iş arayışına girerdi. Böylece 1907 yılında New York’a gitme fırsatı doğdu, JBY bu fırsatı hemen değerlendirdi 67 yaşında önemli bir çaba gösterdi. Bu özelliğinin oğlu Jack’in ve hayatının son yıllarını tablolarına adamasının bir yansıması olduğunu düşünmek normaldir.

JBY İrlanda’ya bir daha geri dönmedi ve hayatının son 14 yılını New York’ta geçirdi. Orada yeniden kendini sanat camiasının ortasında buldu. Karalamaya hiç ara vermedi ve belki de aralarından en önemli olan çalışmasını gerçekleştirdi, kendi portresini çizdi. Birini daha iyi yansıtacak bir resim daha yoktur. Ölümüne kadar olan 11 yıl boyunca o portreyi düzeltmek için uğraştı; bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden. George Russel’ın JBY’nin hayatının son döneminde yaptığı yerinde yorum gibi, o insanlıktan zevk alan bir insaniyete sahipti.

Yazar: Charlie Minter

Çevirmen: Defne Çobanoğlu

Kaynak: http://www.sothebys.com/de/news-video/blogs/all-blogs/european-discoveries/2017/09/john-butler-yeats-the-artist.html#

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları