Kızgın Damdaki Kedi: Tennesse Williams’ın Taşralı Ağrıları

Amerikalı oyun yazarının şaheseri, çarpıcı bir cinsel baskı hikayesi, yönetmenler ve sansür yüzünden çok çekti

Kızgın Damdaki Kedi’yi Tennessee Williams’ın en iyi oyunu olmasına rağmen şaşırtıcı şekilde nadiren görüyoruz. 1958 yılında İngiltere’de ilk defa sahnelendiğinden beri Londra’da yalnızca üç defa yeniden oynandı. Çoğu izleyici Elizabeth Taylor ve Paul Newman’ın feci halde sulandırılmış, etkisi azaltılmış filmini bilse de, bölgesel sahnelerde de pek sık oynanmıyor: Son on beş yılda dört İskoç yapımı bulmama rağmen İngiltere’de çok seyrek olarak gördüm. Bu sebeple Sarah Esdaile’in hafta sonu West Yorkshire Tiyatrosu’nda açılacak yeni prodüksiyonu, Tennessee Williams’ın altmış sene önce yazmaya başladığından beri sonsuz tartışma, kafa karışıklığı ve çekişmeye neden olan bu oyunu yeniden değerlendirme fırsatı tanıyabilir.

Öncelikle, oyunun ne anlattığını hatırlamamız gerekir. Basite indirgendiğinde, Eugene O’Neill ile  başlayan bütün büyük Amerikan oyunlarının kalbinde yatan, gerçek ve yanılsama arasındaki anlaşmazlığı ele alıyor. Mississippi’de zengin bir çiftlikte geçen oyunda Williams, bu anlaşmazlığı birden fazla açıdan ele alıyor. Emekli bir atlet olan alkolik Brick, hayat dolu eşi Maggie ile sözde eski dostu Skipper’ın intiharına duyduğu suçluluk duygusu yüzünden yatmayı reddediyor: Brick aslında kendisi ve Skipper’ın üstü örtülü eşcinselliği ile yüzleşmiyor. Brick’in Big Daddy olarak tanınan, otoriter ve aile reisi babası da aynı şekilde kanser hastası olduğu gerçeğine katlanamazken aile, babalarının mirası için  atışıyor. İkinci perdedeki muhteşem baba-oğul karşılaşmasında bu iki yanılsama tam anlamıyla çakışıyor. Ama oyun toplum eleştirisi ve esprili bir taşra komedisi sunsa da, sonunda hayatın yalanlarla mı gerçeklerle mi yaşanmasının daha iyi olduğunu soruyor.

Williams’ın kalitesine rağmen Kedi, tartışmalar yüzünden tabiri caizse köpeklerin eline düştü. Orjinal 1955 Broadway prodüksiyonu neredeyse 700 performans boyunca sürdü, Williams’a ikinci Pulitzer Ödülü’nü kazandırdı ve Camino Real oyununun başarısızlığını unutturdu. Büyük bir ticari başarı getiren Kedi, önemli bir sorunu da gün ışığına çıkardı. Metin kime aitti; yazara mı, yönetmene mi? Yönetmen Elia Kazan, Williams’ı üçüncü perdeyi kendi isteğine göre değiştirmesi için ikna etmişti. Kazan, Maggie’nin daha sempatik bir karakter olarak gösterildiği, ölmekte olan Big Daddy’nin tekrar ortaya çıktığı ve Brick’in ahlaki bir uyanış yaşadığı son bir perde istiyordu. Williams sonunda iki versiyonu da yayımlayarak okuyucuları seçimlerini yapmaya davet etti. Kazan’ın hayranlık uyandırıcı ikna gücü ve Williams’ın oyununun Broadway’de başarılı olmasını istemesi (Kazan “Bunu her şeyden çok istiyordu.” demişti) sonucu yazar, yönetmene istediğini verdi.

Bunun bir önemi var mı? Bana kalırsa var. Williams’ın değiştirmeden yazdığı metin daha sade ve katıksız. Oyunun Broadway’de oynanan versiyonu hakkında yazan Kenneth Tynan, ikisi arasında ufak, sembolik bir fark görmüş. Oyunun orjinal versiyonunda Maggie, Big Daddy’nin mirasını almak için “Brick ve ben bir çocuk bekliyoruz.” diyerek yalan söylüyor. Kazan’ın değiştirdiği metinde ise bu replik olağanüstü bir şekilde “Brick’in Kedi Maggie’nin içine koyduğu bir çocuk geliyor.” olarak değişiyor. Yönetmen Sarah Esdaile, Williams’ın yazdığı bütün versiyonları inceledikten sonra orijinal versiyonu ve Broadway versiyonunu güzelce birleştiren 1974 tarihli bir metni kullanmaya karar verdi. Leeds’de bu gözden geçirilmiş versiyonun nasıl sahneleneceğini görmek için sabırsızlanıyorum.

Metinde yapılan değişiklikler, sorunlardan sadece biri. 1950’lerde Williams’ın eşcinselliği işlemesi çok daha büyük bir sorundu. Bazıları oyunun fazla ileri gittiğini düşündü, diğerlerine göre ise yeterince ileri gitmiyordu. New Republic dergisinde yazan eleştirmen Eric Bentley, Williams’ın Brick’in gerçek doğasını işlemeyip, onu başından savdığını düşünüyordu. Oyunu izlemeden önce eşcinselliğin sonunda konudan kaçınılmadan işleneceğini duyduğu için Bentley  “Mucize hala gerçekleşmedi.” şeklinde yorum yaptı.

İngiltere’de o dönem oyunların halk içinde oynanmasını yasaklama hakkına sahip olan Lord Chamberlain ise oyunun biraz fazla kaçtığını düşündü. 1958 yılında, Peter Hall Kızgın Damdaki Kedi’nin İngiltere prömiyerini sahnelediğinde, seyircinin oyunu izlemek için önce New Watergate isimli özel bir kulübe üye olup, sonra Comedy tiyatrosunda izleyebilmesi, yüz kızartıcı bir olaydır. Bir adamın sahnede başka bir adamı öptüğü A View From the Bridge adlı Arthur Miller oyununun da aynı riyakar tavırla karşılaşması da utanç vericidir. Sadece İngiltere’de ödenen küçük bedelin sizi ahlaki bozulmadan koruyabileceği düşünülebilir; ama sansürün 1968 yılında kaldırılmasına kadar uygulanan anlamsız yasa bu şekildeydi.

Amerika’da ise daha farklı sansür problemleri yaşanıyordu. Sinemada uygulanmaya devam eden yasalar, ifade özgürlüğünü kısıtlıyordu. İroni şu ki, Kızgın Damdaki Kedi’nin en iyi özelliği babasının, Brick’in cinsel eğilimine karşı anlayışlı davranmasıdır. Richard Brooks’un 1958 tarihli gülünç Hollywood filmi, Williams’ın verdiği mesajı halkın algısı için yumuşatmak zorundaydı. Elizabeth Taylor’ı saten iç çamaşırları içinde görmüş olabiliriz ancak Paul Newman’ın neden onunla yatmadığı konusunda yalnızca üstü kapalı ipuçları verdi ve hatırladığım kadarıyla, Maggie’nin Skipper’ı baştan çıkarma denemelerinin yatak odasına kadar gittiği sahneyi dahi gözden çıkardı. Bu kötü anlamda kısırlaştırılmış bir Kedi idi ve Williams’ın bir keresinde bilet almak için bekleyen kalabalığı “Bu film endüstriyi elli sene geriye götürecek, eve dönün!” diyerek uyarmasıyla sonuçlandı.

Natalie Wood ve Robert Wagner’ın başrolde oynadığı 1976 yılının Granada TV prodüksiyonu da yazarı pek etkilemedi. Williams’a göre Laurence Olivier burada Big Daddy karakterini “çok çalışıp zengin olan emekli bir çavuş” yerine “taşralı, sömürgeci bir beyefendi” yapma hatasına düşmüştü. Hatta, Williams’ın senfonik oyunununa gerektiği ilgiyi gösteren bir İngiliz prodüksiyonu bulmak için 1988 yılına atlamanız gerekir. Sözü geçen prodüksiyon Lindsay Duncan’ın Maggie’yi, Ian Charleson’ın Brick’i ve Eric Porter’ın Big Daddy karakterini oynadığı, Howard Davies’in üstün canlandırmasıydı. Babasına kanser teşhisi konduktan sonra ölüm döşeğine gelen Brick’in ağabeyi Gooper ile gösterilen toplumsal hiciv; Big Daddy için zevksiz bir oyun oynayan Gooper ve Mae’in ailesi, yani “boyunsuz canavarlar” ile gösterilen komedi ve Duncan’ın oynadığı, hamile olduğunu dik bir çeneyle, sanki ona karşı koyan herkese meydan okur gibi duyuran Maggie’nin başkaldırışı… bu prodüksiyonda, istenen her detay mevcuttu.

Dönüm noktası niteliğindeki bu prodüksüyonun ardından Londra, iki tane büyük gösterime daha şahit oldu. 2001 yılında Anthony Page oyunu üç Amerikalı oyuncu ile sahneledi: Brick rolü Brendan Fraser tarafından, Maggie rolü Frances O’Connor tarafından ve Big Daddy ise Ned Beatty tarafından canlandırıldı. O zamanlar oyunun “Tennessee eyaletinin tutkusunu ve gücünü başarılı bir şekilde yakaladığını” yazmıştım ancak oyun bende çok az kalıcı hatıra bıraktı. Debbie Allen’ın 2009 yılında tamamen siyahi, seçkin bir kadro ile sahneye koyduğu Broadway prodüksiyonu çok daha etkileyiciydi. Burada oyuncuların etnik kökeninden çok prodüksiyonun duygusal vuruculuğu dikkat çekiyordu: Sanaa Lathan’ın canlandırdığı Maggie o kadar cayır cayır şehvetliydi ki saten yatak örtülerinde neredeyse delik açtı. Adrian Lester’ın oynadığı Brick ile James Earl Jones’un oynadığı Big Daddy arasındaki karşılaşma sahnesi de aynı şekilde yoğundu: Jones’un kaba ve müstehcenden, oğlunun sorununu tahlil edip dile getirmeyi isteyen telaşlı bir terapiste dönüşmesini aklımdan çıkaramadım.

Williams’ın oyununa ulaşmak, şimdilerde 1950’lere nazaran daha kolay hale geldi. Bazılarının açık saçık olarak nitelediği, diğerlerinin ise fazla tutucu bulduğu bu eser, artık bütün gerçekliğiyle yorumlanabilir. Williams’ın yaptığı, özellikle de yaşadığı dönemin Amerika’sında yaygın olan ikiz yanılgıları ortaya çıkarmaktır. Cinselliğin önceden belirlenmiş, değişmez bir gerçek olarak görülmesini, sahip olunan malların ölüme karşı bir koruma olarak görüldüğü inancını eleştirir. Bu oyun her şeyden önce kendimize ve başkalarına yalan söyleyip durduğumuz dünyaya karşı bir isyandır; Maggie’nin yalanına Brick’in şimdiye dek içinde bulunduğu yalancı durumun da eklenmesi, Williams’ın huzur bozucu ve şimdi bile hafife alınan espiri anlayışının bir göstergesidir. Bizim İngiltere’de takdir etmemiz için yıllar alan hayret verici, çok yüzlü bir oyundur.

 

Yazar: Michael Billington

Çevirmen: İdil Bostan

Kaynak: https://www.theguardian.com/stage/2012/sep/30/cat-on-a-hot-tin-roof

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları