Lord Byron’ın Günlüklerinin Yakılması

1768’den nihayet 2002’de satılana kadar İngiltere’nin en ünlü yayınevi, John Murray adında bir adam tarafından yönetildi. John Murray tek bir adam değildi; aynı aileden aynı adı taşıyan yedi kişiydi (1’den 7’ye sayıya göre ayırt edilirler.) İlk John Murray hariç hepsi, şirket satın alındıklarında ve Hodder Headline’a devredildikten 10 yıl sonra da dışı hala ismini taşıyan 50 Albemarle Caddesi, Piccadilly’deki binada çalıştı.

Edebi yeteneklerin esrarengiz dedektifi olarak tanınan John Murray II (1778-1843) babasının şirketini 1812’de, Lord Byron’un (1788-1824) eserlerini yayınlamaya başladıktan bir yıl sonra,  Edinburgh’dan Albemarle Caddesi’ne taşıdı. Byron’ın destansı şiiri Childe Harold’ın Hac Seyahati, beş gün içinde satış yapan ve 24 yaşındaki şairi çağının süperstarına dönüştüren ani bir sansasyona döndü. Byron’ın kendi sözleriyle; “Bir sabah uyandım ve kendimi ünlü buldum.” Hayatının tamamı boyunca ve ondan sonra yüzyıllar boyunca, açıkça dünya tarafından bilinen en büyük şair olarak görüldü.

Yayımcı ve şair, ilk defa ofislerin üst katındaki çizim odasında bir araya geldi; daha sonra, İngiliz edebiyatının kaybolduğu tarihin en kötü şöhretli olaylarından birine ev sahipliği yapacak bir oda.

1820’ler ilerledikçe, Murray’in firmasının servetleri de ilerledi. Washington Irving ve Sir Walter Scott’ın yanı sıra Jane Austen’ın Emma, Northanger Abbey ve Persuasion‘ını da yayımladı. Evindeki, “Saat 4 Arkadaşları” olarak da bilinen düzenli öğleden sonra çayları, evin Londra’daki en büyük ve en parlak isimler için bir buluşma noktası olmasını sağladı.

Ancak, Byron için geçen yıllar bu kadar kârlı olmamıştı. Adı, toplum boyunca fısıldanan cinsel hafifmeşreplik, evli kadınlarla ilişkiler, gayri meşru çocuklar, eşcinsellik, sodomi ve hatta ensest iddialarıyla ilişkilendirilmişti ve fısıltılar daha da yükseliyordu. 1816’da Byron İngiltere’yi temelli terk etti, kısa süren hayatının son sekiz yılını yurtdışında sürgünde geçirdi.

Byron 1824’te Yunanistan’da, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Yunan Bağımsızlık Savaşı’nda bir bölük askere liderlik ederken geçirdiği bir ateşli hastalıkla öldü. Daha önce skandal olan Byron öldüğü zaman tutkusu, evcilleştirilmemiş doğası, kibirliliği, kederliği, işkence gören ruhu, karışık aşk-hayatı ve zamansız ölümüyle kutlanan bir kahraman oldu. Sadece Romantik kahramanın şablonu olmakla kalmadı; Byron’un adı, kapsadığı soylu erdemler ve trajik kusurlar için bir deyiş oldu.

Vücudu İngiltere’ye geri gönderildikten sonra (kalbinin çıkartılıp Yunanistan’da gömüldüğü yaygın söylentileriyle), “kuşkulu ahlak”ı eleştirilerek Westminster Abbey’de gömülmesi reddedildi. Tüm İngiliz şairlerin en iyilerinden biri olan Byron’a 1969’a kadar Abbey’de bir anıt bile vermedi.

Manastırın kapılarının ona kapanmasıyla, vücudunu Londra’dan alıp Nottinghamshire’da Hucknall’a (atalarının evi Newstead Abbey’e yakın) götürmek üzere uzun bir cenaze töreni organize edildi. Byron’ın vücudu Highgate’ten geçerken, düzenli ve gizli afyon alımlarını yaptığı genç eczacı çırağının yanındaki yaşlı çağdaşı Coleridge onu izliyordu.

17 Mayıs 1824’te, Byron’ın ölümünden bir ay sonra John Murray, 50 Albemarle Caddesi’nin üst katındaki çizim odasında edebiyat tarihinin en kötü şöhretli eylemlerinden birini gerçekleştirecekti.

1822’deki sürgünü sırasında, Byron edebi vasisi olarak İrlandalı şair Thomas Moore’u (1779-1852) seçti ve daha sonra yayınlanmak istediği kişisel anılarının bir el yazmasını ona teslim etti.

Ama Byron’ın ölümüyle birlikte ve halkın onun adını taşıyan her şeye karşı yaygara koparmasıyla, Murray bir karar verdi; Moore, Byron’ın iki ciltlik anılarını sunduğunda Murray, buna karşı bir şey yapma kararı aldı.

Byron’ın anılarının yok edilmesi gerekiyordu.

Byron’ın 5 arkadaşının ve vasiyetinin vasisinin anlaşmasıyla (ve Moore’dan gelen tek karşıtlıkla) erkekler sayfaları ayırmaya ve çizim odasının şöminesinde sayfaları yakmaya koyuldular.

Byron ne yazmış olursa olsun, Murray anılarının çok kepaze olduklarına, Byron’ın itibarını sonsuza dek sarsacaklarına ve muhtemelen kendisinin bunları yayınlamaması gerektiğine inanmıştı. 1832’de Byron’ın biyografisini yazan ve anılarının yok edilmesine izin verdiği için ağır bir şekilde eleştirilen Moore bile, hiçbir zaman içeriklerini ifşa etmemiştir.

Byron’ın yazdığı, Murray’i çok derinden sarsan şeylerden sadece bir şey biliyoruz; Albemarle Caddesi’ndeki evi baca yoluyla terk etti.

Yok edilmeleriyle birlikte Byron’un hatıraları kötü şöhret kazandı; hiç kimsenin okumayacağı en ünlü edebiyat eseri oldular.

Daha sonra yüzyıllar boyunca büyük bir Byron portresi, son sözlerini sessiz kül lekeleri ve kurum haline getiren o şöminenin üzerinde asılmıştır.

 

Çevirmen: Nisa Küçük

Kaynak: https://darkestlondon.com/2011/11/09/the-burning-of-lord-byrons-diaries/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları