The Simpsons’un Tanrısı

Geçenlerde “Felsefi Açıdan The Simpsons” başlıklı bir yazı gözüme çarptı (http://ceviriyoruz.org/felsefi-acidan-the-simpsons/). Felsefeci Julian Baggini tarafından yazılan bu yazı, Fox TV’nin ünlü çizgi filmi The Simpsons’ın felsefi önemi üzerine. Bu yazı, The Simpsons ile felsefenin bu sözde ortaklığı hakkında yazılan ilk yazı değil. Open Court, “Felsefe ve The Simpsons” adlı bir kitap yayımladı. Bu kitap, uzman felsefeciler tarafından The Simpsons’daki felsefi kavramları inceleme amacıyla yazılan yazıların bir derlemesi. Open House aynı zamanda bu kitaba benzer olarak “Seinfeld ve Felsefe”, “Yüzüklerin Efendisi ve Felsefe”, “Matrix ve Felsefe” gibi kitaplar da yayımladı. Baggini’nin yazısında The Simpsons hakkında “insan doğası hakkında Platon’dan Kant’a birçok felsefecinin gözlemlerine denk gerçekleri açığa çıkarır” ve “çağımızın en büyük kültürel değerlerinden biri” gibi iddiaları var. Bunlar çok ağır iddialar. The Simpsons ’da işlenen sorunlar arasından Baggini tarafından vurgulananı din idi. Bunu aklımda tutarak Baggini’nin yazısını kısaca incelemek istiyorum.

Baggini’nin göze çarpan iki tane argümanı var. Baggini The Simpsons’ın gerçekten de felsefe yaptığını ve bu konuda gayet iyi olduğunu iddia ediyor. Gerçek felsefe yapmak ne anlama gelir? Felsefe yapmak ile gerçek felsefe yapmak arasında bir fark var mıdır? Buradaki problem, gerçek felsefenin hiç açıklanmamış olmasından kaynaklı. The Simpsons felsefi fikirlerle diğer dizilerin yapmadığı ne yapıyor? Belki de “gerçek felsefe” den kastedilen dizinin, hayatın temel sorunlarını kısıtlanmamış ve açık bir şekilde ele almasıdır. Bunu daha iyi anlayabilmek için Baggini’nin web sitesine girdim. Baggini “Felsefe yapmak akademik bir kitleye hitap eden özgün yazılar yazmak olabilir.” demek haricinde “felsefe yapmak” ve “gerçek felsefe yapmak” arasındaki farkı açıkça tanımlamıyor. Web sitesinde de bunu açıklığa kavuşturacak başka hiçbir şey yok. Bu, Baggini gerçek felsefeyi açıkça tanımlamamış demek değil. Daha doğrusu, Baggini tarafından yazılan bir tanım bulunamamakta.

Baggini ayrıca çizgi filmlerin çağımızı anlatmanın en iyi yöntemi olduğunu iddia ediyor. Çizgi filmler, televizyonlardaki sitcomlar, pembe diziler, reality showlar1 gibi farklı türde programların da yaptığı üzere felsefi fikirleri ve kavramları sergiler ve öne çıkarır. Bunların bazıları kasıtlı olarak, bazıları ise kasıtlı olmadan yapılır. Kasıtlı olarak yapılanlar hakkında konuşacak olursak, bazı diziler hayatımızın “Herhangi bir şeyi bilebilir miyiz?”, doğru, yanlış, özgür irade, hayatın anlamı, Tanrı gibi temel sorunları üzerine odaklanırken; bazı diziler de tüketici fikirleri, seyahat, dedikodu, moda gibi temel sorunlardan uzak konulara odaklanmakta. Baggini ikinci argümanı olarak insan hayatının saçma olduğunu ve insanların hayatları ve kaderleri hakkında büyük ve yüce felsefeler kurma denemelerinin başarısız olduğunu iddia ediyor. Eğer hayat saçmaysa, hayatın anlamı ve alakalı oluşu neresinde? Eğer Baggini’nin iddiasını kabul edecek olursak The Simpsons’da, ki kendisinin de beğendiği bir dizi, saçma ve anlamsız. Birisi neden anlamsız ve belki de önemsiz bir yazıyı okumak ya da diziyi izlemek ister ki? Baggini’nin, yazısını ve The Simpsons’ın önemsiz olduğunu düşündüğünü düşünmüyorum. İnsanların hayatları ve kaderleri hakkında büyük ve yüce felsefeler kurma denemelerinin başarısız olduğu iddiası kesinlikle sorgulanamaz. Teizm, natüralizm ve panteizm gibi çokça kabul gören ve insanlık tarihiyle ilgili açıklamaları ile birçok kişinin inandığı kaderi barındıran dünya görüşleri mevcut. Baggini’nin, ortaya hiçbir kanıt ileri sürmeden insanlığın tarihini ve kaderini yeterli olarak açıklayabilecek bir dünya görüşünün olmadığını iddia etmesi kuşku uyandırıcı.

Din hakkında tartışırken Baggini, dizinin “Kâfir Homer” isimli bölümünü ele alıyor. Bölüm, din ve dinin dizinin bazı karakterlerin hayatındaki rolü üzerine. Bölüm Homer’ın karısı Marge’a kilise ayinlerine gitmeyeceğini söylemesiyle başlar. Bu karar Marge’ı hayal kırıklığına uğratır ve bölümün geri kalanı Homer’ın mazeretlerine ve karısının, papazın ve Hristiyan komşusunun onu ikna etmesine odaklanıyor. Bölümde eğlenceli bazı sahneler var ama bölüm insanları cehennem korkusuyla dine çağırmak, öfkeli bir Tanrı betimlemesi, Hristiyanlığı sonradan kabul etmiş insanların tahammülsüz olarak gösterilmesi gibi klişelerle dolu.

Baggini, The Simpsons’ın dini ele alışının çok başarılı olduğunu ama bunun, dizinin bir Ateizm propagandası olduğu ya da “Tanrı ya da doğaüstü inancı” olumsuzca hedef gösterdiği için olmadığını belirtiyor. Ancak, bu belirtmeyle ilgili bir problem var. Sezon dört DVD’sindeki “Kâfir Homer” bölümünde, bölümün dizideki haline ek olarak dizinin başlıca yazarlarının düşünceleri var. Her ne kadar Baggini’ye yazarların dizide Ateist propagandası yapmadığı konusunda katılsam da bazı karakterlerin diyaloglarında belirttikleri düşünceleri İncil’in Tanrısı hakkında inançlarını yansıtıyor, ki bu inançlar Hıristiyan Tanrı’yı, Hıristiyanları hedef alan inançlar ve geleneksel Hristiyanlıkla çatışıyorlar. Aşağıda bununla ilgili bazı örnekler var.

Tanrı, hayatımızda önemi olmayan, kısıtlanmış ve uysal bir varlığa indirgenmiş durumda. Homer’ın Tanrı’yı gördüğü bir rüyada Tanrı ona St. Louis’in hala futbol takımı olup olmadığını sorar ve ikisi kilise papazının Homer’a göre vakit kaybı olan vaazlarının iyi olmadığı konusunda uzlaşırlar. Neden? Çünkü Homer der ki “Neden Pazar günümün yarısını cehenneme nasıl gideceğimi dinleyerek geçireyim ki?” Bart, ablası Lisa’yı kilisenin kapıları buzlanmadan kilitlenmesine rağmen dua ettiği için azarlar. Lisa’ya “Şimdi bunun ne yer ne de sırası,” der. Homer patronuna işe gelemeyeceğini çünkü “dini bir bayramı” kutladığını söyler. Diğer bir deyişle, Tanrı bizim için sadece vaktimiz olduğunda ve onunla aynı fikirde olduğumuzda önemlidir.

Yazarın bölümle ilgili olan yorumları, biraz da olsa, bölümde Tanrıya ve doğaüstü olan şeylere önyargı olduğunu ortaya çıkarıyor. İlk örneğimiz Flanders’ın Homer’ı arabasıyla takip etmesiyle alakalı. Homer’ın evangelik komşusu Flanders, Homer’ı kiliseye geri dönmesi için ikna etmeye çalışıyor. Flanders, eşi ve çocukları Homer’a ulaşmak için o kadar istekliler ki ona ulaşmak için onu arabayla kovalıyor. Kovalamaca sırasında Flanders’ın kızı Homer’a “Kâfir” olarak sesleniyor. Yazarlardan biri, Flanders’ın Homer’ı arabasıyla kovaladığı sırada evangelikliğinin zirvesinde olduğunu belirtti. İkinci örneğimiz ise bölümün son sahnesinde gerçekleşiyor. Homer, ev yangınından henüz kurtarılmıştı. Yangın söndürüldüğünde Homer, ailesiyle ve komşularıyla mutfakta oturuyordu. Homer, yangının ve ardından yangından kurtarılmasının ona bir ders verdiğini ve bunun sonucunda kiliseye döneceğini söyledi. Homer’ın edindiği önemli ders ise “Tanrı öfkelidir.” idi. Bu yorum hakkında konuşacak olursak, yazarlardan biri İncil’den bu dersi çıkarmanın kolay olduğunu söyledi. Yazarın bu durumu yanlış nitelendirdiği çok açık.

Bu örnekler ile Hristiyanların aşırı hevesli olan Flanders’a benzetilerek klişeleştirilmesi ve papazın cehennem korkusunu kullanarak verdiği vaazlar gibi diğer sorunlar, insanları Baggini’nin dizinin ana hedefini doğru bir şekilde tespit edemediğini inanmaya sürüklüyor. Bununla birlikte Baggini, The Simpsons’ın felsefi önemini onun açıklayıcı gücünü Platon’dan Kant’a büyük felsefecilerle karşılaştırarak abartmakta. Yine de dizi, din ve hayatın bu gibi mühim konularını, eğlenceli kesitler üreterek ele aldığı için övgüyü hak etmektedir.

 

Çevirmenin Notu:

1: Reality Show: Sıradan insanların yaşantılarını konu alan televizyon programları.

2: Evangelik: Hristiyanlığın öğretilerini özellikle 4 İncil’de anlatıldığı gibi kabul eden kimse.

 

Yazar: Richard Pimentel

Çevirmen: Çağdaş Yardımcı

Kaynak: http://www.philosophynews.com/page/The-God-of-the-Simpsons.aspx

 

Bunları da beğenebilirsin Çevirmenin diğer yazıları