Komünizm: Engelliliği Sonlandıracak Gerçek Hareket

Bu makale, engelli insanların yaşadığı ezilmişliği anlamayı ve aşabilmeyi sağlayacak devrimci yaklaşımları geliştirmek için; komünist teori ile engellilik aktivistlerinin ve teorisyenlerinin bakış açılarını harmanlamayı amaçlayan yüzeysel bir girişimidir.

Komünizm: Engelliliği sonlandıracak gerçek hareket

İktidardaki sınıfın baskın düşünceleri, dönemin de baskın düşünceleri olmaktadır. Devrimciler olarak biz, bunu biliriz ve bu düşüncelerin, her şeyin nasıl olduğu ve bu noktadan sonra nasıl değişebileceğine yönelik algılayışımızı etkilediği ve sınırlandırdığı biçimlere karşı sürekli olarak tetikte olmak zorundayız. Biz, popüler kültürümüzde dünyanın sonunu hayal etmenin, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay olduğu gerçeğine karşı gözlerimiz açık. Devrimci sosyal çevrede –her çevrede bunu değişen seviyelerde sağlayabilsek de- ücretli emeğin, devletin, çekirdek aile vb.nin evrenselliğini reddederiz. Bu yazıda çoğu devrimcinin ekonomi politik alanındaki analizlerinde atladıkları bir alana odaklanmak istiyorum: engellilik. Engellilik, günümüz sosyal ilişkilerinin bir özelliğidir, kapitalizme özgüdür, kapitalizm var oldukça ortadan kalkmayacaktır ve son olarak da komünizmin engellilik sorununu çözebilir tezlerini savunacağım. Böylece engelliliği sıkı sıkıya yerleştirdiğim alan; Marx’ın, komünistlerin ortadan kaldırması gereken “her şeyin mevcut durumu” olmaktadır.

Engellilik nedir?

Engellilik genel olarak bedenleri veya zihinleri bir şekilde kusurlu olan insanları anlatmak için kullandığımız bir kategori olarak bilinmektedir. Bedenlerin ve zihinlerin nasıl olması gerektiğine ilişkin belli bir algıya sahibiz ve bu algıdan fazlaca farklılaşmış kişilere engelli deriz. Engellilik genellikle insanların yapamadıkları şeyler üzerinden tanımlanır: görmek, konsantre olabilmek, iletişim kurabilmek… Engelli insanlar önemli bazı şeyleri yapamazlar. Onların yaşamlarını idame ettirebilme yetileri azalmıştır.

Engelliliğin böyle bir kavramsallaştırması iki önemli varsayıma dayanıyor: Birinci varsayıma göre kusuru olmayan insanların sahip olduğu bazı “doğal” özellikler vardır ve bu özelliklerden sapmalara engellilik diyebiliriz. İkincisi ise toplumu; evrensel bağlamda, bir insanın optimum şekilde yaşayabilmesi için engelli olmayan somut Şablon Adam’ın (ve o bir adam) yapabildiği her şeyi yapabilmesi gereken, bunu yapamayan insanların da bir sorun teşkil edip herkesin sırayla onları yönetmesi, onlara bakması ve onları göz ardı etmesi gereken yer olarak varsayıyor. Fakat bu varsayımlar nereden geliyor?

Şablon Adam, yakalaması zor bir kişidir. Genellikle sadece kendisinin karşıtı incelendiğinde görülebilir. Sağır bir insanın duyamadığını ve hastalıktan baygınlık geçiren bir insanın günde 11 saat uyuması gerektiğini görerek Şablon Adam’ın duyabildiğini ve günde 8 saat uyuduğunu biliriz. Ama neden Şablon Adam duyma yetisine sahip olmalıdır, söyleyemeyiz. Şablon Adam’ın bu iki özelliği hemen hemen kapitalist dünyanın tamamı için geçerlidir. Diğer özellikleriyse çok daha değişkendir. Örneğin dünyada bazı yerlerde yeni insanlarla tanışmak ve evini de işini de sık sık değiştirmek Şablon Adam’a kolay gelir. Bu özelliklere sahip olduğunu biliriz; çünkü sosyal endişe bozukluğu gibi bozuklukları inceleyerek –ki bunlar kısmen demin bahsettiğimiz şeyleri yapamamakla nitelenir, Şablon Adam’ın bu şeyleri yapabildiğinin ayırdına varırız. Fakat dünyanın diğer bölgelerinde böylesi bozukluklar bu şekilde belirgin değildir ve Şablon Adam ne bu özelliklere sahiptir ne de bu özelliklere sahip değildir.

Peki sadece kendi özelliklerinden sapmalar yoluyla tanımlanabilen bu tuhaf metafizik varlık nedir? Şablon Adam, bittabi, sermayenin herhangi bir yerdeki ve herhangi bir zamandaki ihtiyaçlarına göre tanımlanan ideal işçidir. Tam da sermaye bireysel işçilerin veya birey olarak işçilerin özellikleriyle ilgilenmediği içindir ki Şablon Adam, menfi olarak tanımlanır. İşçiler belli şeyleri belli zamanlarda yapabilmelidirler. Onlara ilişkin diğer her şey, sermayenin ihtiyaçlarının ilgi alanı dışında kalır. İşçiler, işveren sınıfının yeteri kadar büyük bir bölümünün ihtiyaçlarına uygun olarak emeklerini satabilmelidir ki emek pazarında meta olarak işlevlerini yerine getirebilsinler. İşçiler ayrıca çalışabilme yeteneklerini satmak zorunda olmadıkları zamanlarda, ücretlerin kontrol edebildikleri bölümü karşılığında kendilerini “yeniden üretebilmelidirler” (beslenme, dinlenme, temizlenme, rahatlama vb.). İşçilerin aynı zamanda kapitalizmin kendini yeniden üretmek için kullandığı metaları; barınmadan eğlenceye, eğlenceden sigortaya, satın alma aşamasında da yer alması gerekir. Bu işlevleri gerçekleştirmekle bağlantılı görevleri yapmaya tam olarak uygun olmayan bedenler ve zihinler, engellidir. Bu bedenler ve zihinler, o yerdeki ve o zamandaki sermayenin talepleri ile uyuşmazlık içerisindedir. Bir önceki paragrafta verilen son örneği kullanarak açıklamak gerekirse; günümüzde İngiltere’de sosyal endişe, emek gücünün satılması önünde engel teşkil etmektedir; çünkü sermaye, bizden hızlıca ve zorluk çekmeden farklı yerlere gidebilmemizi talep eder ve çoğu sektördeki işlerin içeriği, bizim yabancılar ile “dostane” bir tutumla etkileşim kurabilmemizi gerektirir. Dünyada birçok toplulukta ücretli emek bu özelliklerin hiçbirini taşımaz ve bu topluluklarda sosyal endişe bozukluğu kavramına da ihtiyaç yoktur; bu durum, topluluktaki tıbbi uygulamalara da yansır. Örneğin Çin’in büyük bir kısmında size sosyal endişe bozukluğu tanısı konulmaz (gerçi bu durum çok uzun sürmeyebilir). Başka bir örnek vermek gerekirse, İngiltere’de disleksi gibi bazı özgül öğrenme bozukluklarının patlaması, daha iyi okuyabilen ve aritmetik yapabilen işçiler için artan taleple el ele gitmiştir; bu becerilere sahip olmayan işçilerin, çalışmadıkları zamanlarda kendilerini yeniden üretmelerini zorlaştırmıştır.

Şablon Adam’ın olumsuzlama ile tanımlanmasının altında yatan diğer anlamı da görmeliyiz. Şeyleri iyi yapabilmenin veya çoğu kişinin yapamadığı şeyleri yapmanın engellilikle bir ilgisi yoktur. Engellilik, bir insanın neyi yapamadığı ile ilgilidir; neyi yapabildiği ile değil. Bunun içerdiği anlam, oldukça önemlidir, ki bunu da birazdan “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” şeklindeki ünlü deyişin ilk bölümünü incelerken göreceğiz.

Reformculuğun yenilgisi

Engelliliğin reformcu kuramsallaştırmasında engellilik sorunu, kapsama ile ilgili bir sorundur. Temel kategori “engelli”, verili (veya doğal) sayılır ve reformcunun görevi de engellilerin kullanmak istediği kurumlarda, binalarda vb. değişiklikler yapılması konusunda başarılı olmasıdır; böylece onlar engelli olmayan insanların sahip olduğu erişebilme seviyesine yaklaşabilsinler. Hareketin jargonuyla ifade etmek gerekirse “makul değişiklikler” yapılmalıdır ki kişideki bozukluk (kronik hastalık, otizm, down sendromu gibi bir özellik), kişinin bozukluk olmayan insanlarda olduğu gibi şeylere kolayca erişmesini engellemesin. Bu yaklaşıma göre; denk olabilecek bir durumda şeylere ne ölçüde erişemedikleri, onların ne ölçüde engelli olduklarını gösterir.

Her zaman olduğu gibi reformcuların yaklaşımının devrimci tahlili, reformcuların hedeflerine sempati besler; fakat aynı zamanda reformcuların amaçları ile çelişen güçleri de görür ki bu güçler, bir noktada reformculara baskın gelecektir. Bizim hedefimiz, böylesi güçlerle sona ermeyen bir mücadeleye girişmek değil, bu güçleri bertaraf etmektir. Eğer, gördüğümüz gibi, engelli insanlar; grup olarak sermayenin mantığıyla kolayca bütünleştirilemiyorsa onlar ancak belli bir noktaya kadar ilerleyebilirler, bu noktanın ötesinde sermaye onları bastırmaya başlar.

Elbette reformcu yaklaşım zaferler elde edecektir. Gerçekten de reformcular, muzaffer olabilmek için sermayenin düzgün işleyişine sesleneceklerdir. Örneğin İngiltere’de “işe erişim” olarak adlandırılan bir program, engelli insanlar için ekipman, binalarda değişiklik gibi şeyler için para topladı; ki bunun anlamı, belli engelli insanların emek gücünün değerini yükseltilmesidir ve böylece onların emek pazarında engelli olmayan insanların emek gücüyle rekabet edebilecek duruma gelmesidir; böylece bu program engelli insanların iş bulmasına yardımcı oldu. Bu durumun nasıl gerçekleştirdiğini göstermek için basit bir örnek verelim: Eğer bir şirketin binasına tekerlekli sandalye ile erişmek mümkün değilse bu şirketin tekerlekli sandalye kullanan birisini işe alması anlamsızdır. Aynı şekilde, engelli olmayan benzer birisi işe alınabilecekse rampalar için para saçmanın da anlamı yoktur. Fakat eğer rampaların ödemesini devlet yaparsa bu sefer tekerlekli sandalye kullanan kişi, emek pazarında işveren için iyi bir değeri temsil eder. Bu durumda devlet de kazanan taraftadır; çünkü işe erişim vesilesiyle işsizlik ödeneği alan kişi sayısı iş gücüne aktarılır ve bu proje, iş gücüne katılan engellilerin ödeyeceği vergiler yoluyla kendisini finanse eder. Fakat işsizlik oranlarının yüksek olduğu ve devletin engelli ödeneklerini zaten kestiği zamanlarda bu projenin temelindeki mantık çöker; çünkü devletten ödenek gerektirmeden iş yapabilecek engelli olmayan insanlar mevcuttur ve engelli olmayan insanlar zaten devlet için daha az “masraflıdır”. Şu anda böylesi bir durumda yaşamakta olduğumuz için işe erişim, gözden çıkarılmış durumdadır.

Elbette engelli kişilerin devletten hak kazanmasının önemini inkâr etmemeliyiz. Bu dinamik basit bir şekilde; devletin, patronların kârını maksimize etmesini sağlamak için engellileri yönettiği türden bir dinamik değil. Engelli insanlar, genel olarak işçi sınıfı gibi, mücadele edip haklar kazanıyorlar ve böylece kapitalizmin işleyişini değiştiriyorlar. Bu hak kazanımları sermayenin işleyişinin ayağına dolanmaya başladığı zaman, bunları savunmak da zorlaşıyor. Böyle zamanlarda, yani işçi sınıfının tamamının durumunun saldırı altında olduğu zamanlarda, işçi sınıfının en az entegre olabilmiş bölümlerinin en ağır darbelere maruz kaldığı ve bu bölümlerden birinin de engelli insanlar olduğu gerçeği pek de şaşırtıcı olmuyor.

Son olarak, engelli insanların, kapitalist topluma eşit bir düzeyde dahil olma istekleri sonucu devletten haklar elde ettikçe devlete daha bağımlı hale geldiklerini; devlet bu kazanımları kaçınılmaz olarak geri çektiği zaman da çok daha fazla etkileneceklerini belirtmekte fayda var. Engelli hakları hareketinin içindeki bu çelişkiler, bizi engellilik sorununun çözümü için daha radikal çözümler aramaya yöneltmelidir.

Engelliliğin sonlandırılması

Engelliliğin sonlandırılması, kapitalizm altında birçok sosyal hareketin ve popüler fantezinin hedefi olmuştur. Bunun çok sayıda örneği mevcuttur. Soy ıslahı araştırmaları, Nazi Almanya’sında altın çağını yaşamıştı; fakat aslında Nazizmden çok daha eskidir; tarama ve kürtajlarla Down sendromlu çocukların doğmasını engelleme gibi, ciddi öğrenme zorlukları veya zihinsel sağlık sorunları yaşayan kişilerin cinsel davranışlarını “yönetmemiz” gibi, ötanazi adı altında doğrudan cinayet işleme gibi durumlardaki uğraşlarımızla hâlâ hayatımızda var olan bir eğilimdir. Daha az mide bulandırıcı; fakat yapısal olarak benzer olanlar da, doğru tıp bilimi sayesinde kimsenin engelli olmak zorunda kalmayacağı tekno-fantazilerdir.

Bu yaklaşımların ortak yönü, engelliliği ortadan kaldırmayı istememeleridir; bunlar engelli insanları ortadan kaldırmak istemektedir. Engellilik basit bir insan topluluğu değil de kapitalist sosyal ilişkilerin bir özelliği olduğu için bu yaklaşımlar, bizim onları ahlaken ne kadar kabul edilir bulup bulmamamızdan bağımsız olarak yenilgiye mahkumdur.

Eğer engellilik kapitalizme özgü bir özellikse ve eğer komünizm, kapitalizmi sonlandıracaksa mantıksal olarak komünizm, engelliliği de sonlandıracaktır. Fakat bu nasıl olacaktır? En kaba hatlarıyla bile olsa muhtemel gelecek senaryoları oluşturmak, her zaman tehlikeli bir uğraştır. Yine de neden engelliliğin komünizmde var olamayacağını açıklayan birkaç yorum yapma riskini göze alabiliriz. Komünist toplumun temel özelliğini, üretimin ve genel olarak hayatın özyönetimi olarak ve “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” şeklindeki sloganın uygulama alanı bulduğu yer olarak alırsak, engelliliğin nasıl ortadan kalkabileceğini görebiliriz.

“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” deyişinin engelliliğin bir yönünü nasıl ortadan kaldıracağını görmek kolaydır. Eğer kâra göre değil de ihtiyaca göre üretirsek; fiziksel ve psikolojik çeşitliliğin insan toplumlarının tipik bir özelliği olduğu düşüncesini ve insanların kullanması için üretim yaparken bu düşünceyi de hep aklımızda tutmamızın doğru olduğunu temel alarak binaları, ekipmanları, teknolojileri vb.ni üretmeyi tercih etmememiz için hiçbir sebep olmaz.

“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” şeklindeki söz, engelliliği daha üstü kapalı bir şekilde ele alıyor; fakat aslında komünizmin neden engelliliği ortadan kaldırdığını anlamak için çok temel bir sözdür. Gördüğümüz gibi engellilik, insanların, iyi işçiler olmak için, yapmaları gereken belli şeyleri yapamaması ile tanımlanır. Kapitalizmde işçiler birbirleriyle değiştirilebilir niteliktedir. Biz sadece kârı maksimize edecek biçimde tasarlanmış şekillerde üretebiliriz (veya tüketebiliriz). Üretimin özyönetim altında ve kullanım için yapıldığı bir toplumda; insanların, yapabildikleri çok sayıda şey varken yapamadıkları şeyleri öne sürerek topluma katkıda bulunmalarını engellemek, akıl almaz bir durum olurdu. Batı kapitalizminden daha az bolluğa sahip olan toplumlarda, insanların topluma katkı koymadan yaşamalarını mümkün kılacak artık değer yoktur; fakat üretime katılan engelliler korkunç biçimlerde sömürüye maruz kalırlar. Kapitalizm, özel olarak engelli insanların, genel olarak da işçi sınıfının tamamen veya sıkça topluma katkıda bulunmalarını engelleyecek hem gerekli artık değeri hem de gerekli üretim mantığını yaratmıştır. Komünizm, insanların en iyi nasıl yapabiliyorlarsa öyle katkıda bulundukları prensibine göre üretimin özyönetimi vesilesiyle, kapitalizmin dışlayıcı pratiğini ve kapitalist üretimin üzerinde yükseldiği yabancılaşmamantığını aşmaktadır. Toplumun yeniden üretimine herkesin, “bozukluk” gibi faktörlerden bağımsız olarak tam ve eşit şekilde dahil olması, elbette komünizmin hedefidir; kişinin özgürce gelişmesinin koşullarının herkesin özgürce gelişimi koşulları olduğu toplumun da temelidir.


Çevirmen: Duygu Becerik

Kaynak: https://libcom.org/library/communism-real-movement-abolish-disability