Popülizm Bu Değil – Bölüm 4

Yeni Barbarizm

Yukarıda belirtildiği gibi, Beyaz Saray rekabet içindeki biatların mekanı oldu: bir taraftan tekelci finans sermayesinin çıkarlarına, diğer taraftan Trump’ın alt-orta sınıf tabanına verilen yanıtlara. En sonunda Trump yönetiminin, popülist iddialarına ihanet ederek, finans sermayesinin çıkarlarına öncelik vereceği kuşku götürmese de, Trump yönetimi yine de Beyaz Saray’daki tabanının güvenini kaybetmemek için özenli bir manevra yapmak zorundaydı. Bunun için yönetim, zengin iş adamlarının çıkarlarını desteklerken, kendini Trump’ın destekçilerinin nefret ettiği profesyonel üst-orta sınıftan uzaklaştırdı. Planladıkları politikalar, hiçbir zaman gerçekleştirilmeyecek olsa da, alt orta sınıfın (ve bir dereceye kadar işçi sınıfının) çıkarlarını gözetiyormuş gibi gözükmeliydi. Bannon, Breitbart ve Mercers tarafından temsil edilen politik ve stratejik yol haritaları, bu yüzden önem arz ediyor.

Dolayısıyla, şu ana kadar Trump’ın Beyaz Saray’ına damgasını vuran neofaşist stratejiler, alternatif sağ (alt-right) ve plütokratik grupları birleştirerek, bundan sonra da büyük olasılıkla devam edecektir. Beyaz Saray’a girmesiyle birlikte Trump, derhal, kampanyasında önemli rol oynayan alternatif sağın temsilcilerini terfi ettirdi. Burada, Trump’ın baş strateji uzmanı ve hâlâ Breibart’a olan bağını kuran Bannon’ın rolü önde geliyor. İdeolojik olarak alternatif sağ; Evola, Dugin ve Oswald Spengler (20. yy’ın başlarında etkili olan ve The Decline of the West [Batının Düşüşü -Ç.N.] kitabını yazan Alman tarihçi) gibi düşünürlerin fikirlerine dayanır. Bannon da, Evola’nın “gelenekselciliğine …özellikle milliyetçiliğin temellerini desteklemesi anlamında” ve beyaz Avrupa kültürünün egemenliğinin genişlemesine olan hayranlığını belirterek, düşünürün fikirlerine aşina olduğunu göstermişti. Bannon’a göre, sağın küresel mücadelesi, Yahudi ve Hristiyan Batının İslam’a karşı verdiği tarihsel savaşın yeniden ortaya çıkışı açısından düşünülmelidir ki şimdi bu savaş, beyaz olmayan göçmenlerin Avrupa ve Birleşik Devletlerde uğradıkları ulusal ve kültürel dışlanmayı da kapsayacak şekilde genişledi.

Bannon’un Trump’ın kampanyasına kazandırdığı, daha sonra da Beyaz Saray’a da taşınan neofaşist söylem, ekonomik milliyetçilik ile ilişkiliydi. Bannon, küreselleşme taraftarlarının Amerikan işçi sınıfını tahrip ettiğini ve Asya’da bir orta sınıf yarattığını iddia ediyor. Bu, bir tür tersine dönmüş bir imparatorluğa işaret ediyor, eskiden dünya ekonomisinde rakibi olmayan bir ABD hegemonyasından faydalanan Amerikan işçi sınıfı, şimdi işlerinin Asyalılar tarafından ellerinden alındığını, ülkelerinin “yasadışı”, Latin ve “radikal İslamcı teröristlerin hakim olduğu” orta doğu ülkelerinden gelen Müslüman göçmenler ile dolup taştığını görüyor. Bu durumun sorumluları yandaş kapitalistler, rüşvet alan yatırımcılar ve liberal küreselleşme taraftarları. Trump, Bannon, Breitbart ve alternatif sağ ırkçı söyleme sıklıkla başvurmakta; bunun sebebi göçmenleri, mültecileri ve beyaz olmayan halkları, ekonomik ve kültürel tehdit oluşturan unsurlar olarak görmeye teşvik edilen militan ve beyaz destekçilerine ulaşmaktır.

Bu ırk temelli strateji, Bannon’ın  Camp of the Saints (Kutsalların Kenti olarak çevrilebilir) adlı kitaba yaptığı referanslarda görülebilir. Kuşkusuz kendi türünün yayımlanmış en ırkçı örneklerinden biri olan bu kitap, Fransız yazar Jean Raspail tarafından yazılmış. Kitabın ilk olarak İngilizceye çevrildiği 1975’te, genellikle temkinli yorumlar yapan kitap inceleme dergisi Kirkus Reviews şöyle yazdı: “Yayımcılar, The Camp of the Saints‘i büyük bir olay olarak sunuyorlar, muhtemelen de öyle, aynı Kavgam (Mein Kampf)‘ın önemli bir olay olduğu gibi”. Bu aşırı derecede ırkçı roman, “kutsalların kenti” olarak tanımlanan beyaz Avrupa’yı ele geçirmek amacıyla Fransa’ya çıkarma yapan 800.000 “latentli yaratığın”, mültecinin istilasını anlatıyor. Bu sırada çok sayıda Çinli, Rusya’yı tehdit altına alıyor; bir Fransız yolcu gemisi Manila’da ele geçiriliyior ve  New York’ta siyahilerin yaşadığı varoşların etrafına beyazlar tarafından barikatlar kuruluyor. Kitabın ismi, Yeni Ahitten geliyor (20:9): “Yeryüzünün dört bir yanından gelerek kutsalların ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama cennetteki Tanrı onların üzerine ateş yağdırdı, onları yakıp yok etti.” Kitap, ilk sayfasından itibaren cinayet, tecavüz, katliam, vahşet ve ırkçılığın en uç biçimleriyle dolu; insanları sadece vücut parçalarına indirgiyor ve her yere serpiştirilen kesilmiş (ırksal olarak belirtilen) beden parçaları ile dolu bir kitap. Kapağı onu “beyaz dünyanın sonu üzerine ses getiren bir bestseller, apokaliptik bir roman” gibi tanıtıyor. Kitap, duyguları harekete geçirecek ve, Evola’nın tabiriyle bilinçaltı bir taban oluşturma amacı gütmekte; bu taban, sadece Asyalılara değil, tehdit olarak görülen, beyaz olmayan tüm ırklara yönelik bir şiddet yaratmak için oluşturuluyor.

The Camp of the Saints, alternatif sağ tarafından, ırkçı bir söylev olarak okundu. Bannon’a göre, kitap, 2015’te belirttiği gibi Orta Doğu ve Afrika’dan Avrupa’ya akın eden göçmenler hakkında;  “Orta, Batı ve Kuzey Avrupa’da, neredeyse Camp of the Saints kitabındaki gibi bir istila ila karşı karşıyayız”. Bir sene sonra şunları söyledi:  “Avrupa’daki her şey göçle ilgili. Bugün, bu küresel bir meseledir, bir tür Camp of the Saints durumu.” Jeff Sessions (Bannon’ın “ülkedeki popülist, milliyetçi akımın aydın ve erdemli liderlerinden biri” olarak tanımladığı, bugün ABD’nin başsavcısı) ile olan bir röportajında, Camp of the Saints’e açıkça gönderme yaptıktan sonra Bannon şöyle sordu: “Sizce, ülkemizdeki elitler, [göçmenler, mülteciler ve İslam’a karşı olan] bu savaşı kazanmak için gerekli karakter gücüne ve Yahudi ve Hristiyan Batının prensiplerine olan inanca sahipler mi?” Sessions ,”Bundan endişeliyim” diye cevapladı. Kitaba referans veren başkaları da var. Iowa’nın Cumhuriyetçi Parti’den kongre üyesi Steve King, Mart 2017’deki bir radyo röportajında, bugünkü ABD’de bir ırk savaşı olasılığından bahsederken, insanlara bu bağlamda Camp of the Saints‘i okumalarını şiddetle tavsiye etti.

Trumpizm ırkçılık, kadın düşmanlığı ve aşırı milliyetçilik ile dolu. Bannon ve Breitbart, alternatif sağ akımını, “işçi sınıfı hobbitleri”nden oluşan bir akım olarak adlandırıyor; bu terim unutulmuş, beyaz, alt-orta sınıf veya işçi sınıfı taraftarlarını anlatmak için kullanılıyor. “Hobbit” teriminin kullanımı [hobbitler, J.R.R. Tolkien’in kurgusal Orta Dünya evreninde bir ırk -Ç.N.], Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in, Çay Partisi (Tea Party) hobbitleri”  yorumuna yapılan bir atıf. Bannon, bu sözü ironik bir ifade olarak, Trump’ın en sadık seçmenlerini anlatmak için kullanıyor. Bunu yaparken, kuşkusuz, İtalya’da daha önceleri benzer bir temada oluşmuş neofaşist “Hobbit Kampları”ndan haberdardı. Gerçekten de, ABD’deki Breitbart tarafından temsil edilen alternatif sağ, bugün Avrupa neofaşizminin, ABD beyaz üstünlükçülüğünün ve Hristiyan köktenciliğinin zararlı bir birleşimi olarak görülebilir.

Trump hadisesi, ABD tarihindeki Kızılderili soykırımı, kölelik, Jim Crow ve emperyalizm gibi bazı kirli olayları da gün yüzüne çıkarıyor; ABD başkanları içinde, Bannon ve Trump’ın Beyaz Saray’la en çok ilişkilendirdikleri başkan Andrew Jackson’dır. Bunun nedeni görünüşte Jackson’a atfedilen ani demokratik yükselme olsa da, aslında kuşkusuz bu neden Jackson’ın zengin ve köle sahibi statüsü, Kızılderili Savaşları’ndaki dehşet verici rolü ve hükümetinin doğulu kabilelerini Gözyaşı Yolu’nda (Orij. Trail of Tears) sürgün etmesiydi. Trump, Nisan 2017’de yaptığı bir röportajda, Jackson hala hayatta ve başkan olsaydı (Jackson Konfederasyon güçlerinin Fort Sumter’a ateş açmasından 16 yıl önce ölmüştü), Amerikan iç savaşını engelleyebileceğini iddia etmiştir. Bu absürt ifade kuşkusuz, alternatif sağın, beyaz üstünlüğü destekleyen ve köleci Güney’i ve Konfederasyon’u idealize eden tabanının anlayabileceği dille verilmiş bir mesajdı.

Yazdığı ve 2011’de yayımlanan Tough Times: Make America Great Again adlı kitabında olduğu gibi Trump’ın bakış açısı ve hırsları alternatif sağınkilerle ideolojik olarak kesişmekte. Seçim kampanyası sürecinde Trump şöyle belirtti, “Tek önemli şey, halkın kenetlenmesidir- çünkü öteki halklar bir anlam ifade etmiyor”. Buna rağmen, Manhattan’daki Trump Tower’ın sahibi, her şeyden önce tekelci finans sermayesinin temsilcisidir. Trump’ın yandaş kapitalizme ve bürokrasiye karşı olan saldırıları, milyarderleri ve lobicileri hükümetine almasıyla ve her yerde görülebilen yandaşçılıkla -özellikle ailesinden başlayıp Mar -a-Lago Golf Kulübüne üye olan aşırı zenginelerin sahip olduğu Başkan’a özel erişim düşünüldüğünde- ters düştü.

Trump’ın Beyaz Saray’ının neofaşist baskısı, stratejik rollere sahip kişiler tarafından hissedilebilir. Bunun bir örneği, Çalışma Bakanı yardımcısı atanan Curtis Ellis’tir. Bir Breitbart yazarı olan Ellis, World Daily News için Mayıs 2016’da  “Amerika’da Radikal Sol’un Etnik Temizliği” [Orij. The Radical Left’s Ethnic Cleansing of America] adlı bir makale yazdı. Bu makalede, Ellis şunu iddia etti: küreselci sol için “beyaz işçi sınıfının ölümü (gerçek anlamda) istenen bir sonuçtur, hata değil bir özelliktir. Beyaz işçi sınıfının ölümü, radikal sol tarafından planlanmış ve Amerikan akademisi, iş dünyası ve politikasında en yüksek yürütme güçleri tarafından yürütülmüştür.” Böylesi, sola ve beyaz olmayan halklara yöneltilen milliyetçi-ırkçı fikirler, Trump’ın kendisi, başkanlık için yürütülen siyasi kampanyası ve göreve geldiğinden beri olan eylemleri tarafından da şiddetle teşvik edilmiştir.

 

Yazar: John Bellamy Foster

Çevirmen: Güney Güray

Kaynak: https://monthlyreview.org/2017/06/01/this-is-not-populism/

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları