Mini Etek Kandırmacası: McMaster Nasıl Afgan Akınına Kapıldı

Raporlara göre General H. R. McMaster, Afgan kadınların medya tarafından “mini etek” olarak tarif edilen kıyafetleriyle göründüğü yukarıdaki fotoğrafı göstererek Başkan Trump’ı Afgan savaşına yönelik uzun süredir devam eden karşıtlığından vazgeçmesi konusunda ikna etti. The Washington Post şu ifadeleri kullandı:

“McMaster’ın Trump’ı bu konuda yeniden gayret göstermesi için ikna etmek üzere denediği yollardan biri, onu Afganistan’ın umutsuz bir yer olmadığına inandırmaktı. O, Trump’a Batı normlarının önceden var olduğunu ve geri gelebileceğini göstermek için 1972 yılında mini etekle Kabil’de yürüyen Afgan kadınların siyah-beyaz bir fotoğrafını sundu.”

Buradaki ironi şudur ki 1972’de bu fotoğraf Kabil Üniversitesi’nde çekildiğinde Afganistan, Sovyetler Birliği’nin etkisindeydi -1953’te Başbakan Mohammed Daoud Khan’ın iktidara gelip kadınlar için eşit hakların da içinde dahil olduğu reformu hayata geçirdiğinden beri Afganistan’da Sovyetler Birliği’nin etkisi mevcuttu. Sonraki sene, Khan, Kral Mohammed Zahir Shah’ı görevden aldı ve böylece Kızıl Ordu’nun yanında Sovyet yardımları da akın akın geldi.

Daha fazla ironi: Komünist rejimi deviren ve Afgan hükümetiyle Sovyet destekçilerine karşı gerilla savaşı yürütenler, Amerika Birleşik Devletleri ve Washington’ın o zamanlardaki müttefiki Usama Bin Ladin’di. Son Sovyet birlikleri 1989’da ayrıldı ve o zamandan beri Afganistan’da hiçbir yerde mini etek görülmedi.

Gen. McMaster tüm bunları biliyor: Başkanımız bilmiyor. McMaster Afganistan’a komünizmi geri getirebileceğine mi inanıyor? Espri yapıyorum; fakat niyetim ciddi. Çünkü komünistler, Başkanımızın yapmamaya ant içtiği şeylere teşebbüs ettiler: Dağların koruduğu vadilerden -ki onlar zamanın ya da ilerideki fatihlerinin göklere çıkarılan hırslarının henüz el sürmediği kale burçlarıydı- bir ulus yaratmayı amaçlıyorlardı.

İşte Trump, tarihimizdeki en uzun savaşı haklı çıkarmaya çalışıyor:

Bu gece, 11 Eylül saldırılarından yaklaşık 16 yıl geçmişken, kan ve değerlerle yapılan olağanüstü fedakarlıklardan sonra, Amerikan halkı zafersiz savaşlardan bezmiş olması hakkında konuşmak için buradayım.

Bu durumun Afganistan’daki savaştan, 17 yıl süren Amerika tarihinin en uzun savaştan, daha belirgin olduğu başka bir yer yok. Amerikan halkının hayal kırıklığını paylaşıyorum. Her şeyden önce güvenlik çıkarlarımızı korumak yerine kendi sistemimizi yansıtacak şekilde diğer ülkeleri yeniden inşa etmeye çalışan ve bu uğurda çok fazla zaman, enerji, para ve hepsinin üzerinde can harcayan bir dış politikanın sebep olduğu hayal kırıklığını da paylaşıyorum.”

Buradaki kibirden çark edişle mini etekli Afgan kadınlarının fotoğrafı nasıl örtüşebilir? Bu mümkün değil; ama biliyoruz ki Trump, çelişkilerden ibaret:

“Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, Savunma Sekreteri Mattis’e ve ulusal güvenlik takımıma, Afganistan ve Güney Asya’daki stratejik seçenekleri kapsamlı bir şekilde incelemeleri için direktif verdim.

Başta içgüdülerim, Afganistan’dan çekilmem yönündeydi ve geçmiş deneyimlerim doğrultusunda içgüdülerime uymayı severim. Fakat hayatım boyunca, oval ofisteki masanın başına oturduğunda verdiğin kararların çok daha farklı olduğunu duydum. Bir başka deyişle Birleşik Devletlerin Başkanı olduğunda.”

Böylesi bir ihanet itirafı, daha önce kamuya mal olmuş birisi tarafından dile getirilmiş midir? Yıllardır bize Afganistan’da bulunmanın can ve para kaybı olduğunu, oradan çıkmamız gerektiğini söyledi. Ve şimdi tutumunu değiştirdi; çünkü McMaster ona mini etekli Afgan kadınların fotoğrafını gösterdi. O kadar kolaymış ki –fazla kolay!

O, bu sebeple Afganistan’ı son derece ayrıntılı bir biçimde ve akla gelen tüm açılardan incelediğini iddia etti. Gerçekten mi? Afganistan’ı hiç kimsenin ele geçiremediğini anlayacak kadar çalıştı mı? Büyük İskender’in bile geri dönmesine neden olan acımasız toprağın masalsı tarihi üzerinde durmuş muydu? Afgan kadınlarının dizlerini göstermeye cüret ettiği bu fotoğrafın mekanını ve bağlamını incelemiş miydi?

Tabi ki de hayır!

“Aylardır yapılan birçok toplantıdan sonra,” diye devam etti Trump:

“Geçen Cuma Kamp David’de kabinem ve generallerle stratejimizi tamamlamak için toplandık. Amerika’nın Afganistan’daki esas çıkarları hakkında üç temel sonuca vardım.

Birincisi; ulusumuz, son derece büyük fedakârlıklara özellikle de can fedakarlıklarına yakışan onurlu ve kalıcı bir sonuç aramalıdır. Ülkesi için savaşarak ülkesine hizmet eden kadın ve erkekler, bizi zafere götürecek bir planı hak ediyor. Savaşmak ve kazanmak için duydukları güveni ve ihtiyaçları olan araçları hak ediyorlar.”

Buradan çıkarılacak ders ne anlama gelmektedir? Boş yere yapılan çıkılan bir seferde kaybedilen hayatlar için savaş tanrısına çok daha fazla can sunulmalı anlamı mı çıkmaktadır? Bize, Trump’ın generallerle birlikte savaş planına karar vermeden önce 5 askerle buluştuğu söylendi. Ne dediklerini öğrenmek isterim. Beyaz Saray bize bunu söylemeyecektir.

Trump, bu ahlaki tersyüz edilişten durumundan gerçeklerin tersyüz edilişine alçalır:

“İkincisi; bu hızlı tahliyenin sonuçları hem tahmin edilebilirdir hem de kabul edilemezdir. Tarihimizde yaşadığımız en kötü terörist saldırısı olan 11 Eylül, Afganistan hükümetinin konfor ve sığınma sağladığı teröristler tarafından planlanmış ve yönetilmiştir. Aceleci bir geri çekilme, El Kaide ve Işid’e hemen dolduracakları bir boşluk yaratacaktır, tıpkı 11 Eylül’den önce olduğu gibi.”

11 Eylül terör saldırıları Almanya, Hamburg’da ve burada, Amerika Birleşik Devletleri’nde, gerçekten de Mar-a-Lago’dan çok da uzak olmayan yerlerde planlanıp yönetildi –Afganistan’da değil. Bu “güvenli sığınak” argümanı o kadar boş ve çok kullanılıyor ki en baştan savma incelemede bile çözülüyor. Ayrıca 16 yıllık bir savaşı bitirmeyi “aceleci bir şekilde geri çekilmek” olarak tanımlayan birini nasıl anlamlandıracağız?

Daha sonra, “Irak’ta mahrum bırakıldığımız zafer” efsanesine maruz bırakılıyoruz. Bu efsane, IŞİD’in yükselişini ABD’nin Irak’tan çekilmesine bağlıyor ki gerçekte IŞİD, İslam dünyasını bölen Sünni-Şii iç savaşında dindaşlarını destekleyen ve finanse eden “müttefiklerimiz” Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki Arap şeyhleri tarafından oluşturuldu. Ve tabi ki Irak işgal edilmeseydi IŞİD diye bir şey olmayacaktı –Trump bile bunu gayet iyi biliyor.

Pakistan’a karşı belirsiz tehditler ederek konudan uzaklaşan “Trump, “büyük ve karmaşık sorunları” çözme kararlılığını yineliyor. Ama nasıl? Bu sefer ne farklı olacak?

“Kapsamlı incelemelerimiz sonucunda; Amerika’nın Afganistan ve Güney Asya stratejileri şu şekilde ciddi biçimde değişecek: Yeni stratejimizin temel direklerinden biri, zamana bağlı yaklaşımdan duruma bağlı yaklaşıma geçiştir. Askeri operasyonlara başlamayı veya bitirmeyi amaçladığımız tarihleri açıklamanın Birleşik Devletler için ne kadar zararlı olacağını defalarca söyledim.

Asker sayısı veya ilerideki askeri eylem planlarımız hakkında konuşmayacağız. Bundan sonra, keyfi zaman çizelgeleri değil, sahadaki koşullar stratejimize yön verecek. Amerika’nın düşmanları asla planlarımızı bilmemeli ya da bizi sürüncemede bırakarak alt edebileceklerine inanmamalı.

Bir çocuk bile buradaki şovenizmi görebilir. Çünkü Afganistan’da sonsuza dek kalmayı planlamadığımız sürece, Taliban’ı bizi bekleyerek alt etmekten alıkoyan nedir? Günün birinde ayrılmamız gerekecek. O zaman bu sessizlik yemininin amacı nedir? Sadece gerçeği Amerikan halkından saklamaktır. Ne Afganistan’da ne kadar asker olduğunu bileceğiz ne de ne zaman daha fazla askerin yollanacağını bilemeyeceğiz: Hepsi kapalı kapılar ardında yürütülecek, böylece onun yabancı düşmanlara karşı attığı nutukları ciddiye alan Trump seçmenleri, onun görevine ve kendilerine ettiği ihanetin boyutunu bilemeyecek.

Saçmalıklar, bir çöplük grevi sırasında biriken atıklar gibi yığılıyor:

“Biz yeniden devlet kurmayacağız. Biz teröristleri öldürüyoruz.” Fakat esas devlet-kuruculuk yapanlar General David Petraeus’un müridi olan General McMaster ve onun “COINdistaları”dır [karşıdevrimciler ve kontrgerilla –Ç. N.] –“stratejilerini” hacıladıkları Sovyetler hariç.

“Pakistan’a milyarlarca dolar para ödüyoruz; fakat onlar savaştığımız teröristlere ev sahipliği yapıyor. Ama bu değişmek zorunda. Ve acilen değişmek zorunda.” Hayır bu değişmeyecek. Senatör Rand Paul’un Pakistan’a giden Amerikan yardımları sonlandırmaya çalıştığı zamanı hatırlıyor musunuz? O zaman da olmadı, şimdi de olmayacak.

“Afganistan Başbakanı’nın da verdiği söz doğrultusunda biz bu savaşın maliyetinin azaltmasını sağlamak için ekonomik kalkınmada yer alacağız.” Meksika’nın Büyük Teksas Duvarı’nın maliyetini karşılayacağı gibi Afganistan da bu savaşın maliyetini karşılayacak. Hayalinde görürsün Sayın Başkan.

“Taahhüdümüz sınırsız değildir ve desteğimiz açık çek değildir.” Son 16 yılda yaşananlar da tıpkı Başkan’ın kapanış sözlerinin içeriği gibi bu ifadeyi çürütüyor. Elbette onlara açık çek veriyoruz; çünkü Afgan hükümetinin kaynakları sadece bizim sağladıklarımızla sınırlı. Ve Trump ne zaman tahliye edeceğimizi veya tahliye edip etmeyeceğimizi söylemeyi reddettiği için taahhüdümüz gerçekten de sınırsız olabilecektir. O, bizi zevkle soyup soğana çeviren Afgan kuklalarımızın bunu bilmediğini mi zannediyor?

Yalanları, çelişkileri, yüz seksen derece dönmeleri, listelemeye daha fazla dayanamam –yazmak değil bunları düşünmek bile canımı yakıyor. Trump’ın seçim kampanyasında vaat ettiği “Önce Amerika” dış politikası artık sadece bir anı ve onun hayretler içindeki destekçileri Amerika siyasi tarihindeki en küstah ihaneti anlamlandırmaya çalışmakla kaldılar.

Yine de burada yabancı devletlere müdahaleye karşı olanlar için halihazırda fark edilemeyebilecek bazı olumlu yönler de var. Çünkü Trump’ın diğer devletlere müdahale karşıtı söylemini ciddiye Trump destekçileri, şimdi durumun neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Bu deneyimi yaşamak zorundaydılar: İhanet aydınlatıcı olabilir.

Yazar: Justin Raimondo

Çevirmen: Gürkan Kızılboğa

Kaynak: http://www.mintpressnews.com/mini-skirt-deception-mcmaster-got-afghan-surge/231317/