Önsöz: ABD ve Nükleer Yayılmacılık

İnsanlığı ilk defa hedef almış olan atom bombası Ağustos 1945’te Japonya’ya atılmış ve sadece iki gün içerisinde 150.000 sivilin ölümüne yol açmıştı. Böylesine bir katliamla sarsılan Japonya halkı, acı ve harap içinde olmalarına neden olan bu tür nükleer silahlanmaları engellemek düşüncesi ile sonsuza dek “nükleer silahlardan arındırılmış” bir ülke olmaya ant içtiler.

ABD’nin planları ise Japonya’dan oldukça farklıydı…

İşgalci askeri birlikleriyle beraber ABD, Temmuz 1954’te Japonya’ya ait bir ada olan Okinawa’ya gizlice atom bombalarını depolamaya başlamıştı. Japonya’dan yaklaşık  600 km uzaklıkta olan bu silahlar, Japonya’yı değil Sovyetler Birliği’ni hedef alıyordu. Aynı yılın aralık ayına kadar ABD, nükleer silahlarını Japonya’nın en geniş adasına yaymıştı. 1956 yılının şubat ve eylül ayları boyunca daha fazla nükleer füze ve bomba bu kez Chici Jima ve Ivo Jima adalarına depolanmıştı. ABD’nin bunu yapmasındaki neden, Sovyetler Birliği ile çıkabilecek olası bir nükleer savaşta düşmanın Okinawa Adası’nı ilk hedef olarak belirleyecek olmasıydı. Adadaki üslerde bulunan ve oldukça gizli tutulan lokasyonlar Amerikan askerleri için “istirahat ve bakım” görevi görüyordu. Böylelikle Sovyetler’e karşı daha fazla nükleer hücum sağlanabilirdi. Bütün bunlar olup biterken Japonya’da ne devlet ne de halk, topraklarında nükleer silahların depolandığından haberdardı.  

Ağustos 1956’ya gelindiğinde ise bu sefer Corporal ve Honest John adlı “taktiksel” nükleer füzelerini (uzun menzilli balistik füze, namı diğer IRMBs) İtalya’ya  mevzilendirmeye başladı. Bu füzeler tam teçhizatlıydı ve iki anahtarlı basit bir sistem ile (diğer bir deyişle İtalya’daki tabur operatörü tarafından kullanılabilirdi sadece) fırlatılabilirdi. Nihayetinde bu, Nükleer Enerji Yasası’na doğrudan yapılan bir ihlaldi.  

Haziran 1956’da ABD, Küba’ya 150 mil uzaklıkta olan Porto Riko’ya nükleer bombaları konuşlandırmıştı.

Bu arada, Sovyetler Birliği dünyanın ilk kıtalararası balistik füze denemesini Ağustos 1957’de başarıyla gerçekleştirmişti. “R-7” olarak adlandırılan (NATO, “SS-6 Sapwood” ismini vermişti) füzede herhangi bir savaş başlığı kullanılmamıştı. Bundan  iki ay sonrasında ise, Sputnik adı verilen uzay uydusu dünyada ilk defa bir roket aracılığıyla Sovyetler Birliği tarafından uzaya fırlatılmıştı. Yıl sonunda ise, ABD’nin depoladığı toplam nükleer füze sayısı 5828 iken, bu sayı Sovyetler Birliği’nde 650’yi geçmemişti.  

Sovyetlerin teknolojideki bu ilerlemelerine meydan okumak amacıyla ABD, nükleer imparatorluğunu hızlı bir şekilde genişletmeye koyuldu: Aralık 1957’de Filipinler nükleer ve sualtı silahlarına ev sahipliği yapmaya başladı. Şubat 1958’de ise “nükleer silahlardan arındırılmış bölge” olan Grönland, haberi olmadan bu silahların konuşlandırdığı bir diğer bölge oldu. Her ne kadar orta menzilli olsalar da, Sovyetler Birliği’nin merkezi olan batı şehirlerini vurabilecek güçtelerdi.

Yine aynı senenin mart ayında İspanya’nın nükleer silahlara ev sahipliği yapmasıyla, ağustosun sonlarına doğru bunların Fransa’ya doğru genişlemesi ve kurulması ile ABD nükleer silahların yayılması projesi devam etmiş oldu. Birkaç ay sonra ise  ABD Türkiye’ye, tam da Sovyetler Birliği sınırının dibinde, nükleer silahlarını konuşlandırmıştı. Sovyetler’in ABD’yi saldırganlık ve nükleer silahların yayılmasıyla suçladığı her seferde, ABD bu suçlamalara itiraz ederek hem Birleşmiş Milletler’e, hem de Birleşik Devletler halkına yalan söyledi. 40 yıl sonra, 20 Ekim 1990’da yıllardır biriken kanıt karşısında ABD gerçeği açıkladı.

Bunların devamı olarak Ocak 1958’de ABD, Sovyetler Birliği’ni ve Çin’i hedef alan nükleer silahları bu kez Güney Kore’ye ve Tayvan’a konuşlandırdı. Bu silahların konumu, Çin ana karasına 50 km, Sovyetler Birliği’ne ise 150 km uzaklıktaydı. Ülkeyi vurabilme ihtimali olan nükleer füzelerin de sınıra dayanmasıyla SSCB dört bir taraftan kuşatılmıştı .

28 Ekim 1959 yılında  Birleşik Devletler, kuruluşunun yaklaşık 2 yılda bitmesi planlanan ve direkt Sovyetler Birliği’ni hedef alan 15 adet “Jüpiter nükleer füzesi”nin konuşlandırılması hakkında Türkiye’ye bilgi verdi. Bu füzeleri 1.45 megatonluk bir savaş başlığıyla donatılacaktı. Bu, Japonya’ya atılmış olan atom bombasından 97 kat daha güçlü olması demekti.  

4 Mart 1959’a gelindiğinde Sovyetler Birliği ilk defa kendi ürettiği, daha sonra Küba’ya gönderilecek olan R-12  tipi orta menzilli füzesini konuşlandırdı. 1960’da ise dünyanın ilk kıtalararası balistik füzesi olan ve o tarihten üç yıl sonrasında uzaya fırlatılacak olan “SS-6” yı kendi sınırları içerisinde konuşlandırdı. Menzili 3.500 mil olan füzeler ABD’nin kuzeyini hedef alacak şekilde Rusya’nın kuzeyine yerleştirilmişti. Ne var ki, yerleştirilmesi sırasında oluşan soğuk hava koşulları motorlardan birinin patlamasına ve Rusya Stratejik Füze Kuvvetleri amirinin ölümüne yol açmıştı. Bu arada füzelerden sadece dördü Sovyetler Birliği sınırları içerisinde mevzilendirilmiş ve kullanılan roket teknolojisi daha sonraları uzay araştırmaları için kullanılmıştı.

 

Çevirmen: Hasan Gür

Kaynak: www.marxists.org/history/cuba/subject/missile-crisis/preface.htm

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları