Nereye aitsin? Uyumsuz ve Platon’un Devlet’i

Hollywood, kitapları sinemaya uyarlamayı sever. Platon’un Devlet’i beyaz perdede nasıl görünürdü hiç düşündünüz mü? Bahse girerim ki Divergent filmine benzerdi. Hafta sonunu evde köpeklerimle birlikte aylaklık ederek geçirdim ve birkaç film kiraladım. Beklentim düşüktü fakat post-apokaliptik Amerika’da usa dayalı bir yönetime her şeyin üzerinde değer veren bir gruba karşı başkaldıran genç bir kızı konu alan bir filme rast geldim. Gerçekten ilgi çekici! Sonrasında biraz mısır patlattım, köpeklerime mama verdim, battaniyenin altına girdim ve “satın al”ı tıkladım.

Neil Burger tarafından yönetilen Divergent, gelecek bir zamanda Şikago’da geçiyor. Şehir, kendisini dünyanın geri kalanından ayıran bir duvarla çevrili ve duvarın içinde; toplum, insani erdemleri temsil eden beş gruba bölünmüş durumda: Fedakarlar (Kendinden feragat eden çalışan insanlar), Barışçıllar (barışçıl hareket eden hükümet), Adiller (dürüst çiftçiler), Korkusuzlar (cesur asker gücü) ve Bilgeler (bilgin ve zeki eğitimciler). Aileler, çocuklarını doğumundan itibaren olgunluğa erişene kadar kendilerinin mensup olduğu gruba göre yetiştiriyorlar. Olgun sayıldıkları yaşa geldiklerinde, çocuklar kendilerinin toplumdaki yerini belirleyecek bir yetenek testine giriyorlar. Konu, Shailene Woodley tarafından canlandırılan, Fedakarlar’a mensup bir ailenin çocuğu olan fakat kendisi hakkında kesin bir yargısı olmayan Tris adında bir genç kız etrafında şekilleniyor.

Bir sahnede, Tris test için sırada beklerken Korkusuzlar oraya gelir. Korkusuzlar, alana diğer herkes gibi yürüyerek değil, hareket halindeki bir trenden atlayıp yerde yuvarlanarak girerler. Tris bundan çok etkilenir ve onlara katılmak ister. Bir başka sahnede, Fedakarlar’dan bir arkadaşı Korkusuzlar tarafından tartaklanır ve Tris, onu savunmak için öne çıkar fakat ona toplumdaki yerini unutmayıp ona uygun davranmasını hatırlatan abisi kendisini durdurur. Yetenek testinde, onun sadece bir yere ait olmadığı; üç farklı gruba katılabilecek yeteneğe sahip olduğu ortaya çıkar. Uyumsuz (Divergent), ya da rahat durmayan ve toplum için tehdit oluşturan birisi olarak fişlenir. Cana yakın görünen test rehberi, sonuçları Tris’i Fedakarlar’a uygun gösterecek şekilde hızlıca değiştirir ve onun gerçek yetenekleri keşfedilmeden oradan uzaklaştırır. Film, Tris’in istediği grubu seçebileceği bir ilan töreniyle devam eder; onu, seçtiği grupta nasıl eğitildiği ve daha sonra Barışçıllar’ı güçten düşürmek ve gücü ele almak için Bilgeler’in yaptığı planın Tris tarafından keşfedilmesi izler.

Uyumsuz, Devlet’e benzer şekilde insan doğasının çeşitli yanlarını ortaya koyar. Sevgi, aile ve kendinizi korumak için ne kadar çabalayabilirsiniz? Platon’a göre, iş bölümü en iyi toplumu yaratır; çünkü böyle bir toplumda her birey, bütünün yani toplumun içindeki yerlerini ve amaçlarını bilir ve anlar. Ona göre erdemli bir hayat, yaşamaya değer tek hayattır. Onun toplumunda, herkes için iyi olan, bir kişi için de iyidir. Bilgeler’in lideri, bir toplum içinde yaşamanın insanın doğası olduğuna inanır; ama bunun yanında çalmak, yalan söylemek, kendini toplumdaki diğerlerine zarar verecek şekilde korumak da insan doğasının birer parçasıdır. Bilgeler lideri, kendi aklındaki ideal toplumsal yapıyı kurmak için, Korkusuzlar üzerinde zihinsel bir otorite sağlar ve onları, Bilgeler’in önderliğine karşı çıkan tüm grupları etkisiz hale getirecek özel kolluk gücü olarak kullanır.

Ütopya kavramı çok öncelerden beri tartışıldı, konuşuldu ve modeller ortaya kondu fakat insanlar ideal topluma ulaşmak için her zaman yetersiz kaldı. Ben de Platon gibi, Ütopya düşüncesinin harika olduğunu düşünüyorum ve cesur bir şekilde bunu denemek de isterim; ancak bizim türümüzün, doğasından ötürü böylesi bir şeyi başarabileceğinden oldukça şüpheliyim. Özümüzde, bireysel ve ortak çıkarlarımızı korumanın yollarını ararız fakat erdemlerimizle kusurlarımızı dengelemek için verdiğimiz içsel mücadele, bir tür olarak evrilme hedefimizi karışık hale getiriyor. Uyumsuz bu temaları oldukça başarılı işliyor. Kate Winslet tarafından canlandırılan Bilgeler’in liderine göre toplum, Platon’un da Devlet’te ortaya koyduğu gibi, ancak her birey doğal konumunu anlayıp özüne uygun hareket ettiğinde düzgün işleyecektir. Bununla birlikte, tüm kalbiyle yetenek testinin düzgün işlediğine ve uygulanması halinde topluma yarar sağlayacağına inanır. Ancak testin ve bu toplum biçiminin onun içinde bulunduğu toplumsal grup tarafından ortaya çıkarıldığı gerçeğini gözetirsek, onun iddiaları ikiyüzlü ve özel çıkarla dolu gözükür. Buna rağmen ben; Platon’un, birbirleriyle uyum içinde yaşadıklarında ve kendi öz yeteneklerini sahiplendiklerinde, bireylerin de geliştiği yönündeki iddiasına katılıyorum.

Platon herkesin bir amacı olduğunu iddia eder ve bu amaç sahiplenilmeli, büyütülmeli, kişisel fazilet ve toplumsal yarar için ulaşılabilir hale getirilmelidir. Platon’a göre bu amaç toplumsal ve doğal kaderin ürünüdür; bu ,her bireyin kendi iradesi dışında, kendisi dışındaki güçler tarafından belirlenen bir boşluğu doldurduğu bir doğal kast sistemi demektir. Erken çocukluk eğitimi, tartışılsa da, eğitime daha eşitlikçi yaklaşarak bu kusuru düzeltmek için çabalar. Her çocuk, yaşıtlarıyla aynı hızda ve hemen hemen aynı şekilde matematik, İngilizce ve fen bilimleri gibi konuları belirli bir seviyede öğrenir. Farklılıklar ve bireysel tercihler, görünüşte, en iyi ihtimalle yok sayılır, en kötü ihtimalle bastırılır ki hiçbir öğrenci “geride kalmasın” (eklemek gerekir ki bunun değişiyor olduğunu düşünmemiz için yeteri kadar işaret var). Bireyler lisans eğitimine, yani yirmili, hatta otuzlu yaşlara kadar sadece kendi yeteneklerine ve yaşamdaki tutkularına eğilme şansı bulamazlar, tabi eğer bir tutkuya sahip olma şansını yakalarlarsa.

Kabul etmek gerekir ki bu karmaşık ve önemli bir tartışma ve ben burada, bu konuya hakkını vermeden ve yetersizce yer vermeyi aslında pek istemiyorum. Tartışmayı buraya taşıyorum çünkü filmde de, Devlet’te de hayatta bir amaca sahip olmak ve kişisel yeteneklerin farkına varmak temel bir motif ve bu iki yapıt da bizleri, psikolojik ve epistemolojik araçların insanlık bilinciyle daha fazla donanmamızda oynadığı rolü düşünmeye teşvik ediyor. Film, tek bir amaca hizmet eden bir toplumu gösterse de, hikâyenin verdiği mesaj; sadece bilge, fedakâr ya da bir asker olmak için ne kadar çok çalışırsanız çalışın, bu özelliklerin hepsini dengelemeyi öğrenemediğinizde başarısızlığa uğrayacağınızla ilgili. Bence bu doğru; çünkü sadece aklıyla hareket eden bir insanda, bir yalanın artık yüce olmadığını görecek tepkisellik eksik olacaktır. Ve bu noktada eğitim sistemimizin doğru olduğunu düşünüyorum: çok yönlü olmalıyız, ancak sadece nerede duracağımızı ve bize özel yetenekleri kabul edeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Devlet’te Platon, “Ne elde edilmeye değerdir?”, diye sorar. Ardından, bir kişi liderlik kabiliyetine sahipse, muhtemelen yönetmenin ve siyasetin ona en çok uyduğunu iddia eder. Belki de bir birey özünde bir hasta bakıcıdır ve tıp alanı onun hedefi olmalıdır.

Platon’un düşüncesi, çocuklarımızı pek çok değişik alanda deneyim sahibi yapmamız ve hangisinin onlara en çok uyduğunu erkenden öğrenmemiz yönünde. Kendi ütopyasında toplumu üç gruba ayırır: Bekçiler, İşçiler ve Filozoflar. Bence bir amaca sahip olmamız, güçlü bir yönümüzün olması ve topluma katkıda bulunmamız güzel. Ama ben, genç bir yaşta bu kadar katı bir biçimde belirlenen toplumsal rollerin bireye ya da topluma yararı konusunda şüpheliyim. Uyumsuz’da, Bilgeler’in lideri Platon’un sistemine inanır ve us her şeyden önce gelir; adeta Sokrates başta gibidir. Sokrates gibi, Bilge liderin felsefesi soğuk ve dışlayıcıdır; konuşması, mantığın tüm duyguları sildiğine dair inanca kesin bir bağlanmayı ortaya koyar. Sokrates gibi, o da inançları için ölmeyi göze alır.

Pek çok hikaye, bir kurallar dizisi içinde toplumsal ve kişisel başarı için bir dayanak oluşturmaya çalışır ve insanın gelişiminin bu kuralları takip etmekle mümkün olduğunu iddia eder. Ben, Platon’da dahi ütopik toplumları engelleyen, insan doğasına içkin bir unsur görüyorum. Bu, bizim doğamızda var olan evrim ve yok etme. Evrim konusunda; akıl üstündür ve bireyler, diğerlerine karşı kendilerini korumak isterler. Platon, ütopyasının yalnızca kuramsal olduğunun farkındaydı, çünkü hepimizin içinde erdem ve kusur sürekli bir savaşta. Çocukluktan itibaren iyi olmak için evriliriz, fakat sürekli olarak kişiliğimizin yok olmasıyla sonuçlanacak kötülükler bizi kışkırtır. Erdemlerimiz ve kusurlarımız birbirleriyle oynarlar ve aklımızı bulandırırlar. Devlet’te bile Plato, Devlet’i korumak için yalan söylemenin gerçekleri söylemekten daha mantıklı olduğunu söyler ama acaba böyle bir dengeyi sağlarsak, insanlığı korumak ve bir ütopyada yaşamak konusunda Plato haklı olur muydu?

En azından Batı’daki bizler, erdemli bir hayata yol açacak olan içsel uyumu bulamadığımız için mi başarısız olmuş bir ütopyada yaşamaktayız? Uyumsuz, insanlığın var olduğu herhangi bir ütopyada yalnızca kasvetin ve kötülüğün hüküm sürebileceğini ortaya koyar. Filmin kahramanı, Devlet’in ilkeleri doğrultusunda kurulmuş olan toplum için bir kahraman ama o da Platon’un binlerce yıl önce tahmin ettiği şeyin farkına varır: demokrasi bir popülerlik yarışmasıdır ve adil bir totalitarizm en iyi yöntemdir ancak adil olmaktan uzak ve sonsuz yetkiye sahip bir yönetici altında, sistem bütünüyle bozulabilir. Eğer Platon’un ütopya üzerine düşüncelerini takip edeceksek, bilmeliyiz ki insan doğasındaki bir unsur kolay yok olmaz, ki o da umuttur. Özgürlük, seçim ve iyinin hüküm sürmesini umut ederiz. Yaşama isteğimizin güçlü bir biçimde sürmesini isteriz ve toplumun bir dengeye oturmasını umut ederiz. Son olarak da, bir ütopyayı düşleriz.

 

Yazar: Kelly Perez

Çevirmen: Metehan Akman

Kaynak: http://www.philosophynews.com/post/2014/10/13/Where-Do-You-Belong-Divergent-and-Platos-Republic.aspx