Meydan Okuma : Plastik Atıksız Alışveriş

Samantha Lea ile tanışın. İstanbul da yeni bir Sıfır Atık figürü.

“Bu fedakârlıkla ilgili değil”   

“İngiltere’de, doğduğum yerde, pek çok insanın küçük bir bahçesi vardır. Sadece kendilerine ait küçük bir yeşil alan.” Bir insanın atıksız bir yaşama nasıl başlayacağını sorduğumda açıklamaya şöyle başladı:

-On üç yıldan beri kendime ait bir bahçem olmadığını fark ettim.

Bilirsiniz, 20’li yaşlarınızda, kendi hayatınızı yaşamakla çok meşgulsünüzdür ki çevrenizi, kim olduğunuzu, çevre ve onunla ilgili sorumlulukların izini kaybedersiniz. Son birkaç yılda daha büyük bir doğal hayatın parçası olduğumuzu iyice kavramaya başladım.”

“Bakış açım aşağı yukarı şöyleydi: Bahçeler ve bahçecilik yeşil alanlara ve doğaya önayak oldu. Bu, bazı temel çevresel sorular ve, kaçınılmaz olarak, güncel atık problemleri hakkında daha fazla düşünmeme yol açtı. Sonra New York’ta bir Sıfır Atık simgesiyle karşılaştım; Lauren Singer. Daha sonra ise Bea Johnson’un ailesiyle. Dostum, atıklarını bir kavanoza sığdırıyorlar! Bir kavanoza!”

“Çoğu insana göre bu aşırı gözükebilir. Ben hala bu tür bir şeyden epey uzağım. Buna meydan okuma diyorum! Önemli olan hızlı sonuç alma değil; sürecin kendisi.”

Bazı verilere göre toplanan atıkların %98’inin çöp sahalarına gönderildiği bir ülkede yaşayan Samantha’nın yaşam tarzını değiştirme kararı etkileyici. “Çevre dostu biri olmak için çevre dostu bir bölgede yaşamanız gerekmiyor.”

İstanbul’da kendisini en fazla hayal kırıklığına uğratan şeyin insanların atık ile çöpü birbirine karıştırmaları olduğunu dile getiriyor. “Sıfır Atık olduğumu söylediğimde çevremi daha temiz hale getireceğim anlamına gelmiyor. Bu, doğanın, oluşturduğumuz atıkların üstesinden gelebileceğinden emin olmak demek.”

Bugün Samantha’nın cumartesi alışveriş turuna katılıyoruz. Kadıköy’de yaşıyor ve Kadıköy merkezinde ihtiyacı olduğu her şeyi bulabileceği çeşitli pazar benzeri dükkanlar olduğunu söylüyor. Ayrıca, her şeyi plastik poşet kullanmadan VE paketlenmeden satın aldığını iddia ediyor. Bunu nasıl başardığını görelim.

Sıcak bir cumartesi öğleden sonrası Samantha ile yola çıkarken bana yeşil, taşınabilir şişesinden su teklif etti.

“Bu şişeyi son 5 yıldır koruyorum ve o zamandan beri plastik bir şişe satın almadım” diyor. “Yanıma almayı unutursam cam bir şişe satın alıyorum. Bunlar daha pahalı ancak ilk olarak şişemi bir daha unutmamama yardım ediyor; ve ikincisi, böyle yaparak ne kadar para tasarrufu yaptığımı bilemezsin!”

“Bu gerçekten büyük bir ilk adım. Herhangi bir pazartesi günü birdenbire Sıfır Atık olamazsın, olmamalısın da. Bu işe yaramayacaktır ve tüm motivasyonunu kaybedersin. Her seferinde bir adım. Fazlasını yapmak için gerçekten ilham veren bir adım. Su şişesi de harika bir başlangıç.”

Samantha bana kendisinin yaptığı parlak alışveriş çantalarını gösteriyor. Pek çok türü var. Her şeye uygun kalın pamuklu, ekmek için yumuşak beyaz çantalar, meyve sebze için iplik çantalar, balık ve et için kanvastan yapılmış olanlar. Çok sayıda plastik saklama kabı ve cam kavanoz da gösteriyor. İşte alışveriş setimizle birlikte başlamaya hazırız!

“Plastik poşetler de başlamak için iyi bir yol, çok kolay. Sadece onları almayı bırakın!. Düşünsene – hiçbir zaman kaybolmayacaklar. Hiçbir zaman yok olmayacaklar. Ve “parçalanabilir” çantalardan bahsetmek bile istemiyorum.

İnsanlar biyolojik olarak “gübrelenebilir” ile “parçalanabilir” olan arasındaki farkı bilmeliler. İlki zaman içinde yeniden doğanın bir parçası haline gelecek, diğeri küçük parçalara bölünecek ve doğanın bir şey yapamayacağı şeyler olarak kalacak.”

“Böylece arkadaşlarım ‘Yeşilci olmak için ne yapabilirim -ama sadece birazcık-?’ diye sorduklarında onlara ilk yeşil alışveriş çantalarını ben veriyorum.”

İlk durağımız bal dükkanı.

Sahibi Samantha’yı tanıyor gibi. Hiç soru sormadan elindeki kavanozu alıyor, bir tartıda ağırlığını ölçüyor ve dükkanın daha önce fark etmediğim bir köşesinde bulunan büyük cam bal kavanozunun yanına gidiyor. Hep al-götür türünde paketlenmiş bal kavanozları görürdüm ama burada bütün, kiloluk bal vardı

Samantha gülümsüyor: “İstanbul’da yiyecekleri tarttırarak satın almak için çok fazla imkan var. Çok fazla! Sadece bakman gerekiyor. Örneğin yakınlarda domates salçası buldum.

Ve şu zeytinlere bak… ve tabii baharatlar. Her tür fasulye. Bu şekilde Nutella’yı nereden alacağımı biliyorum! Sadece yenisini kullanmaktan kaçınmak için kendi paketinle gitmen gerek.”

Bunu kanıtlamak için kuruyemiş ve baharat satan bir dükkana girdik. Samantha iki küçük kavanoz verdiğinde genç satıcı karşı çıkmıyor.

“Aynı konuşmayı defalarca yinelememek için aynı yerlere gitmeye çalışıyorum çünkü her zaman biraz açıklama gerekiyor. Plastik poşetleri vermeyi çok istiyorlar! Bedava olduğunu söylüyorlar. İki tane al diyorlar! Şimdiye dek duyduğum en iyisi: Ekmekleri poşete koymadan elimde taşımak ayıpmış.”

“Buna getirdiğim tek çözüm, gülmek. Komik bir şey söylemişler gibi. Bir şaka. Sonra yürüyüp gitmek. Muhtemelen gelecek sefer aynı şeyi söylemezler.”

Satıcının kirazları neşeyle şeffaf poşetlere koyduğu bir meyve tezgahına doğru ilerliyoruz. Ağ örgülü çanta satıcının içini görmesine olanak sağlayarak görevini yerine getiriyor. Satıcıya kendi çantalarını getiren çok insan olup olmadığını soruyorum. Başını sallıyor. “Yabanci”, yüksek sesle gülüyor.

Sebzeciler de Samantha’nın çantalarına alışmış. Aynı fiyatta olan sebzeleri aynı file çantaya koyuyor ve sonra fiyat etiketlerini parmaklarına yapıştırıyorlar. Satıcı da buna gülüyor; Samantha’nın aşırılığından keyif aldığı belli.

Şimdi saklama kabı zamanı. Fırıncı tezgahının arkasındaki genç yardımcının kendisine niçin bir kutu uzatıldığını anlayamadığı bu an bir ilk. Kafası karışmış görünüyor ancak kurabiyeleri kabı tartmadan direk içine koyuyor (ki tabii bu da ağırlığının fiyata eklenmesine yol açıyor).

“Bu olaydaki kutu tupperware yapım ve çok hafif. Boşvermek istiyorum ancak sonraki sefere öğrenmiş olmaları için genellikle üsteliyor ve açıklıyorum”, diyor Samantha.

Gerçek başarı pazarın balıkçılar kısmında geliyor. Samantha beni direkt olarak isteklerini benimseyen favori dükkanına götürüyor. İki balık almayı başardı.

Balıkları bir saklama kabına koydu, sonra kabı sadece balık ve et için hazırlanmış özel bir kanvas çantaya yerleştirdi. Kolay, temiz ve açıkçası daima başıma geldiği şekliyle çok sayıda kokulu ve kirli plastik poşetten çok daha iyi gözüküyor.

Eve geldiğimizde ve tüm yiyecekleri masaya koyduğumuzda tek bir plastik poşet ya da paketleme bulunmayışına inanamadım. Ne çok denediysem de sonunda en azından birkaç plastik poşetle dönmüşümdür. Önümde ilk kez gördüğüm bu görüntü gerçekten ilham vericiydi!

Samantha birkaç noktayı benimle paylaşıyor. Tavuğu ele alalım. Ambalajsız tavuk bulmak neredeyse imkansız. Hatta bir seferinde satıcıyla bu ucuz köpük kaplar hakkında konuştu ve satıcı da bu kapları sevmediğini itiraf etti. Geçmişte kullandıkları özel kağıdı yeğlediğini söyledi. Ancak şu anda köpükten yapılanlar daha ucuz.

Çikolata. Hayal etmesi kolay. Ve artan oranda, yoğurt.

“Türkiye’de ayrıca bir paradoks var. Tüm organik ürünler sıkıca plastikle paketlenmiş durumda. İnanılmaz!” Gülüyor. O gün “plastiksiz” alışveriş yolculuğunda epey güldük. Umut ve neşe ile dolu hissettim. Samantha’nın dükkan sahipleri ile yaptığı konuşmalar ve onları ikna edişi hoşuma gitti.

“Bazen ne diyorum biliyor musun? Niçin bu kadar önemsediğimi gerçekten anlamayan biriyle karşılaştığımda? Onlara İstanbul’u kurtarma misyonunda olduğumu gururla söylüyorum. Boğaz’ı kurtarmak için. Türkiye‘yi daha iyi bir yer yapmak isteyecek kadar çok sevdiğimi. Bazen işe yarıyor.”

Samantha’nın blogunu www.thishappylowlife.com linkinden takip edebilir ve Zero Waste Turkey Facebook grubuna https://www.facebook.com/groups/ZeroWasteTurkey/ linkinden ulaşabilirsiniz.

Yazar: Anastasia Laukkanen

Çevirmen: Özay Gököz

Kaynak: http://www.yesilist.com/en/challenge-plastic-free-shopping/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları