Paris Barış Konferansı ve Savaş Sonrası Siyaset

1919'da, muzaffer Müttefik Kuvvetler, Birinci Dünya Savaşı sonrası barış şartlarını belirlemek için Versay'da bir araya geldi. Çoğunlukla Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve ABD'nin güdümünde aldıkları kararlar, İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasında kritik bir rolü olan uluslararası siyasi kargaşayı yarattı. Aşağıda Versay Antlaşması: Kısa Bir Tarih'ten alınan kısaltılmış seçkide, tarihçi Michael Neiberg Paris Barış Konferansı'nı ve siyasi akıbetini ele alıyor.

Barışı oluşturma süreci, bitirmeye gayret ettiği Birinci Dünya Savaşı’ndan uzun sürdü. Paris Barış Konferansı, 18 Ocak 1919’da başladı. Haziran 1919’da üst düzey devlet yetkilileri konferansta bizzat yer almayı bırakmış olsa da, resmi barış süreci aslında Temmuz 1923’te Fransa, Britanya, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması’nı imzalayana kadar bitmedi. Lozan, Ağustos 1920’de imzalanan, ancak savaş kahramanı Mustafa Kemal’e sadık Türkiye güçlerince derhal reddedilen tek taraflı Sevr Antlaşması’nın başarısızlıklarının sebep olduğu yeni bir görüşmeydi.

Konferans ayrıca Eylül 1919’da Avusturya’yla imzalanan St. Germain Antlaşması’na, Kasım 1919’da Bulgaristan’la imzalanan Neuilly Antlaşması’na ve Haziran 1920’de Macaristan’la imzalanan Trianon Antlaşması’na da önayak oldu. Bu antlaşmalar, Avusturya üst sınıfının 1914’te savaşın başlamasındaki merkezi rolünü düşünecek olursak, Avusturya için görece hafif şartlar ortaya koydu. Macaristan, büyük oranda Macarların savaş sonrası bir komünist hareketle alakadar olmasını cezalandırma amacıyla, Avusturya’dan çok daha kötü bir durumda kaldı. Nitekim konferans, savaş öncesi suçluluk algılarıyla olduğu kadar savaş sonrası siyasetle de alakalı oldu.

Ancak Paris Barış Konferansı’nın en önemli ögesi her zaman 28 Haziran 1919’da, genç bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip’in Avusturya arşidükü Franz Ferdinand ve karısını Saraybosna’da öldürmesinden günü gününe beş yıl sonra imzalanan Versay Antlaşmasıydı. Antlaşma ve konferans nitekim yakinen bağlıdır ancak tamamen aynı şey değildir. Diğer antlaşmaların hiçbiri yarattıkları dünya ya da peşlerinden gelen çatışmalar üzerinde bu kadar ağır bir tarihsel sorumluluğa sahip değildir, gerçi belki de olmalıdırlar. Versay Antlaşması belki de Paris Barış Konferansı’nın hatırlanmasına ve lanetlenmesine en çok neden olan şeydir.

1919’da Paris’te toplanan düzinelerce devlet yetkilisi, diplomat ve danışman, Avrupa’ya kalıcı bir barış getiremeyen antlaşmalar yazdıkları için ağır eleştiriler altında kaldı. Barış süreciyle en derinden alakalı olan insanların çoğu bile eksiklerini önceden, kimi durumlarda daha metin düzenlenmeden fark etmişti.

Katılımcılar, savaşın küllerinden daha iyi bir dünya yaratmak isteyenlerin ideallerini ve prensiplerini bastıran demode gizli tartışmalar ve kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklardan ötürü kısa sürede hayal kırıklığına uğradılar. Çok az kişi Paris’ten geleceğe iyimser bakarak ayrıldı.

Lehine olan noktalara karşın, antlaşmayı kaçırılmış büyük bir fırsat ve Avrupa’da da dünyanın dört bir yanında da hatrı sayılır bir öfke ve hayal kırıklığı kaynağı olarak gören, antlaşmanın imzalandığı dönemde ve sonrasında gelmiş bilim insanlarının görüşlerini yadsımak zordur. 1945’te ABD, Sovyetler Birliği ve Büyük Britanya, İkinci Dünya Savaşı’nı sonlandırmak için Potsdam’da bir araya geldiğinde hepsi de Versay Antlaşması’nın hatalarını 1939-45 arasındaki savaşı zorunlu kılmakla suçladı. 1945’te Potsdam’da alınan kararlar, bu hatıralar ve Potsdam’dakilerin neredeyse hepsinin seleflerinin bir nesil önce yaptığı hataları telafi etme isteğinden büyük oranda etkilenmişti.

Ancak ince eleyip sık dokunarak yazılsa ve hassasça uygulansa dahi elbette hiçbir belgenin Avrupa’nın 1914’te açtığı Pandora kutusunu kapatamayacağı gibi basit bir gerçeği kabullenmeliyiz. Hiçbir antlaşma Almanlara kaybettiklerini açıklayamaz ya da mağlup oldukları gibi basit bir gerçeği onlara kabul ettiremezdi. Aksine, üst düzey liderlerinin yalanlarından ötürü milyonlarca Alman ordularının aslında savaş alanında yenilmediği, aksine kendi evlerinde ihanete uğradığı gibi münasip bir kurguyu kabul etti. Müttefik kuvvetlerin asla Alman toprağını istila etmemesi, Alman politikacılarının kendi çıkarları için kasten yaydığı bu fesat masalı güçlendirdi. Haziran 1919’a geldiğimizde tarihin bu uyarlaması Almanya’da, üstelik sadece sağcılar arasında değil her yerde olağanlaşmıştı.

Ayrıca çaresizce savunma harcamalarını ve daha fazla ölüm riskini azaltmaya çalışan Müttefik Kuvvetler de Almanya’nın uzun soluklu bir istilasına ya da Almanların kabul ettiği şartları doğrudan uygulatmaya yanaşmıyordu. Doğrusu pek çok Müttefik politikacı, özellikle İngiltere’dekiler, hem kıtada dengeleri sağlamak hem de Alman tüketicilerin tekrar İngiliz ürünlerini satın alacak duruma gelebilmesi için Almanya’nın hızla kendini toparlamasını istiyordu. İngiltere, Almanya’yı Avrupa’nın savaş sonrası ekonomisinin itici güçlerinden olacak kadar güçlü ancak Avrupa’nın siyasi sistemine tehdit teşkil etmeyecek kadar zayıf kılacak bir antlaşmaya ihtiyaç duyuyordu. Herhangi bir antlaşmanın savaş sonrası yılların bu alışılmamış derecede ölümcül ikilemini müzakere edebilmesi gerçekten olasılık dışıdır.

Fransızların bakış açısından da Alsas-Loren’in geri alınması milliyetçi politikacıları heyecanlandırabilir ve savaş sonrası birçok kutlama için vatansever bir altyapı kurabilirdi ancak tahmini 1.4 milyon Fransız’ın ölümünü meşrulaştıramazdı. Üstelik Fransızlar 1919’dan sonra da güvende hissetmiyordu. Özetlenen stratejik değerlendirmelerin yanında, Fransızlar hâlâ doğuda daha kalabalık bir Almanya’yla karşı karşıya olduklarını biliyordu. Ayrıca eski müttefiklerinin ya yok olduğunu (Çarlık Rusya) ya da gelecekte Fransa’nın yardımına koşacakları ortak bir güvenlik anlaşmasını imzalamaya yanaşmadıklarını da (ABD ve Birleşik Krallık) biliyorlardı. Ayrıca, Almanlara ait olanlar sapasağlam dururken, kendileri pek çok tarla, maden ve fabrikayı yeniden kurmak gibi büyük bir görevle karşı karşıyaydı. Kasım 1918’in coşkulu havası uzun sürmedi.

Versay Antlaşması, Avrupa ve dünyanın sadece birkaç yıl sonra içinden geçtiği cehennemin tek sorumlusu değildi ama çok önemli bir rol oynadı. Diplomasiyi, sömürgelerin terkini, İkinci Dünya Savaşı’nı ve yirminci yüzyılı kavrayacaksak, başlamak için Birinci Dünya Savaşı ve onu sonlandırmaya çalışan antlaşmadan iyi bir yer bulamayız.

Yazar: Michael S. Neiberg

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Kaynak: https://blog.oup.com/2017/08/paris-peace-conference/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları