Kafka ve  Modernizm

Franz Kafka’nın eserlerini anlamadaki problem, 10 yılı aşkın süredir devam etmekte. Peki, kim bu Kafka? Hangi okula gitti ya da hayatı nasıldı? Şimdiye kadar gerçeği iddia eden edebi eleştirilerde fikir birliği yoktu. Çek asıllı Marksist filozof Karel Kozik, ‘Haşek ve Kafka’ makalesinde bu durumu oldukça doğru açıklamış: “Kafka’nın kullandığı en farklı metotları yorumlamak için psikanalizden yapısal analize, sosyolojik ve antropolojik araştırmaları, eserlerin teolojik, dini, felsefi açıdan incelenmesi ve onun Yahudiliğin ideal dünyasına karşı tutumunu, Kierkegaard ve Dostoyevski’nin Hristiyanlığını, bütün bunları yorumcuların tükettiği söylenebilir.’’

Bunlar, 20. yüzyılın ortasında söylenmiş ve birer akım olmuşlardı. Temelde yazarın yaratıcılığının düşüncesiz savunucularına karşıdırlar fakat bugün de açıktır ki bunları yasaklamak kabul edilebilir değildir.

Kafka istenildiği gibi yorumlanabilir. Bunları ya da başka eserleri yorumlamak basittir çünkü genelde modern, yarı-resmi edebi eleştiriler ve çoğunluğun iddiası yazılır, hatta bazen bunun bir sonu da gelmez. Biz de kuşkusuz yetenekli olan bu yazarların eserlerinden birini ‘karşı yorumlamayı’ deniyoruz.

Ama önce isimlerin çözülmez bağı ve Franz Kafka’nın yaratıcılığı ile modernizm anlayışına bir açıklık getirmemiz gerekir. Sanat ve estetik teorisinde modernizm, çağın sonunda kendini yıkıcı ve kırılgan olan, her şeyden önce kendini klasik gelenekleri bilmeye adayan burjuva kamuoyunun düşüncesinin genel ilerleyişiyle sıkı sıkıya bağlıdır. Böylelikle modernizm sadece toplumsal ilişkilerin egemenliğini yansıtmaz ayrıca klasik geleneğe karşı da bir isyan, yani realist sanata karşı bir duruş oluşturur. Bu konuyu ne kadar ayrıntılı incelersek, bugün Kafka’ya da o kadar yakınlaşmış oluruz.

Dönüşüm” eseri belki de Kafka’nın eserlerinde “en”lerden biri. Çünkü daha ilk cümlesinde kendini gösterir: ”Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu.” Bu ifade okuyucu üzerinde çarpıcı bir etki yaratır. Kafka’nın fantastik imgeleri estetik olmayan bir gösteriş gücünde meydan okur gibidir ki bu eserinde okuyucularına insan ölçülerine uymayan bir böceği sunar.

Eserde yer alan bu böceğin ne olduğunu hayal etmeye çalışalım ve Kafka’nın tümüyle inandırıcı ve hatta alelade yarattığı tasvirin düşüncesiyle öykünün okunma zamanında uzlaşalım. Bunu neyle açıklayabiliriz? Bir insanın böceğe dönüşmesi dışında bu öyküde olağanüstü hiçbir şey olmamasıyla. Dahası Kafka, Gregor’un ve ailesinin dönüşümden sonra başlayan tümüyle günlük ve bilindik rahatsızlıkları hakkında şeyler yazar. Bu daha gariptir çünkü yazarın hemen hemen kuru ve hatta gündelik diliyle hikayenin temelini oluşturmuş olan bu gerçeğin inanılır gibi olmamasını okuyucu unutmuş gibidir.

Burada Kafka’nın bazı hayat şartlarını da göz önünde bulundurmak gerekir. Bilindiği üzere Kafka savunmasız bir insandı ve bu yüzden de dünya ona yabancı ve korkunç bir yerdi. Kaderine bağlı kalmaya cesaret edemeyen Kafka’nın ölmeden kısa bir süre önce çok sevdiği Çek asıllı gazeteci Milena Jesenska bu konuda çok fazla şey anlattı. Max Brod’a ”Onun sığınacağı ve barınacağı hiçbir yer yok. O, giyimliler arasında çıplak gibi. Franz yaşamak konusunda yetenekli değil. Franz hiçbir zaman iyileşmeyecek. Kısa zamanda ölecek.” diye yazdı.

Dış dünya karşısındaki savunmasızlığı, hayatın dış yüzüne uyarladığı acemiliği, Kafka’ya devasa bir ıstırap verdi. Onda hem insanlara hem de hayata karşı bir suçluluk duygusu bilincine neden oldu. Ticari firmaları olan babası, oğlunun başarılı bir hukukçu olmasını ve ailenin ticari işlerini sürdürmesini dileyerek ona umut bağlamış ama o da babasına layık olmamış gibi gelmişti.

Kafka, Gregor Samsa’yı, onunla ne yapacaklarını bilmeyen ailesine azap çektiren, yüz karası ve perişan bir yaratık olarak okuyuculara takdim eder. Kendi dönüşümünden dehşete düşmemesi ilginç bir şeydir. İlk şaşkınlığını atlatıp yeni haline adapte olmaya çalışır. Hatta oluşan ilk sarsıntıdan sonra ailesi de her nasılsa buna adapte olmayı dener. Böcek oğullarının, ölümünü bile basitleştirip benimserler ve buradaki suç ve ceza meselesi artık tamamen ikinci plana düşer. Birinci plana ise son derece keyifsiz bir alegori girer: Uyandığında kendini büsbütün yalnız, dış görünüşüyle de insanlıktan çıkmış halde bulur. Böylelikle Kafka’nın kendisini yansıtan kahramanının ruhsal izolasyonu onun inanılmaz tiksinç dış görünümünde başkalaşmasında görünür.

Kafka’nın yapıtlarındaki temel soruna doğrudan çözüm aşamasına girmiş bulunuyoruz: Bu sorun, insanın yabancılaşması hakkında. Kafka’ya göre yabancılaşma, insanlığın varoluşundaki anlamsızlığın ve amaçsızlığın hem genel hem de evrensel bir kategorisidir.

Eğer ”Dönüşüm”deki Gregor Samsa’nın kaderini ‘Akademi için Bir Rapor‘daki maymunlar ve ‘Delik’teki köstebeklerle kıyaslarsak insanlığın varoluşundaki anlamsızlığı ve bir kişinin insanlıktan çıkmasının kaçınılmazlığını kabullenmeyi, bu eserlerin asıl düşüncesi olarak görürüz.

Karl Marx’ın işçiler hakkında yazdığı ”1844 El Yazmaları”nda meta derecesine inmesi, sadece yeme, içme, ilişkiye girme, süslenme ve kendi evinde yaptığı çoğu şey gibi basit hayati fonksiyonlarını yerine getirirken hayvandan farksız olarak kendisinin özgür bir kişilik olduğunu hissettiğini fark etti. Hayvanın doğasında olan şeyler insanın yazgısında vardır, insanınki de mutlaka hayvana özgü şeylere dönüşür.

Bu düşünceyle görünüşteki benzerliklerinin yanında, Kafka’nın düşüncesinden  farklı olarak Marx’ın akıl yürüttüğü bahsi geçen metinlerde Kafka’nınkileri daha yukarıda görüyoruz. Marx’ın dili somut bir tarihi olay ve kapitalist meta üretiminde işçilerin insanlıktan çıkarılması şeklinde gider. Kafka’nın ise tam tersi, yabancılaşmada insan ve toplum çevresinden kaynaklanan insanlığın insanlıktan çıkarılmasına ilişkin soyut ve zaman dışı bir düşüncesi vardır.

Kapitalizme, toplumsal davranış sistemine ve kişinin bilinç durumuna bakıldığında Kafka, bu sistem içindeki insan ve kişiliğin arasındaki ilişkiyi özümseyemedi. Milena Jesenska bu konuda, ”Diğer insanlar için var olan hayat onun için bütünüyle farklıdır ve ayrıca para, borsa, döviz bürosu, daktilo onun için tamamen mistik şeylerdir” der. Peki Kafka’nın kapitalizmin esas sırrını, her emeğin ürününü kullanan kapitalist üretim biçimindeki meta fetişizminin ve toplumsal hiyeroglifin sırrını çözdüğü anlamına gelir mi? Şüpheli. Tersine, Kafka’nın dünyanın haliyle ruh hali arasındaki toplumsal davranışı benimsemesi çok soyuttur. ‘Dava‘ adlı romanında bu davranışlar son derece şaşkınlık uyandırdı. Kafka’nın’ Dönüşüm’ ve ‘Akademi için Bir Rapor‘ öykülerinde dünyanın durumu hakkındaki düşünceleri de soyuttur. Bu düşünceler bir şemada toplanabilir: Kimsesiz bir insan düşmanca bir dünyadır.

Kafka’ya göre yabancılaşmanın özü, dünyaya uyum sağlayamamış beceriksiz yalnız bir insanın trajedisindedir. Genelde hiçbir durum karşısında engellenemeyen bu kaçınılmaz yabancılaşmanın soyut bir fikridir. Trajik bir yalnız insanın kaçınılmazlığı, Kafka’nın eserlerinde laytmotiftir çünkü onu şiddetle benimsemiştir ve etrafını saran emeksiz kazançlar ve temiz dünyasında yabancılığını çekmiştir.

Kader, Kafka’ya acımasız bir oyun oynadı. Ailesindeki herkes Hitler’in toplama kamplarında öldü ve bütün eserleri sanatçının yaşamı boyunca boğduğu burjuva gerçekliğine bağışlandı, ölümünden sonra ise günahkar tablosunu kaldırdı. Kafka’nın eserleri modern öznelciliğin gelişim özelliğinin son seviyede bir ifadesi olarak kaldı. Bu özelliğin ötesinde artık ne bir sanat ne de herhangi bir şey var. Kafka’nın yapıtlarında olaylar, imgeler, fikirler, insan davranışlarının en çok kendisiyle bağlantılı olması, hezeyan dolu rüyalar görmek, dağınık fikir parçaları ve en basit şekilde meydana gelen şizofrenik düşünceler gibi tamamen mantıksızdır.

Kafka’nın gerici havarileri, hastalıklı bireyleri, eserlerindeki hasarlı tüm nitelikleri, ondaki kısır düşünceler ve anlamsız duyguların irrasyonel kaosunun estetik olarak yerleşmesi gibi, objektif gerçeklikte, akılda ve büsbütün insanda inançsızlık gibi bir algı ve yorum olabilen her şeyi var gücüyle öne çıkarıp vurgulardı. Ama Kafka sadece mistik, mantıksız ya da irrasyonel bir kaos değildir. Kafka ayrıca toplumsal kötülüklere acımasız bir eleştiridir. Diğer bir mesele insanın ve insanlığın felaketini olumlu bulmak. Kafka bu felaketleri gerçek oranlarda ve karşılıklı bağlantılarda değil, fantastik veya mistik bir serabın rüya prizması içinde göstermeyi yeğledi. Buradan anlama zorluğu ve eserlerinin çoğunun çözümü, yorumların çelişik olma ihtimalinden dolayı kendi alanında Kafka’nın modernist sanatçı olduğu koşullandırıldı.

Kafka’nın ölmeden önce bütün el yazmalarının ortadan kaldırılmasını vasiyet ettiğini, sayıca az olan hayat hikayelerinin yayımlanmasını yasakladığını biliyoruz ve bu ölüm döşeğindeki hasta bir insanın kaprisleri değildi. Günlüklerinden ve yazılarından, eserlerinde ıstırap verici bir hoşnutsuzlukla ve artan bir güvensizlikle karşılardı. Kendi emeğinin, acı eserlerinin bütün yeni acayip şekilli meyvelerinin bilincindeydi ve öyle hissediyordu. Onların hepsinde canlı gerçekliğin sanatsal yansıması olasılıklarını ve bir iskeleti tahrip eder gibi sanatın köklerini kopardı.

Kafka iyi bir modernist olup iyi bir modernizm savunucusu olmayanların canlı bir örneğidir. Tıpkı, iyi bir din olmadığı gibi çünkü o her zaman görünmez bir iple kölelik dönemine bağlıdır.

Sonuç olarak Karel Capek’in, ”Kendi de dahil olmak üzere karanlık modern hayranları hakkında cüretkar bir alegorik hikaye yazmak için mezarından başkaldırıp hasta bir sanatçı olsa da zeki olan Kafka’nın yerinde olmak isterdim. Karel Capek’in semender hakkında reddedilmiş basmakalıp sözler ve gelenekler hakkındaki öykülerini okumak isterdim. Bana gelince, ben 20. yüzyılın boğazına kadar ilkel besleneniyim” diyen antirealist sanata karşı modernizme yönelimi olan Mikhail Lifshitz’in heyecanına katılabiliriz.

Bu yazı ilk olarak Çeviri Gazetesi’nin Yabancılaşma başlıklı 15. sayısında yayımlanmıştır

Yazar: Makar Rudenko

Çevirmen: Özgenur İpekçi

Kaynak: http://rksmb.org/articles/culture/kafka-i-modernizm/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları