Robert Richardson: “Bukalemun Olmaya Çalışıyorum”

The Talks’da yayınlanan Robert Richardson röportajının yazılı metni.

Bay Richardson; Oliver Stone, Martin Scorsese ve Quentin Tarantino ile uzun süreli iş ilişkileriniz oldu. Size göre yönetmen ve görüntü yönetmeni arasındaki dinamikte en önemli şey nedir?

Sinema filmleri yaparken çoğunlukla olduğu gibi çalışma şartlarının aşırı zorlaşabildiği böyle bir ilişkide en önemli bileşenin saygı olduğuna inanıyorum. Stres seviyeleri o kadar yüksek olur ki dünyanın nasıl döndüğüne dair benzer düşüncelere sahip olmakta bile fayda var. Ayrıca sadakatin  -gerçek bir sadakatin- de en az saygı kadar hayati olduğuna inanıyorum. İki kişi bir araya geldiğinde, içlerinden biri bile farkında olmasa dahi kaçınılmaz olarak bir kimya oluşur.

Bir keresinde “İyi görünen bir film çekmektense iyi bir film çekmeyi tercih ederim.” demiştiniz. Sizce bu bir görüntü yönetmeninden beklenenin tersi bir durum değil mi?

Aslında filme kelimeler sayesinde geldim. Yazar olan yönetmenlere karşı hep ayrı bir yakınlık hissettim çünkü bana göre en önemli element hikayedir. Güzel hikayesi olan filmlerden hep keyif almışımdır, görüntüler beni o kadar da ilgilendirmiyordu. Aklımdaki soru “Bu film ne kadar iyi?” olurdu. Kariyerimin başlarında, aynı zamanda bir yazar olan Oliver Stone ile çalışmak gibi bir şansım oldu. Beni “avcı” diye çağırırdı ve o da “kelimeci” olurdu. Ben gözlerimi kullanarak uçardım, o da kelimelerini kullanırdı. Aslında sinema eğitimine Vermont Üniversitesi’nde başladım ve film çekmeyi sevdiğimi iki yıl Rhode Adası Tasarım Okulu’ndaki kısa ve soyut filmlerin çekim sürecinde çalıştıktan sonra anladım.

Sinema işinin görsel kısmını seçmenizi ne sağladı?

Hayatım boyunca duymakla ilgili hep bir takım sorunlarım oldu, bu yüzden yeteneklerimin odağı her zaman gözlerim oldu. Harry Callahan, Aaron Siskind, Robert Frank gibi fotoğrafçıların çalışmalarından her zaman keyif aldım, görsellik üzerinden ilerlemem konusunda beni çok büyük açıda etkilediler. 2001: Uzay Yolu Macerası benim için kayda değer bir tecrübeydi. Arabistanlı Lawrence ile birlikte beni belirgin bir şekilde değiştiren ve ne yapmak istediğime dair bakış açımı temelden etkileyen ilk filmlerden biriydi. Bu iki film beni var olduklarından habersiz olduğum yerlere götürdüler. Film yapımcısı olmaya karar vermemde önemli bir role sahiptiler. Bu yüzden Rhode Adası Tasarım Okulu’ndaki lisansımı tamamladığımda Amerikan Film Enstitüsü’ne görüntü yönetmeni olarak başvurdum.

Peki Amerikan Film Enstitüsü’nde öğrencilikten ilk sinema filminizde Oliver Stone ile çalışacak noktaya nasıl geldiniz?

Ciddi olarak inandığım bir şey var: sezgi. Amerikan Film Enstitüsü’nde ikinci yılımı tamamladığım sırada, insan bir birey olarak karakterimin politik bir uyanışa ihtiyaç duyduğuna dair ciddi bir hissim vardı. Çok naifmişim gibi hissetmiştim. Oliver ile çalışmama vesile olan El Salvador hakkında bir Frontline bölümü yaptım.  Bir şey istiyordum, bir işaret gördüm ve onu takip ettim. Sezgi derken kastettiğim şey bu. Gittiğim yol boyunca attığım her adımda bu uğurlu işaretlerin bana verildiğine ve onları görüp, onlarla birlikte hareket ettiğime inanıyorum.

Sizce şans kariyerinizde büyük bir rol oynuyor mu?

Şans hayati önem taşır ve görebilirseniz en önemli armağandır. Bütçe bakımından talihli olamayıp, önünüzdeki duvarda ne olduğunu görebilecek, o işareti tanıyıp yakalayacak kadar şanslı olmak. Şansı tanıyabilmek fevkalade önemlidir. En iyisini yapıp becerilerinizin en iyisini ortaya koyduğunuzda size verilen fırsat hatalar müzesinde sonlanmaz. Sıkça “Görüntü yönetmeni ya da yönetmen olarak bir tavsiye verecek olsan ne söylerdin?” sorusuyla karşılaşıyorum. Yanıtlamak oldukça zor, çünkü öncelikle belli seviyede bir yeteneğin olduğunu varsaymak zorundasın -yeteneğin olması gerek- ama bir şeyi görmen ve sana bir işaret verilecek kadar şanslı da olman gerekir.

Oliver Stone ile olan iş birliğinizin ne kadar verimli olacağına dair belirtiler var mıydı? Stone ile birlikte yaptığınız JFK ile ilk Oscar’ınızı kazandınız ve onunla 10 film yaptınız.

Oliver zaten yazısı için Oscar kazanmıştı, yazar olarak da oldukça başarılıydı. İstediğini elde etmekte kararlı bir adamdı. Oliver ile tanışmak hayatımı değiştiren bir deneyimdi. Onunla ilk tanıştığımda Hollywood’da küçük bir ofisteydi ve içerisi neredeyse 100 derece olmalıydı. Deri bir ceket giymişti ve aşırı derecede terliyordu. Eğer bana filmi teklif ederse deri ceket giymiş ve fazlasıyla terleyen bu adama sarılmama sebep olacağını biliyordum. Neden 100 derece havada deri ceket içinde fazlasıyla terlediğine dair kendi düşünceleriniz oluşabilirdi. Muhtemelen de haklı olurdunuz. Hiç sormadım ama işi aldım ve bu Bay Stone ile geçecek olan zamanımın başlangıcıydı. O zamandan beri de işler sürekli tuhaflaştı…

Sadece tahmin edebiliyorum.

Lüteriyendim ve nişanlıydım… Oliver’ın zamanını geçirmekte düşkün olduğu bazı meselelere katılmak istemedim. Onunla her akşam kimi kötü şöhretli yerlere seyahat ettim ve Oliver gözden kaybolup geri gelene kadar da sadece bir bira söylerdim. Bu yıllar boyunca Oliver ile devam eden yaşam tarzıydı. Özellikle aynı yılda piyasaya sunulmuş oldukları göz önüne alındığında Salvador‘dan Müfreze‘ye her şey çok hızlı ilerledi. Bu Oliver ile geçen büyüleyici bir zaman dilimiydi. Tam olarak bu şekilde olacağını kafamda canlandırmamıştım, sonunda bir başarı elde edebileceğimi de. Aslında, bu işte batırmamın çok daha güçlü bir olasılık olduğunu düşünmüştüm!

Ancak bu verimli bir kariyerin başlangıcı oldu. Oliver Stone’un yanı sıra, Tarantino ile beş, Scorses ile de ikisi Oscar kazanmış toplamda yedi film çektiniz ve dijital 3D’den Tarantino’nun The Hateful Eight‘indeki ultra geniş 70mm formata kadar her şeyle çekim yaptınız.

Yönetmenin beklediği şeye göre şekillenip bukalemun olmaya çalışıyorum. Bence ekipman bütün film yapımcıları için hayatidir. Bütün film yapımcıları Super 8, 16, 35, 65 gibi ekipmanları ya da iPhone gibi küçük kameraları kullanarak tam bir film yaratacak ya da Alexa veya Red  ile çalışacak fırsata sahip olmalılar. Hangisi olduğu fark etmez. Bence bu makinelerin hepsi yaratmak için ve hepsi hayati. Ne kadarına sahip olursak o kadar iyi ve çok yönlü film yapımcıları haline geliriz. 70mm formatının o genişliği yok mu! Daha önce onunla hiç çekim yapmamıştım. Quentin de bende 50 yıldır güneş ışığı görmemiş lensleri nasıl değerlendirebileceğimizi öğrenmeye çalışıyorduk. Daha önce çekilmiş hiçbir filmde görmediğim cilt tonunu eşitleyebilme özelliğine sahipti! Muhtemelen bir daha öyle çekim yapabilecek fırsatı elde edemeyeceğim. Bu yüzden kendimi olağanüstü şanslı buluyorum.

 

Yazar: Ana Bogdan

Çevirmen: Betül Çöygün

Kaynak:  http://the-talks.com/interview/robert-richardson

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları