Otuz Yıl Geçmesine Rağmen Bobby Sands’in Prestiji Sürekli Arttı

1981’de bugün, bir şair, devrimci ve halkın milletvekili öldü. Onun açlık grevi İrlanda cumhuriyetçiliğine güç verdi.

Bobby Sands’i en son Aralık 1980’de hayatta gördüm. Mahkumların yıkanmama protestosundan dolayı uzun, yağlı bir saçı ve birbirine girmiş bir sakalı vardı. 27 yıllık hayatının üçte birini parmaklıkların arkasında geçirmişti. Görüşmemizin sonunda hapishaneye girmem yasaklanmıştı. Onu bir sonraki görüşümde, 30 yıl önce öldüğünde, Belfast’ta cenazesi için toplanan 100,000 insanın önünde tabutunda yatıyordu. O güne kadar IRA (Ç.N: İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu) mensubu mahkumların siyasi mahkum statüsü için yapılan açlık grevi seferberliğine önderlik etmiş ve bu süreç esansında milletvekili seçilmesinin ardından uluslar arası düzeyde çok büyük bir itibar kazanmıştı.

Onu ilk gördüğümde Long Kesh hapishanesindeydik, dondurucu derecede soğuk bir kış gecesiydi. Yıl 1973’tü, Sands 18 yaşındaydı, daha yeni hüküm giymişti ve hüküm giymiş bir grup başka mahkumla birlikte kafesimizin önünden geçiriliyordu.

Ben, o dönemdeki diğer yaklaşık 2000 kişi gibi, enterne edilmiştim; yani ne suçlanmış ne de hüküm giymiştim.Long Kesh’e, 1969’da birlikçi hükümet ulusal bağımsızlık yanlılarının vatandaşlık hakları hareketini bastırıp büyük bir sivil mücadeleyi tetiklemelerinden sonra olanların sonucunda kapatılmıştık. “Uzlaştırıcı” olarak gönderilen İngiliz ordusunun daha da baskıcı olduğu ortaya çıkmıştı. Bundan dolayı da IRA’nın seferberlik çağrısı tek çözüm yolu olarak görünmüştü. Bobby, dört tabanca bulundurmaktan hapse atılmıştı ve savaş esiri muamelesi görüyordu. Daha sonra onun simgesi haline gelecek meşhur gülümseyen fotoğrafı Long Kesh’deyken çekilmişti.

1976’da salıverildi, bir yıl boyunca serbest kaldı ve onunla görüştüğümde, yaşadığı yer olan Twinbrook’ta bir kiracılar derneği kurma hevesiyle doluydu. Aylar sonra görevdeyken tutuklandı ve tek bir tabanca bulundurmaktan 14 yıl hüküm giydi.

Ancak bu sefer, gerçekte sadece Long Kesh’in bir uzantısı olan H-bloklarına gönderilmişti, çünkü hükümet İrlandalıların özgürlük mücadelesini ve tutsakları suçlu gösterme amacıyla “özel kategori statüsü”nü kaldırmıştı. Burada, tek tip kıyafet giymeyi ve hapishane gardiyanlarına “efendim” diye hitap etmeyi reddeden yüzlerce mahkumun yanında “battaniye protestosu”na katıldı. Düzenli olarak dövülüyor ve çoğunlukla tecritte tutuluyordu, bunun yanında sadece ekmek ve suyla beslenerek cezalandırılıyordu (Bu, Avrupa mahkemesi tarafından yasa dışı ilan edilmişti). Ziyaretinden sonra Katolik başpiskopos Kardinal Tomás Ó Fiaich, H-bloklarının durumunu “Kalküta’nın varoşlarındaki kanalizasyon borularına” benzetmişti.

Bobby bana hapishaneden kaçırılan mektuplar yazıyor, yayımladığım şiirlerini ve kısa öykülerini gönderiyordu. 1980 boyunca, bir açlık grevi başlamasına engel olmak amacıyla hummalı çalışmalar yapılırken, onu her hafta ziyaret ediyordum. Karşılaştığım en keskin zekalı insanlardan biriydi. 1981’de o ve başka dokuz yoldaş daha, artık daha genç mahkumların dövülmesini izleyemeyeceklerine karar verdiler ve dünyaya haklı bir amaç uğruna savaşan siyasi mahkumlar olduklarını kabul ettirmek için ölüm orucuna girmek dışında bir seçenekleri olmadığına karar verdiler.

Dönemin başbakanı Margaret Tatcher: “Destekleri, emir aldıkları birileri yoksa onlarla (mahkumlarla) nasıl konuşabilirim?” demişti. Buna rağmen Bobby Sands, üstelik Tatcher’ın Finchley’de aldığından daha çok oyla, Fermanagh ve Güney Tyrone’un halkarı tarafından seçildiğinde Tatcher çok daha uzlaşılmaz biri oldu. Pazarlık etmeyi reddetti ve mahkumların bir daha seçimlerde aday gösterilmesine engel olmak için yasayı değiştirdi.

Yedi aylık bir dönemde Bobby’nin arkasından dokuz kişi daha, Tatcher’ın “IRA’nın son kozu” dediği açlık grevinde hayatını kaybetti. Ne kadar yanıldığını bir bilseydi. IRA’ya akın akın yeni üyeler geldi. Desteği misliyle arttı. Eylemleri şiddetlendi. O yılın ilerleyen günlerinde, Sinn Féin’ın yıllık konferansında söz aldığımda, aynı anda hem silahlı mücadeleyi sürdürmeye hem de seçimlerde yer almaya yönelik ikili stratejiyi özetlemek için “Otomatik tüfek ve oy sandığı” terimini kullandım.

Şüphesiz ki Bobby Sands’in seçilmesi, Sinn Féin’ın bunu izleyen başarısı için bir atlama rampası işlevi görmüş ve parti, eş başkanı olarak eski IRA komutanı Martin McGuiness ve Cumhuriyet’in Dáil Éireann’ında (İrlanda Meclisi) 14 milletvekilliğinin lideri Gerry Adams ile İrlanda’nın kuzeyindeki en büyük parti olmuştu.

Açlık grevinden sonra İngiliz hükümeti mahkumlara siyasi statü tanıdı ve sonunda 1998 Kutsal Cuma anlaşmasıyla onları erken tahliye etti. Böyle bir anlaşma 1969’da imzalanmış olsaydı, çatışmada ölen binlerce insandan hiçbiri hayatını kaybetmiş olmazdı.

Bobby Sands hakkında şarkılar yazıldı, filmler çekildi, sokaklara ismi verildi. O bir şair, bir devrimci ve, şarkıcı Christy Moore’un deyimiyle, “Bizzat Halkın Milletvekili” idi.

Onun ve yoldaşlarının fedakarlığı cumhuriyetçilere güç ve ilham kaynağı oldu. Bobby, intikamı bir tarafın diğerini yenmesi olarak görmeyip, “İntikamımız çocuklarımızın kahkaları olacak” diyordu. Zaman geçtikte azalmaktan ziyade, Bobby Sands’in tarihteki prestiji sürekli arttı.

Yazar: Danny Morrison

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2011/may/05/bobby-sands-1981-hunger-strikes

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları