Marquis de Sade Kimdir? – Bölüm 3

“120 Gün” 1789’da, Bastille’de ihtilalin etkilerini gösterdiği sırada ortadan kayboldu. Birkaç gece öncesinde Sade, hücresinden aniden çıkarılıp başka hücreye aktarıldı. (Uyduruk bir megafon kullanarak kalabalığa; tutukluların öldürüldüğünü, bu yüzden onlara yalvardıklarını ancak tüm bu provokasyonların bekçide bir tesir bırakmadığını söylüyordu.) “Kan kusup kızılcık şerbeti içtim.”diye yazmıştı Sade ve ölürken el yazmasının, Bastille yağmalandığı sırada onunla birlikte yok olduğunu sanmıştı. Ne iştir ki yanılıyordu. Bastille yağmalanmadan 2 gün önce, keskin görüşlü bir sivil, duvara sıkıştırılmış bir rulo görmüş ve bilinmeyen bir sebepten ötürü o ruloyu saklamıştı. Tarihçiler bu sivil hakkında adından başka bir şey bilmiyorlar: Arnoux de Saint. El yazması, zengin bir Fransız’ın ellerine düşmüştü ve daha sonra 1904’te, Alman bir koleksiyoncunun bu el yazmasının 180 tane kopyasını yapmasıyla Berlin’de tekrar ortaya çıkmıştır ve bu eser, erotik konulu eserler arasında dünya çapında yerini almıştır.

Sade soyunun bir halkası 120 Gün’ü, 1929’da Fransa’ya getirdi ama daha sonra 1982 yılında bu soyun torunlarından biri parşömeni bir kitap satıcısına verdi ve bu kitap satıcısı, parşömeni İsveçli bir koleksiyoncuya sattı. Bunun ardından parşömenle ilgili iki yasal mesele patlak verdi. Fransa’daki bir mahkeme bu parşömeni, Uluslararası Polis Örgütü’nün “çalınan eserler” adlı listesine ekledi, ayrıca İsveç mahkemesinde görülen dava, Cenevreli koleksiyoncunun “parşömeni almasındaki iyi niyetinden dolayı” koleksiyoncunun lehine işliyordu. Fransız Ulusal Kütüphanesi’nin parşömeni satın alma talepleri ise reddedilmişti.

2011 yılına kadar parşömenle ilgili bir gelişme olmamıştı ta ki 2011’de, 1922 yılında vefat eden İsveçli koleksiyoncunun oğlunun, parşömeni satmakla ilgili girişimlerde bulunmasına kadar. “Haberleri duyduğumda çok sevindim.” demişti Lheritier, “Adeta keçi gibi tepindim.” demişti. Lheritier üç yıl boyunca, parşömeni Uluslararası Polis Örgütü’nün listesinden çıkarabilecek onay yetkisine sahip olan, aralarında Fransız koleksiyoncuların da bulunduğu heyetle anlaşmaya uğraşmıştı. Sonunda aileler arasında 7 Milyon Euro (9.6 Milyon Dolar) paraya anlaşma sağlandı ve böylece Lheritier, geçtiğimiz mart ayında Cenevre’den parşömenle birlikte özel jetiyle ayrıldı ve zafere ulaşmış oldu. Üstündeki fiyat etiketi romanı dünyanın en değerli el yazmaları arasına soktu; Leonardo Da Vinci’nin Codex Leicester adlı eserinin, Magna Carta’nın, John James Audubon’un tamamladığı Amerika’nın Kuşları adlı eserinin ve daha nicelerinin arasında en değerlisi. (Kasım ayında Fransız yetkililer Lheritier ve cömertçe finanse edilen şirketini,  Ponzi Sistemi’ni kullandığı için soruşturmaya başladılar ve Lheritier iddiaları reddetti.)

Parşömene karşı duyulan ince saygı, Sade’ın övündüğü “şu ana kadar yazılmış en saf olmayan” yırtıcı içerikle zıtlık oluşturuyordu. Yazılanlara bir göz attığımda Sade’ın en çılgın hayallerinin nüvelerini gördüm: Korkunç atıflar, dinle ve yönetimle ilgili ileri geri söylemler…Roman, her iki cinsiyetten 28 genç kurbanı hapse mahkum etmiş 4 ahlaksız aristokratın hikayesiyle ilgili. Roman, birçok eleştirmenin de okunmasının sakıncalı olduğu konusunda hemfikir olduğu üzere oldukça sadist bir içeriğe sahip. Sade’ın biyografi yazarı Francine du Plessix Gray bunu “psikotik sınır” olarak adlandırdı. Lheritier bile Sade’ın sorunları olduğunu itiraf ediyor ve “Sade delirmişti. Bu kitap bütün gaddarlıklara bir özürdür. Altı sayfa kadarını okumanız kitabı rafa kaldırmanız için yeterli, daha fazlasını okumaya dayanamazsınız.” diyor.

Devrimden önce Fransa’da soylu erkekler, statüleri ve zenginlikleri nedeniyle cezai uygulamalardan kolaylıkla kaçabiliyorlardı. Bugün, Sade’ın ahlaksızlıklarla dolu hayatı kelimenin tam anlamıyla dehşet vericidir. Marquis’nun ilk skandalı 1763 yılında, genç bir hayat kadınını odaya kapatıp, onu bir haça bağlayıp eziyet etmesi ve daha sonra ona dokuz kamçılı bir kırbaçla eziyet etmesiyle ortaya çıktı. Beş yıl sonra Arcueil köyünde, Marquis yine bir kadını kamçılamış (yasal belgelerle kanıtlanmış) ve kadının sırtına sıcak mum damlatmıştır; daha sonraları kadın polise gittiyse de kendisine rüşvet verilerek suçlamaları geri alması sağlanmıştır.

Sade bu olaydan sonra Fransa’nın güneyine, restore edilen Lacoste kasabasındaki şaşalı şatosuna, Provence’e kaçmıştır. Günümüzde Luberon olarak bilinen bu bölge, Yazar Peter Mayle’ın katkılarıyla yenilenmiş çiftlik evleri, tombul zeytin ağaçları ve yemyeşil vadileriyle çok sevilir ancak 18.yüzyılda burası Paris’ten bir hafta zorlu bir seyahat gerektiren çiğ ve uzak bir ormanlık alandı, kraliyet memurlarından saklanmak için mükemmel bir sığınaktı. Sade, karısı Pelagie’ye iyiliksever biriymiş ve çocuklarıyla oyun oynamaktan hoşnutmuş gibi davranırdı. Evindeki hizmetliler zampara bir uşaktan (çoğu zaman değil) ve Gothon isimli, Sade’ın dediğine göre “İsviçre’de yaşamış olan kadınlar arasında kalçası en güzel olan” bir hizmetçi kadından oluşmaktaydı. Sade işlediği suçlardan birini bu mekanda, 1774’te işlemişti. Beş genç kadını ve bir adamı 6 hafta boyunca şatoda esir tutmuş ve tiyatral bir şekilde karısının gözleri önünde darp etmişti.

1789’da Sade’ın şatosu tamamiyle harabeye dönmüş haldeydi fakat 20.yüzyılda ardında bıraktığı harabe, Henri Cartier Bresson ve Lawrence Durrell gibi bir çok seyyahın gezdiği bir durak haline geldi. Sade’ın ardında bıraktıklarına olan ilgi büyüdükçe Locaste de çok ilgi çekiyordu.

Yazar:  Tony Perrottet

Çevirmen: İrem Taşdemir, Alperen Narmanlı, Berfin Emekli

Kaynak: https://www.smithsonianmag.com/history/who-was-marquis-de-sade-180953980

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları