Özgürlük Yolculukları

“Virginia’daki ilk durağımızda Güneyli beyazların ‘ayrı ama eşit’ olarak adlandırdıkları şeyle yüz yüze geldim. Pırıl pırıl tezgahları ve üzerine “Beyaz” yazılmış boydan boya pencereleriyle modern bir dinlenme tesisi, ve bir köşesine “Siyahi” damgası atılmış küçük bir ahşap baraka.”

-Özgürlük Yolcusu William Mahoney

1947’de Milli Irksal Eşitlik Kurultayı (MIEK), Irene Morgan davasında eyaletlerarası yolcuların ırklarına göre ayrı oturmasını anayasaya aykırı olarak beyan eden Yargıtay’ın 1946’daki bu kararını sınamak için “Uzlaşma Seferi”ni  tasarladı. Farklı ırklardan bir araya gelen bir yolcu kafilesi Güney’in yukarı taraflarında yoğun bir direnişle karşı karşıya geldi.

Grubun bazı üyeleri Kuzey Karolina’da tutuklandıktan sonra prangalı mahkum olarak hapis cezası çektilerUzlaşma Seferi  bir anda yıkılıverdi. Belli ki Güney, hatta daha ılımlı olan Yukarı Güney bile, entegrasyon için henüz hazır değildi.

Yaklaşık on beş yıl sonra; büyük bir oranda siyahların onun, rakibi Richard Nixon’a göre yurttaşlık hakları hareketine daha olumlu baktığına inandığı için John F. Kennedy başkan seçildi. Ne var ki makam koltuğuna oturunca Kennedy, bu harekete kampanyaları sırasında göründüğünden daha az adanmış olduğunu ortaya koydu. Başkanın yurttaşlık haklarına bağlılığını sınamak için MIEK “Özgürlük Yolculuğu” adı altında yeni bir uzlaşma seferi ileri sürdü. Taktik aynıydı: Farklı ırklardan bir araya gelen bir grup Güney istikametli otobüslerle yola koyulacaktı. Beyazlar arka sıralarda otururken siyahlar önde oturacaktı. Dinlenme tesislerinde beyazlar, sadece siyahlara açık yerlere girecekti ve siyahlar da tam tersini yapacaktı. “Bu aslına bakarsanız bir sivil itaatsizlik eylemi değildi” diye açıkladı MIEK müdürü James Farmer, “çünkü sadece Yargıtay’ın yapmaya hakkımız olduğunu söylediği şeyleri yapıyorduk.” Fakat Özgürlük Yolcuları direniş bekliyordu. “Federal hükümet yasayı uygulamak zorunda kalır umuduyla Güney’deki ırkçıların kriz çıkarmasına bel bağlamıştık” diyor Farmer. “Yola çıktığımızda bana öyle geliyor ki hepimiz maruz kalacağımız her türlü şiddete hazırlıklıydık. Ölüm olasılığına kendimizi hazırlamıştık.”

Özgürlük Yolculuğu 4 Mayıs 1961’de Washington DC’de başladı. 17 Mayıs’ta, Brown kararının yedinci yıl dönümünde New Orleans’a varması planlanıyordu. Asıl Uzlaşma Seferi’nin aksine Özgürlük Yolculuğu Yukarı Güney’de çok az direnişle karşılaştı.

14 Mayıs Anneler Günü’nde  Özgürlük Yolcuları, Alabama’nın bir yanından öbür yanına geçmek için iki gruba bölündü. İlk grup Anniston’da 200 kişiye yakın öfkeli bir kalabalıkla karşılaştı. Kalabalık otobüsü taşa tuttu ve lastiklerini patlattı. Otobüs kurtulmayı başarsa da şehir merkezinden altı mil uzakta lastiklerini değiştirmek için durduğunda üzerine yangın bombası fırlatıldı. İkinci grubun da durumu ilkinden iyi değildi. Birmingham’da bir kalabalıkla tarafından karşılandılar ve Özgürlük Yolcular acımasızca dövüldü. Birmingham Kamu Güvenliği Şube Müdürü Bull Conner, tatil nedeniyle otobüs garajına hiçbir memuru tayin etmediğini iddia etti, fakat daha sonrasında FBI’ın planlı saldırıdan haberi olduğu ve polisin kasıtlı olarak müdahale etmediği ortaya çıktı. Alabama valisi John Patterson, “Eğer bir yere bela aramaya gidiyorsanız, genelde de bulursunuz…Ahmak birinin güvenliğine güvence veremezsiniz ve bu grup da aynen böyle, safi ahmak.” sözleriyle özür dilemediğini belirtti.

Şiddete rağmen Özgürlük Yolcuları devam etmeye kararlıydı.  Yediği dayaklar yüzünden elli dikişi olan bir beyaz, Jim Peck “Bence tam ulusal haberlerde yer aldığımız bu zamanlarda devam edip şiddetsizliğin şiddetin üstesinden geldiğini göstermemiz bilhassa önemli” diye ısrar etti. Ne var ki otobüs şirketi daha fazla otobüsünü bombalamalarda kaybetmek istemiyordu ve tamamı beyaz olan şoförler hayatlarını tehlikeye atmak istemiyordu. İki gün boyunca süren faydasız müzakerelerin sonucunda Özgürlük Yolcuları güvenlik endişesiyle New Orleans’a uçtu. Görünen oydu ki Özgürlük Yolculuğu artık sona gelmişti.

Fakat tam da bu noktada, oturma eylemi yapan bir grup Nashville’li öğrenci Özgürlük Yolculuğu’nu devam ettirmek için Birmingham’a gitmeye karar verdi. Organizasyonu düzenlemede emeği geçen Diane Nash daha sonra şöyle açıkladı: “Eğer Özgürlük Yolcuları şiddet sonucunda durdurulmuş olsaydı  kesinlikle bu hareketin geleceğinin yarıda kesileceğine inanırdım. Ne zaman bir hareket başlasa tüm yapılması gerekenin muazzam ölçüde bir zorbalıkla saldırılması ve böylelikle siyahların duracağı algısı oluşurdu.” Nashville’li öğrenciler Birmingham’a gitti ve otobüs şirketinden otobüsleri kullanmak için izin istedi. Başsavcı Kennedy de otobüs şirketini ve Birmingham zabıtasını sıkıştırdı. Eyaletler arası entegrasyon çağrısında bulunan Yargıtay kararını desteklemeye kararlıydı ve Nashville’li öğrencilerin Birmingham’da daha uzun süre kalırsa şiddetin patlak verebileceğinden endişeleniyordu. 17 Mayıs’ta Birmingham zabıtası Nashville’li Özgürlük Yolcuları’nı tutukladı ve koruyucu gözaltına aldı. Cuma sabahı saat ikide polis Yolcular’ı Tennesse’ye geri götürdü ve eyalet sınırında otobanın bir kenarında terk etti. 100 Mil uzaklıktaki Nashville’e vardıktan sonra doğrudan Birmingham’a geri döndüler.

Bu sırada; vali Peterson, Adalet Bakanlığı yaveri ve doğma büyüme Tennessee’li olan John Seigenthaler ile görüşmeyi kabul etti. Görüşmede Eyalet Karayolu Devriyesi’nin başkanı Floyd Mann, Özgürlük Yolcularını Birmingham sınırları içinde korumayı kabul etti. Başsavcı Robert Kennedy de, en sonunda Yolcular’ı taşımayı kabul edecek olan Greyhound otobüs şirketine baskı yaptı. Özgürlük Yolcuları 20 Mayıs Cumartesi günü Birmingham’dan yol aldı. Özgürlük Yolcusu John Lewis, polisin “otobüsün üzerinde özel uçak uçacağı, ayrıca Birmingham ve Montgomery arasındaki yaklaşık doksan millik otoban boyunca her on beş ila yirmi mil arasında devriye aracının bulunacağı” sözünü verdiğini anımsıyor. Ne var ki polis koruması Montgomery şehir sınırlarına ulaşınca kayboldu. Otobüs terminali durgundu. “Bir anda, büyü yapmışlar gibi, her köşeden  beyaz insanlar çıktı” diye anlatıyor Özgürlük Yolcusu Frederick Leonard. Yolcular, belki kalabalık o kadar da kötü niyetli değildir umuduyla otobüsün arka kapısından çıkmada karar kıldılar. Ama Jim Zwerg, beyaz bir Yolcu, cesurca otobüsten ilk indi. Kızgın kalabalık Zwerg’i yumruklamakla meşgulken öteki yolcular aradan sıvıştı. Floyd Mann kalabalığa engel olmaya çalıştı ama Yolcular’ı dövmeye devam ettiler ve iki Özgürlük Yolcusu’na yardım etmek için durduğunda bilinci kapanana dek dövülen ve yaklaşık bir buçuk saat yol kenarında bırakılan Adalet Bakanlığı yetkilisi John Seigenthaler gibi daha pek çok kişi yardıma koştu. Mann en sonunda eyalet polislerini çağırdı ama iş işten geçmişti bile. Montgomery’deki saldırının haberi Washington’a uçtuğunda Kennedy bundan hoşnut değildi. Federal polis müdürleri şehre gönderme kararı aldı.

Martin Luther King Jr. Montgomery’ye uçtu ve federal polis memurlarınca çevrili, Özgürlük Yolcuları’na destek amaçlı kitlesel bir miting düzenledi. Hava karardığında binlerce beyazdan oluşan bir izdiham kiliseyi çevreledi. Siyahlar güvenlice çıkmayı başaramadı. Sabah saat 3’te King, Robert Kennedy’yi aradı ve o da vali Patterson’ı aradı. Patterson sıkıyönetim ilan etti ve eyalet polisleri ile milli muhafızları olay yerine yolladı. İzdiham dağıtıldı ve siyahlar güvenle kiliseyi terk etti.

Kilisede yaşanan zorbalıktan sonra Robert Kennedy yatışma süreci çağrısında bulundu. Fakat Özgürlük Yolcuları devam etmeye karalıydı. James Framer, “Zaten 350 yıldır soğuma sürecindeyiz… biraz daha soğuturlarsa artık kendimizi derin dondurucuda bulacağız.” diye anlattı. Yolcular Mississippi’den devam etmeye karar verdi. Eyalete girdiklerinde yoğun koruma altına alındılar ve hiçbir kalabalık onları Jackson Otobüs Terminali’nde karşılamadı. “İçeriden geçerken polis sadece ‘Yürümeye devam edin’ dedi ve beyazların kısmından geçmemize izin verdi.” diye anımsıyor Frederick Leonard. “Hiç durdurulmadık. Sadece ‘Yürümeye devam edin’ dediler ve bizi doğrudan beyazların terminalinden geçirip cezaevi arabalarına bindirdiler ve hapishaneye götürdüler.” Robert Kennedy ve Mississippi senatörü James O. Eastland bir uzlaşmaya vardı. Kennedy kızgın kalabalıklar tarafından şiddet meydana gelmediği sürece federal birlikleri devreye sokmayacağına söz verdi. İki adam da üstlerine düşeni yaptı. Ne yazık ki Özgürlük Yolcuları şimdi yerel mahkemelerin insafına kalmıştı. 25 Mayıs’ta yargılandılar. Avukatları onları savunurken yargıç sırtını döndü. Avukatın sözü bitince yüzünü geri döndü ve Yolcular’ı 60 gün eyalet cezaevine mahkum etti.

Daha nice Yolcu, Özgürlük Yolculuğu’nu devam ettirmek için Jackson’a vardı ve hepsi tutuklandı. Özgürlük Yolcuları Güney’e gitmeye devam etti ve yaz sonuna kadar 300’den fazlası tutuklandı.

Özgürlük Yolcuları hiçbir zaman New Orleans’a ulaşamadı. Çoğu yazını hapiste geçirdi. Bazıları uğradığı şiddetin izlerini ömür boyu taşıdı. Ama çabaları asla boşuna değildi. Kennedy yönetimine, zaten başta Özgürlük Yolculuğu’nun ana niyeti olan yurttaşlık hakları konusunda sıkı bir duruş sergilemesi için baskı yaptılar. Dahası, Eyaletle Arası Ticaret Komisyonu;  Robert Kennedy’nin isteği üzerine, 1961 Eylül’ünde yürürlüğe sokulan Yargıtay’ın asıl emrinden çok daha spesifik bir şekilde eyaletler arası otobüs yolculuğunda ırka göre ayrımcılığı tek celsede feshetti. Özgürlük Yolcuları yolculuklarını tamamlayamamış olabilirler, ama yurttaşlık hakları hareketine önemli ve kalıcı bir katkıda bulundular.

 

Yazar: Lisa Cozzens

Çevirmen: Ece Ekmekçi

Kaynak: http://www.watson.org/~lisa/blackhistory/civilrights-55-65/freeride.html

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları