Kapitalizm ve Somonun Metalaştırılması – Bölüm 2: Balıkçılık ve Trajediler

Yabani Balıktan Genetiği Değiştirilmiş Türlere

Karasal ekosistemler gibi deniz ekosistemi de gittikçe artan insan kökenli baskılara maruz kalmakta. Yakın bir zaman önce, bir bilim insanları ekibi dünya okyanusundaki her bir bölgenin insanoğlu tarafından etkilenmiş olduğunun sonucuna vardılar. Dünyadaki su ürünlerin büyük bir kısmı ya tamamıyla sömürülmüş, ya aşırı sömürülmüş ya da tükenmiş. Küresel okyanusun, endüstri öncesi düzeyden beri büyük avcı balıkların %90’ından daha fazlasını kaybettiği tahmin ediliyor. Bilim insanları, su ürünlerinin ve onlarla ilişkili ekosistemlerin insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir ölçüde tehdit edildiği sonucuna ulaştı.

Okyanuslar ve diğer su ekosistemleri bin yıldır temel ekosistem hizmetlerini sağlamakta ve insanlar için besin kaynağı olmaktadır. Arkeolojik bulgular, tarih öncesi uygarlıkları da kapsayan kıyı kesimlerinde yaşan insan toplumlarının deniz popülasyonunun büyüklüğünü ve öz yapısını etkilediğini fakat genel olarak onları tamamen yok olacakları derecede sömürmediklerini ileri sürüyor. Bulgulara göre bu durum kapitalist sistemin yükselişiyle değişti. İnsanların deniz türleri üzerindeki etkisinin hızı ve ölçüsü 16. yüzyıl boyunca sömürgecilikle birlikte artışa geçti. Bu durum, 19. yüzyılda Sanayi Devrimini takiben bilhassa buhar makinesi ve balık üretimi ve tüketiminin gelişmesinde önemli bir payı olan soğutma sistemi gibi teknolojilerin yanı sıra demir yolları gibi yeni toplu taşıma sistemlerinin de geliştirilmesiyle birlikte büyük ölçüde hızlandı. Teknelerdeki buhar makineleri balıkçıların denizde hasat aralığını genişletmesine izin verdi. Soğutma sistemi daha çok miktarda balık yakalanmasına ve yakalanan balıkların bozulmasını engelleyerek balıkçıların denizde daha uzun bir süre kalmasına olanak sağladı. Demir yolları ise iç kısımlarda yaşayan popülasyonların balık ürünlerine erişimini sağladığı için su ürünleri piyasasını genişletti.

Endüstrileşmiş modern balıkçılık girişimleri ilk 19. yüzyılda ortaya çıkarken İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemi, okyanuslardaki biyolojik çeşitliliği ve refahı küresel ölçüde tehdit eden su ürünleri avlarında belirgin bir artışın olduğu asıl dönemdir. Savaş sonrasında, balıkçılık faaliyetleri için yapılan sermaye ve güç yatırımlarının miktarı artmaya devam etti. Gelişmiş balıkçılık teknolojileri ve teknikleri balıkçılık faaliyetlerinin yoğunluğunu ve kapasitesini hızlı bir şekilde artırdı. Küresel av 1950-2000 yılları arasında neredeyse 20 milyon tondan yaklaşık 90 milyon tona çıkarak dört kat arttı. 1950 ve 1960’larda küresel balıkçılık girişimleri oranı insan nüfus artışı oranından daha hızlı bir oranda yayılıyordu.

Son teknoloji konum teknolojisini kullanan devasa gemiler, modern balıkçılık operasyonlarını tanımlar. Endüstriyel balıkçılık faaliyetleri 3 temel balıkçılık teknolojisini kullanır: trollü tekneler, çapariler ve gırgır ağları. Fabrika trolleri, bazen yüzeyin binlerce metre altında, büyük bir paraşüt gibi açık denizden çekilen veya okyanus tabanına sürüklenen devasa ağları kullanırlar. Bu uygulama, çok sayıda habitat tahribatına neden olurken, değerli hedef türler olan yer balığı ve kabukluları harekete geçirir. Çapariler, mil boyunca uzayabilen bir ana hattan asılan bir dizi kancadan yararlanır. En büyük endüstriyel çapariler binlerce tuzak kanca içerebilir. Bu uygulama genellikle tuna balığı, halibut ve kılıçbalığı gibi derin deniz türlerine yönelik ticari balıkçılık operasyonlarında kullanılır. Gırgır ağları, tuna balığı gibi türlerin toplandığı okulları çevrelemek için kullanılan devasa ağları kullanır. Bu ağlar bir milin üzerinde bir çevreye sahip olabilir ve tek bir taşımada çok sayıda balık tutabilirler. Hedef türlere ek olarak (istenmeyen, yakalanamayan ya da piyasadan yoksun olan istenmeyen toplanmış balıklar), özellikle yukarıda tarif edilen büyük ölçekli balık avlama teknikleriyle kaçınılmaz olarak yakalanır. Bu istem dışı yakalanan türler sadece diğer balıkları değil, yunuslar ve kuşlar gibi deniz memelilerini de içerir. Amerika Birleşik Devletlerinde balıkçılık operasyonlarında yakalanan tüm türlerin yaklaşık üçte biri öldürülür ve hedef dışı av olarak atılır. Deniz radarı gibi gelişmiş konum teknolojilerinin kullanılması, bu yakalama sistemlerini daha da ölümcül hale getirmiş bulunmakta.

20. yüzyıl boyunca aşırı balık avlamaları, uluslararası girişimlerle balıkçılığın deniz ve sosyal sistemler üzerindeki ardıl darbelerinin azaltılmasının yolunu bulmaya teşvik etti. 1950’lerde iyice yerleşmiş olan maksimum sürdürülebilir verim ve maksimum ekonomik verim gibi idari stratejiler uzun vadeli balık üretimini baltalamayacak spesifik hasat seviyelerini belirlemeyi amaçladı. Başka bir deyişle, belirli bir balık stokunun üretkenlik kapasitesine zarar verilmeden yakalanacak maksimum balık miktarının ne olduğunu tahmin edebilmek için hesaplamalar yapıldı. Sermaye mantığının hakimiyeti göz önüne alındığında bu yönetim yaklaşımları, ekonomik menfaatleri önceliklendirerek piyasa teşvikleri ve balık hakları gibi özel mülklerin kullanımını arzulanan hedeflere ulaştırmak için kullanılan mekanizmalar olarak vurgulamaktadır. Bu yönetim yöntemleri, özellikle de Newfoundland balıkçılığındaki morina gibi stokların, yakın bir şekilde yönetildikten sonra bile çöktüğü zaman kapsamlı eleştirilere maruz kalmıştır. Bununla birlikte, çağdaş yönetim stratejilerinin temeli olarak hizmet etmeye devam ediyorlar.

Bu yönetim stratejilerine rağmen, deniz balıkçılığının yakalanmasıyla ilişkili artan avlanma kapasitesi ve teknolojisi, birçok deniz stokunu ve ekosistemi, özellikle de somon ve ton balığı gibi gıda ağında daha yüksek türler tahrip etmiştir. Bu yüzden, bu durumun neden yaşandığına ve bunun için ne yapılmasının gerektiğine dair açıklama girişimleri yapılmıştır. Balıkçılık tükenmesi veya çöküşü için en yaygın açıklama, 1960’ların sonlarında ekolojist Garrett Hardin tarafından geliştirilen “ortak mallar trajedisi” tezidir. Kısacası Hardin, aşırı nüfus artışı ve açgözlü bireyler bileşiminin en sonunda su ürünleri gibi ortak alana ait tüm kaynakları kullanılamaz hale getireceğini ileri sürüyor. Yani ona göre bireylerin çıkarcı olmaya eğilimleri, potansiyel sosyal ve ekolojik etkileri göz ardı ederek doğal kaynakları sömürecek. Hardin’e göre, ortak mal kaynaklarını kullanımda kişilerin kendine tanıdığı özgürlük her şeyi mahveder.

Hardin, bu trajedilerin yaşanmasını engellemenin iki yolu olduğunu iddia etti. Ortak mülkiyet kaynaklarının her iki yukarıdan aşağıya devlet kontrolü, balıkçılıkta örnek olarak balıkçılık sezonlarını kurumsallaştırma, güçlendirme ve kontenjanlar gibi yönetim programları, doğal kaynakların erişilebilirliğini ve korunmasını kısıtlayabilecek özel mülkiyet yoluyla çevrilmeli. Hardin genellikle ikinci yaklaşımı uygun bulurdu, bilhassa özelleştirmeyi. Onun ünlü tezinde, ”Can Kurtaran Sandalı Etiği: Yoksul İnsanlara Yardım Etme Karşıtı Durum,” Hardin ortak mal kaynakları tartışmasını ve aşırı nüfus artışı, açlık ve yoksulluk gibi onunla ilişkili gördüğü meseleleri genişletti. Hardin, “Özel mülkiyetin egemen olduğu bir sistemde, mülkiyeti olan insanlar onunla ilgilenme sorumluluğunun farkındadır çünkü eğer olmazlarsa en sonunda zayiat verirler.” şeklinde açıklama yapmıştır.

Hardin’in tezi son birkaç on yıldır büyük bir tartışma yaratmıştı. Pek çok insan tarafından göklere çıkarılır, bazıları tarafından da eleştirilir. Biz Hardin ve savıyla ilişkilendirdiklerinin sosyal organizasyonun yanlış tarafına odaklandığını ileri sürüyoruz. Dahası Hardin’in savı, gerekli tarihsel anlayıştan ve toplumsal bağlamdan noksan. Biz kapitalist meta üretimin, ekolojik kaynakların büyük çapta azaltılmasına neden olan temel kurumsal güç olduğunu savunuyoruz. Değerlendirilme yapılması gereken şey toplumdaki trajediden daha çok meta trajedisi. Okyanus krizinin kökenine inmek için üretim sisteminin ve sistemin temelindeki mantığı mercek altına almak gerekiyor.

Bir zamanlar sonsuz olduğu düşünülen küresel deniz balıkçılığı kriz başlangıcını açıkça belirtiyor. Daniel Pauly’i de içeren birçok balıkçılık bilimcisi pek çok balık popülasyonunun çoğalmalarından daha hızlı bir oranda avlandıklarını iddia ediyor. Tüm balıkçılık girişimi sürekli artarken, büyük deniz ekosistemlerindeki tüm türlerin kümülatif verimleri 1980’lerden beri düşüşte. Deniz türleri öncelikli olarak çevresel bozulma sonucu doğal yaşam alanının kaybı ve stokların aşırı kullanımı gibi insan kökenli faaliyetler yüzünden baskı altında. Balıkçılık bilimcisi Boris Worm ve çalışma arkadaşları, deniz ekosistemleri üzerindeki gittikçe artan baskı ve biyolojik çeşitliliğe verilen zararlar için bir şey yapılmazsa 21. yüzyılın ortasına kadar  bütün taksonların yok olacağını söylüyor. İnsanlık tarihinde bu tip değişiklikler son zamanlara kadar sık meydana gelen olaylar değildi. Su ürünlerinin yok olması, sosyal sistemlerin deniz ekosistemleriyle etkileşim şekillerinde sistematik değişimler olduğuna işaret ediyor.

Analizimizi geliştirmede kılavuz olarak Marx’ın trajedi ve komedi üzerine ünlü aforizmasını kullanıyoruz. Louis Bonaperte’nin 18 Brumaire’inde Marx şunu belirtmiştir: “Hegel, bir yerde şunu söyler: ‘Dünya tarihindeki bütün büyük olaylar ve kişiler, iki kez yinelenir.’ Hegel eklemeyi unutmuş: ‘İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.’” Bu nedenle kapitalist meta üretimiyle ilişkili kaynak tükenmesinin ilk “trajedisi”nin ortaya çıkan çeşitli problemleri ele alma girişimi içinde genellikle piyasa ya da teknolojik çözümlerin “güdüsü” olarak geri dönebileceğini öneriyoruz.  Aslında, çevre örgütleri ve politika kuruluşu kaynakların özelleştirilmesini (yani, pazar çözümleri) ve çevresel sorunları veya trajedileri ele almak için teknolojik düzeltmeleri teşvik etmede aceleci davranıyor. Buna karşılık, meta yaklaşımının trajedisi, kapitalist meta üretiminin çevresel bozulmaya katkıda bulunan toplumsal ilişkilerini gizleyen peçeyi kaldırmamızı gerektirir. Böyle yaparak, modern kapitalizm çağında ekosistemlerle büyük ölçüde insan etkileşimlerini şekillendiren temel mantık ve toplumsal dinamikleri aydınlatırız. Bu yaklaşım, aşırı beslenmeye, kültür balıkçılığına kaymaya ve nihayetinde insan tüketimine yönelik ilk genetik olarak yapılandırılmış hayvan olan AquAdvantage Somonuna katkıda bulunan sosyal bağlamı ve gelişmeleri vurgulamaktadır.

Yazar: Stefano B. Longo, Rebecca Clausen ve Brett Clark

Çevirmen: Mediha Öncel

Kaynak: https://monthlyreview.org/2014/12/01/capitalism-and-the-commodification-of-salmon/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları