Şehirlerin Hikayesi – Bölüm 1: İskenderiye, Modern Dünyanın Temellerini Nasıl Attı?

İskenderiye’nin sırrı, eğer klasik tarihçilere inanırsak, altın bir kutuda yatıyor. Değerli taşlarla işlenmiş ve avuca sığacak kadar küçük olan bu kutu, mağlup edilen Pers Kralı III. Darius’un savaş ganimetlerinin olduğu hazinede bulunmuştur. Darius’u mağlup eden Büyük İskender en değerli hazinesini, yani Homeros’un eserlerini bu kutunun içinde saklamıştır.

Mısır’ı fethettikten kısa bir süre sonra İskender Homeros’un ona Odyssey’den cümleler alıntıladığı bir rüya gördü. Cümlelerden biri Akdeniz’de bulunan bir Mısır adası olan Pharos adasından bahsediyordu; ertesi sabah İskender Pharos’a gitti ve taşlıkların üstünde, altın kutu elinde, parça parça, unutulmuş bir şekilde uzanan kıyıya baktı. Uzun bir sessizlikten sonra başını salladı. Bu kıyılardan, antik dünyanın en kayda değer şehirlerinden biri yükselmeye başlayacaktı.

Orijinal İskenderiye şehri artık iki milenyumluk şehir evrimlerinin altında yatıyor, en eski tapınaklarının ve eserlerinin kalıntıları Kahire, Londra ve New York’a taşınmış veya depremlerle, askeri kuşatmalarla yıkılarak ve deniz altında kalarak yok olmuştur. Bu antik şehri anlayabilmek için arkeologlar modern olanın derin ve genelde çelişkili mit ve folklorunu katman katman soydular. İskenderiye kadar efsane dolu çok az metropol vardır çünkü çok az metropol, bir zamanlar İskenderiye’nin yaptığı gibi dünyayı bir araya getirmeye çalışıp şehirleşme tarihinde yeni bir çağ açmıştır.

İskenderiye’nin iki limanının planı. Şehri planlarken, inşa edilecek yollar ve evler arpa unuyla çizilen gerçek boyutlarda bir şablonda işaretlendi.

Justin Pollard ve Howard Reid, şehrin kökenlerini inceledikleri kitapta [The Rise and Fall of Alexandria] “İskenderiye dünyanın bilinen en büyük zihinsel potasıydı.”, diye belirtmişti.  “Bu salonlarda Modern Dünya’nın gerçek temelleri atıldı; yapısal değil, düşünsel temeller.”

Antik İskenderiye’nin en cazip, özgün ve günümüzde en bilinen yerleri Deniz Feneri, kütüphanesi ve müzesi olmasına rağmen, şehrin modern yaşama asıl etkisi tasarımının bütünüyle olmuştur. İskender’in baş mimarı Dinocrates, özel ve kamusal alanı, manzara ve fonksiyonu, deniz ve karayı birleştirecek destansı bir sistem tasarlamıştır. 1920’li yıllarda İskenderiye’nin en ünlü tarihçilerinden biri haline gelen E.M. Forster, şehrin tasarımını “Helenizm’in en iyi yanları” olarak tanımlamıştır. Dinocrates’in şaheseri daha ilk levhası bile konulmadan neredeyse hiç iz bırakmadan batmıştır.

Tebeşirin yokluğunda Dinocrates şehrin gelecek yollarının, evlerinin ve su kanallarının şemasını çizmek için arpa unu kullandı. Ancak ölçümcülerin bağlantılı açıları hesapladığı ve işçilerin gerekli tahıl tanelerini serptiği anda deniz kuşları dalışa geçip gerçek boyutlu şablonu aşırıyordu.

But as quick as his surveyors could calculate the relevant angles and his labourers could scatter the requisite lines of grain, flocks of sea birds swooped down and snaffled this life-size blueprint for themselves.

Çoğu kişi bunun İskender’in adını taşıyacak şehir için kötü bir işaret olduğunu düşündü fakat generalin kişisel kahini duruma farklı bir açıdan baktı; ona göre kuşların beslenme çılgınlığı, İskenderiye’nin bir gün tüm dünyaya gıda sağlayacağının işaretiydi.

Mısır’ın metropolünün planlaması pek çok Yunan şehrinin planlamasının izinden gitti.

Böylece inşaat devam etti ve çok geçmeden deniz kuşları, yukarıdan bu inşa çılgınlığını izler oldu. İskender’in kraliyet sarayı, hem Mısır hem de Yunan tanrıları için tapınaklar, geleneksel Pazar yeri ,hem ticari pazar alanı hem de toplanmak için bir merkez, yaşam alanı ve koruyucu duvarlar için alanlar yaratıldı. Nil nehrinden kanallar açıldı ve dereler, evlere devamlı taze su tedarik edilmesi için ana caddelerin altına yönlendirildi.

Bir açıdan, Dinocrates’in İskenderiye planı kopyala yapıştır bir plandı ve Yunan şehirlerinde kullanılan ve onun da aşina olduğu tipik bir model izliyordu. Dinocrates, Atinalıların büyük  Pire Limanı’nı tasarlayan ve şehir planlamasının babası addedilen Hippodamus’un öğrencisiydi. Aristo’ya göre, Hippodamus “şehir kurma sanatını bulan kişi” idi , gerçi iltifatlar burada sona eriyor; yaşlı filozof, Hippodamus’u “epey yapmacık davranışlar” ile yaşamakla suçlayıp “uzun saçlarını” ve “pahalı takılarını” küçümserdi.

Hippodamus ve öğrencileri bir şehri planlamanın sadece şehrin sınırlarının taslağını yapmaktan ibaret olmadığına inandılar; tasarlayanlar, şehrin sadece lojistik olarak değil aynı zamanda politik ve kültürel açıdan nasıl işleyeceğini tasarlamak zorundaydılar. Hippodamus’a göre caddeler sadece evler ve dükkanların yan ürünleri değil aynı zamanda merkez noktalarıydı: verimli şehir yönetiminin gösterilmeye değer parçalarıydı. Ancak, Hippodamus çoğunlukla eski şehirlerin küçük bölümlerini parça parça dönüştürme amaçlı projelerle sınırlı iken İskenderiye, Dinocrates’e boş bir tuval sunuyordu ve ona ustasının yeniliklerini daha önce görülmemiş ölçeklerde yansıtma şansı verdi.

Dinocrates’in dehası, ana karadan Pharos adasına yönelen  ve bir Yunan stadyumundan yedi kat büyük olduğu için heptastadion olarak adlandırılan 180 metre genişliğinde bir köprü inşa edip iki yanına geniş limanlar kurarak sisteminin hatlarını suyun üzerine kadar genişletmesinde görülüyordu. Şehrin çeşitli unsurları arasındaki bütünlük muazzamdı. Oxford Üniversitesi Arkeoloji Okulu’ndan, The Architecture of Alexandria’nın yazarı Dr. Judith McKenzie,“Limanları heptastadion oluşturuyor ve deniz feneri koruyordu, deniz fenerinin hattı da aynı uyumla şehrin ana şebeke planına uzanıyordu.”, diye açıklıyor; “Bunları tümü paket olarak geliyordu ve işe de yaradı.”.

İskenderiye’nin başarısının kaynağı sadece Yunan kökenleri değil, aynı zamanda eşit derecede önemli olan Mısır etkisiydi. İskender’in altın kutusunun hikayesi nesilden nesle aktarıldı ancak gerçekte şehrin konumunun seçimi, Homer’den olduğu kadar yerli bilgi ve uzmanlıktan da kaynaklanıyordu. Yeni kent, yalnızca iç kesimlerdeki Mısır krallığıyla Yunan denizci imparatorluğu ve Akdeniz’in geri kalanı arasında mükemmel bir kesişim noktası oluşturmakla kalmıyordu; yolların açıları da denizin serinletici rüzgarlarının sirkülasyonundan en yüksek düzeyde faydalanacak şekilde ayarlanmıştı ve binalar da batı ve doğu mimarisinin en iyi yönlerini bir araya getirmişti. Ünlü deniz fenerinin sekizgen duvarları bugün hala Mısır’ın geri kalanındaki sayısız minarede ve Christopher Wren’in Britanya’daki kilise kulelerinde kopyalanıyor.

M.Ö 280’de inşa edilen büyük Pharos deniz feneri.

Şehir Kimin Vizyonuyla Şekillendirildi?

Gelecek yıllarda, İskenderiye’nin zenginlikleri ve itibarı büyüdükçe, en ünlü kuruluşları şekillendi; her akademik disiplinde öne gelen akademisyenleri bir araya getiren bir Musaeum (tam anlamıyla Muse, yani ilham perisi, tapınağı) ve onun içinde dünyadaki en büyük örneği olduğu düşünülen ve limana yanaşan gemilerden kraliyet onayı ile el konulan kitaplardan oluşan bir kütüphane.

Ama İskender’in kendisi şehrin bu harikaları ve kurduğu şehri görecek kadar yaşayamadı. Dinocrates arpa ununu dökmeye başladıktan kısa bir süre sonra General, Mısır’ın çöllerinin derinliklerindeki Siwa’da bulunan kahine danışmak için yola çıktı ve sonrasında Pers’de ve Hindistan’da yeni koloniler kurmak için doğuya doğru yola çıktı. On yıl içinde Babil’de öldü; Mısır’daki veliahtı I. Ptolemy, İskender’in bedenini memleketi Makedonya’ya varmadan (şimdiki kuzey Yunanistan) kaçırıp, İskenderiye’de ki muazzam mezarına defnetti.

İskender’in cesedinin kaderi, İskenderiye’nin entelektüel çaba ve kentsel modernizme daha az ve otokratik güç ve ilahi yönetimin yerleşmesi için bir araç olarak kenti harmanlamaya daha çok odaklanan karanlık tarafına açılan bir penceredir. Ptolemy İskender’in cesedini kendi kurduğu otoriteyi haklı göstermek için istedi. Orijinal olarak bu Hellenistik kasaba, özerk vatandaşların karar almada eşit söz hakkına sahip oldukları bir şehir olarak tasarlanmışken (tabii ki kadın, yabancı ve köle olmadıkça) İskenderiye, alaylı [askeri alay] düzen ve dikkatle ayrılan mahallelerle alttan gelen bir demokrasinin değil, üstten gelen bir kontrolün ve kentsel uzlaşmazlığın bir örneği haline geldi.

İskenderiye’nin şimdiki limanı.

Kent tarihçisi Lewis Mumford, The City in History’de  “Eski şehir yönetiminden kalanlar sadece bir görüntüydü.” diyor; “ Eski belediye yönetiminde bütün vatandaşlar eşit şekilde rol alıyordu; yenisinde, vatandaş emir alıyor ve emredileni yapıyordu.”.  Mumford’un gözünde, İskenderiye’nin dış görünüşte mükemmel şekillendirilen biçimsel düzeni ve güzelliği, bir zamanlar şehirlerin derinliklerinde vaat edilen gerçek, karmakarışık özgürlüğün çözünüşünü yansıtıyordu.

Şehirlerimizin, sakinlerine mi yoksa yönetenlere mi daha iyi hizmet ettiği konusundaki gerilim yüzyıllardır sürmekte ve bugün halen İskenderiye’yi şekillendirmeye devam etmektedir. Bu yıllarda  yaklaşık 5 milyon kişiye ev sahipliği yapan ve son yıllarda ikinci kez kitlesel isyana ve kent isyanına maruz kalan ülkenin ikinci metropolüne olan İskenderiye, mantıklı kentsel planlamanın neye benzemesi gerektiği konusundaki rakip vizyonların cephe hattında yer alıyor.

Geçen sene bölge uzun zamandır kayıp olan deniz fenerini orijinal yerine yeniden inşa etmeyi amaçlayan ve bölge için büyük bir gelişme vaat eden proje, aynı zamanda büyük alışveriş merkezleri ve lüks bir otel inşası da içeriyor.

Eleştirmenler, önerilerin modern kentin karmaşık gayrıresmi ekonomisini ve kırılgan mimari tarihini göz önünde bulundurmadan, kararların şehir sakinlerine bilgi verilmeden ve onlarla anlaşma yapılmadan alındığına işaret etti. “Gerçek, İskenderiye’nin zengin kültürel tarihini büyütmekle ilgili değil,” diyor, Mısır’da yerel siyaseti inceleyen Amro Ali; “tarihin hangi yönlerinin kamu yararı pahasına adice ticarileştirilebileceği ile ilgili.”

Ali’nin de belirttiği gibi, İskender’in ilk kez Pharos kıyılarında durup metropolünün burada kurulmasına karar verdikten birkaç on yıl sonra tamamlanan antik deniz fenerinin ayrıntılarını okumak, İskenderiye’nin çağdaş siyasi kodamanları için akıllıca olacaktır. Geleneksel olarak, deniz fenerinin mimarı Sostratus, deniz fenerini girişinde bir levhaya alçı ile yazarak deniz fenerinin inşasını Mısır’ın kraliyet ailesine adadı.

Ama Sostratus levhanın altına küçük harflerle gizlice başka bir yazı daha ekledi: “Bütün o denize açılanlar adına”. Kentsel alanlarımızın gerçekten kimin ilgilerine göre planlandığı sorusu, o zamandan beri kafalara takılan bir soru olmaya devam ediyor.

 

Yazar: Jack Shenker

Çevirmen: Berra Yüksel

Kaynak: https://www.theguardian.com/cities/2016/mar/14/story-cities-day-1-alexandria-egypt-history-urbanisation-foundations-modern-world

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları