Sahil Eğlenceleri ve Sirkler

19. yüzyılda demiryollarının genişlemesi şehir halkının kıyılara seyahat etmesine olanak sağladı. Bu ziyaretçiler deniz havasını, deniz kıyısı boyunca gezinmeyi ve 1860’larda inşa edilen uzun iskeleleri sevdiler.

Bu ticari işletmelerin, iskelelerin üzerine inşa edilmiş tiyatroları ya da çeşitli salonları vardı ve yerel sahil ekonomisinin önemli bir unsuru haline gelmişlerdi. 2.Dünya Savaşının patlak vermesinin akabinde birçoğu ihmal edilmeye başlandı ve 1960’larda tatil alışkanlıklarının değişmesiyle ve artan maliyetleriyle çoğu kapatıldı ve yerlerine kârlı eğlence salonları açıldı.

Hipodromlar ya da sirkler de Viktorya döneminde popüler bir eğlence biçimiydi ve 18. Yüzyılda dairesel alanlarda gerçekleştirilen binicilik eğlencelerine olan yoğun ilgiden dolayı gelişmişlerdi. Bunlar büyük şehirlerde ve sahil kenarlarındaki tatil beldelerinde tiyatro benzeri binalarda canlı hayvan gösterileri sunmak için kurulurdu ancak çoğunlukla insan gösterileri de sunulurdu.

Tower Circus, Blackpool.

Bazı hipodromlar olağanüstü su gösterileri için su altında bile bırakılıyordu. Günümüzde çok azı hala duruyor, çoğu yıkıldı ya da farklı amaçlar için dönüştürüldü fakat bu yapılar çoğunlukla dekorasyonundaki hayvan figürleriyle tanınabiliyorlar.

Tiyatro Binalarının Altın Çağı

1880’lerden 2.Dünya Savaşına kadar geçen zaman, tiyatro binalarının yükseliş dönemiydi. O zamanlar binden fazla profesyonel tiyatro faaliyetteydi ve bazıları sendikalar tarafından inşa edilmişti. W.G.R Sprague ve T.Verity gibi yeni mimarlar çalışmalarıyla ünleniyor ve değişen zorlu inşaat yönetmeliklerine göre tiyatroları tasarlayabiliyorlardı. Muhtemelen aralarındaki en üretken olanı,120’den fazla tiyatro tasarlayan Frank Matcham’dı. Kusursuz planlama ve zengin iç mekanlarıyla dikkat çekiyordu.

Hidrolik (suyla çalışan) sahne makinelerinin geliştirilmesi, daha muhteşem yapımların sunulmasına olanak sağladı. İzleyicilerin dikkatini çekmek ve elden kaçmamasını sağlamak için, giderek artan iddialı özel efektler tasarlandı. Ancak bu depolama ve kullanım için daha fazla sahne arkası alanı gerekiyordu.

Frak Matcham tarafından tasarlanan Grand Opera House, Belfast.

Müzik salonları hala çok popüler eğlence mekanlarıydı, ancak çok çeşitli gösteriler sunmaları nedeniyle genellikle çeşitli tiyatrolar olarak adlandırılıyorlardı. Aileler için daha uygun hale getirmek amacıyla alkol tüketimi salonda yasaklandı, yine de aralarda, performans öncesi veya sonrasında barlarda tüketilebiliyordu. İçten içe, daha çok geleneksel tiyatroları andırıyorlardı. Girişte, drama gösteren tiyatrolardaki gibi, belirli koltuklar için ödemeler alınıyor ve böylece ailelerin birlikte oturması sağlanıyordu.

Yirminci yüzyılın başlarında tiyatrolar

Yirminci yüzyılın başlarında, yüzlerce tiyatro ve müzik salonunun kapanmasına yol açacak yeni bir bileşen kullanılmaya başlanmıştır. Bu, sinemanın öncüsü olan biyoskop, yani sinema projektörünün ilkel bir versiyonuydu. Bu makineler o kadar popüler oldu ki, yeni veya yenilenmiş tiyatrolar genellikle film gösterimi için gerekenleri tedarik ediyordu.

Filmler sessizdi ama genellikle içinde org sesi olan müziklerle eşlik ediliyordu. Bu tiyatrolar, çeşitli tiyatro ve sinema karışımlarından dolayı sine-çeşitleri olarak bilinirdi. Bazı öngörülü mimarların projelerinde ayrı bir projeksiyon odası dahi içeriliyordu. Bu durum bazı sinemaların hayatta kalmasını sağlarken, gelecekte yangın çıkması ihtimallerine karşı, güvenlik açısından ayrı bir odanın olması ihtiyacını da doğruluyordu. Ticari yaşamda ayakta kalmak adına sinemaya tutunan tiyatrolar ise yeni düzenlemeleri karşılayamadıkları takdirde kapanıyorlardı.  

Birinci Dünya Savaşı, tiyatro binalarını askıya almıştı, ama o zamana kadar zirveye ulaşmışlardı ve talepler tatmin edici olmuştu. O zamanlarda, büyük kasabalarda iki veya üç tiyatro varken şehirlerde bir düzine olabiliyordu. Kriz, tiyatro ve tiyatro yapımını daha da etkilemişti. Ancak, tiyatro sahipleri filmin yükselen popülaritesiyle ilgileniyorlardı. Süper-sinemalar hızla yayılıyordu, çoğu art-deco ya da “Hollywood stili” olarak bilinen yeni, sanatsal ve radikal bir tarzla tasarlanmıştı. Bu da, bazı yeni tiyatroların, modern çekiciliğe kapılarak parıltı ve cazibeye hitap eden yenilikler yapmasında etkili oldu.

Londra’daki New Victoria Theatre (şimdiki Apollo Victoria) için yapılan önerilerden biri, 1928.

Birinci Dünya Savaşı’nın her iki tarafında da tiyatroda bazı önemli gelişmeler oldu. Kulüp tiyatroları, ticari tiyatronun muhafazakâr doğasına tepki olarak kuruldu. Lord Hazine Vekili tarafından getirilen sansürden kurtulmak için, giriş ücretiyle çalışmak yerine aboneli üyelik sistemiyle özel kulüpler olarak çalıştılar. Bu tiyatrolar küçüktü ve yabancı yazarların çalışmalarını sergilemenin yanı sıra uzmanlık gerektiren, politik ve deneysel tiyatrolar da sergilediler.

Ayrıca, ortaya çıkan İşçi Partisi kültürel faaliyetler yoluyla işçi sınıflarının eğitim düzeyini ve olanaklarını arttırmayı hedeflemişti. Bu, 1911’de Newcastle’da Halk Tiyatrosu gibi tiyatroların açılmasına yol açtı. İki dünya savaşı arasındaki bu dönem bir sosyal memnuniyetsizlik dönemiydi ve İşçi Tiyatrosu Hareketi’nin yükselişini gördü. Bu hareket tiyatroyu, sosyal değişimi savunmak ve kitleleri eğitmek için kullanıyordu. Başarılarından biri, 1936’da Londra’da yeniden kullanıma açılan bir şapelde Unity Tiyatrosu’nun açılmasıydı.

O dönemdeki bir başka girişim, “Repertuar Tiyatrosu” veya “Rep” idi. Bu girişim bölgelerde evrimleşti ve girişme, çeşitli tiyatroları kitlelere karşılayabilecekleri bir fiyatla tanıtmak isteyen zengin tiyatrocular sponsor oldular. Bu sponsorlar aynı zamanda yerel yazarları desteklemeyi ve yöresel genç aktörlerin eğitimine katkıda bulunmayı amaçladılar. Bazı “Rep” şirketleri, sponsorlarından destek alarak mevcut tiyatroları devraldı.

İkinci Dünya Savaşı ve Sonrası

İkinci Dünya Savaşı sırasında, sivil topluma ve askeri nüfusa çoğunlukla toplumsal alanlarda, kilise salonlarında veya geçici tiyatro kamplarında eğlence sağlamak amacıyla CEMA (Müzik ve Sanat Teşvik Konseyi) kuruldu. Bu girişim, bir bütün olarak sanata artan ilginin de etkisiyle,1946 yılında Sanat Konseyinin kurulmasına yol açtı ve bu da yeni tiyatroların inşası da dahil olmak üzere bölgelerdeki tiyatronun desteklenmesi için kamu parasının kullanılmasını sağladı. Savaştan sonra bu amaç doğrultusunda kurulan ilk tiyatro Coventry’deki (Ç.N: İngiltere’de bir kent) Belgrade oldu.

Belgrade Theatre, Coventry.

İkinci Dünya Savaşından sonra televizyon, tiyatronun etkisini kaybetmesine neden oldu. O zamana kadar birçok eski tiyatro modası geçmiş olarak görülmeye başlanmıştı ve işçi sınıfının modern yaşamına hitap etmiyordu. Seyirci kitlesinin düşüşe geçmesi, artan bakım maliyetleri ve özellikle de yeniden yapılanmanın hedefindeki bomba hasarlı şehir merkezlerinde yer almalarından dolayı birçok tiyatro yıkıldı. Diğerleri ise bingo salonları ve gece kulüpleri gibi farklı amaçlar için dönüştürüldü. 1960 ve 1970’lerde, yerel konseyler kültürel ve gündelik programların bir parçası olarak yeni tiyatroların ana kurucularıydı. Yeni veya yedek tiyatrolar kütüphane, müze, spor salonu, yüzme havuzu, alışveriş alanı gibi çoklu amaç içeren sivil komplekslere entegre edildi.

Bu yeni “sivil tiyatrolar” sıklıkla çoklu amaca kullanım için tasarlandı ve daha işlevsel bir  mimari tarzda inşa edildi. Farklı oditoryum düzenlemelerini daha az geleneksel tarzda, avlu biçiminde ve açık sahnelerle deneyimleme fırsatı sunuldu.

1968’de sansür sona erdi ve kulüp tiyatrolarında görülebilen performanslar artık ana tiyatrolarda da sahnelenebiliyordu. Ayrıca Fringe tiyatro (daha bağımsız ve alternatife örnek tiyatrolar) ve alternatif tiyatro patlaması da ortaya çıkmıştı. Bazı şirketler prova ve gösterim için ihtiyaç fazlası binaları satın alarak bu akım için tiyatroya uyarladı.

Çürümeye yüz tutmuş eski tiyatroların sayısının artması, bu binaları korumak, yeniden inşa etmek veya tekrar kullanıma açmak için bir harekete yol açtı. Bazıları, 1970’lerde mimari ya da tarihi amaçlarla listelendiler.

Daha sonra, 1976’da Tiyatrolar Yasası yürürlüğe girdi ve “Theatres Trust” isimli yeni bir organizasyon kuruldu.Tiyatrolar Ulusal Danışmanlık Kamu Kurumu, bu organizasyonu tiyatroları ve tiyatro kullanımını korumakla görevlendirdi ve üzerinde tiyatro bulunan araziyi etkileyen tüm uygulamalarda etkin olmak adına da yasal bir rol hakkı verdi.

Tiyatrolar için iyi haberler, 1994’te Milli Piyango’nun oluşturulmasıyla birlikte geldi. Piyangonun hasılatı tiyatronun restorasyonu, tadilatı ve yeniden geliştirilmesi gibi önemli “iyi nedenler”i finanse ediyordu.

O zamanlarda, milenyum yaklaşırken, kasabalar ve şehirler milenyumu kutlamak adına yeni yollar arıyorlardı. Pek çoğu, kültürel girişimleri tercih ederek yeni performans sanatları için mekanlar kurdu ve o zamana kadar sunulan finansal fırsatlardan yararlandı. Bu yeni ve çeşitli kültürel merkezler, bir dönüm noktası yaratıp herkesin kullanımına ve keyfine hitap ederek, ihtiyaç duyulan kentsel dönüşüm programlarının odak noktası oldu.

 

Çevirmen: Zeynep Efe

Kaynak: http://www.theatrestrust.org.uk/discover-theatres/theatre-faqs/172-how-has-the-design-of-theatre-buildings-changed-over-time